• Nombre de visites :
  • 835
  • 18/6/2016
  • Date :

Şehid Mutahhari'nin Dilinden Tövbe (2)
şehid mutahhari

Allah'a andolsun ki, bir günde bir gündür, bir saat¬te bir saattir, eğer bir gece dahi ertelemiş olsak hata yapmış sayılırız. Önce tövbe etmelisin. Biz tövbe et-meden namaz kılıyoruz, oruç tutuyoruz, tövbe etmeden hacca gidiyoruz. Kur'an okuyoruz. Tövbe etmeden zikre¬diyor, zikir toplantılarına katılıyoruz. Ne oluyor efen¬dim? Allah'a andolsun ki; tövbe ediniz, tövbe ederek bir gün namaz kılınız. O bir gün sizi on yıl öne götürecek, sizi Allah'a yakınlaştıracaktır.
Siz de tövbe edi¬niz, kendinizi mukaddes bir ortamda bulursunuz. Al¬lah'ın inayet ve lütfü ruhunuza serinlik kazandırır. Sanki bir grup meleğin sizi sardığını hissedersiniz, temizlen¬miş olursunuz. Çünkü insan tövbe halinde, egoistlikten uzak olur, kendini kontrol eder, günahlarını dikkate alır. Allah buyuruyor ki: «Ey benim israfçı kullarım (günahkâr kullarım) benim rahmetimden ümidinizi kesmeyin, gelin bana doğ¬ru (tövbe kanalıyla, tövbe fezasına girin) ben sizi affede-derim.» Şu Hadisi Kudsi'ye bakın ne kadar güzel anla¬tıyor tövbeyi: «Benim yanımda günahkârların iniltisi, tesbih edenlerin tesbihinden daha sevimlidir.» Gidin, Allah'ın dergâhına nâle edin, bu gece, ya-rın gece, her gece günahlarınızı hatırlayın, günahlarınızı kimseye söylemeyin zira günahı başkasına söylemekte günahtır. İçinizde kalsın kendiniz biliyorsunuz ya, siz kendiniz yargıç olun, kendinizi, kendiniz cezalandırın. Günahlarınızı göz önüne alın, Allah'ın huzuruna götürün, suçlarınızı söyleyin O'na, inleyin, bağışlanma dileyin Al¬lah sizi bağışlar, ruhunuzu tertemiz eder. Gönlünüze se¬fa inayet eder, kendi lütfundan size bahşeder. İşte o za¬man vücudumuzda bir zevk, bir lezzet icat olur. İbade¬tin tatlılığını tadarsınız. İşte o zaman günahlar nazarı¬nızda küçülür, küçülür ve bir daha günah işleme isteğiniz olmaz. Artık filan şehvet filmini bir daha izlemez¬siniz, başkalarının namusuna dokunmazsınız, gıybet et¬mez, yalan söylemez halka iftira etmezsiniz. Bütün istek¬leriniz iyi ve temiz işlere olacaktır.
Size biraz da Kerbela acısından zikredeyim:
Tasua günü, Ömer Saad ordusu Ubeydullah Ziyad emriyle saldırıya geçti. Hemen o gece İmam Hüseyin (A.S.) ile savaşmak istiyorlardı, imam Hüseyin Kar¬deşi Ebul fazl aracılığı ile O geceyi mühlet vermelerini istiyor. Bu gece bana müsaade etsinler, yarın savaşırım. Ben teslim olanlardan değilim, savaşırım. Ancak bu ge-cî bana mühlet versinler. Daha sonra, Hüseyin zaman geçiştirmek istiyor demesinler diye kardeşine şöyle diyor: Kardeş Allah biliyor ki, ben O'nunla münacat etme¬yi severim. Bu gece ömrümün son gecesi olarak Al-lah'ımla münacat etmek istiyorum. Bilseniz, o Aşura ge¬cesi nasıl bir geceydi? Miraç gecesiydi. O gece kendilerini temizliyorlardı. Tanzif adında bir çadır vardı bir kişi içerde iki kişi de dışarıda nöbet tutuyorlardı. Zahiren dışındakilerden biri Büreyr idi. Şaka yapıyordu. Arkadaşı bu gece şaka gecesi değil diye söylediğinde; Bende aslında şaka ehli değilim ancak bu gece şaka gecesidir, dedi.
Hz. Hüseyin (A.S.) : Bu gece, tövbe istiğfar etmek istiyorum diyordu. Acaba bizim tövbeye ihtiyacımız yok mudur? Onların ihtiyacı varda, bizim ihtiyacımız yok mudur? Evet, Ali oğlu Hüseyin o geceyi böyle geçirdi. İbadet etti, kendisi ve ailesinin işleriyle ilgilendi. O ge¬ce ashabına meşhur «Garira» hitabesini okudu.
Size, Kerbela'da gerçekleşen, makbul bir tövbe ve çok çok ciddi bir tövbekardan bahsedeceğim: Hürr Bin Yezit Riyahi. Hürr, cesur ve güçlü bir insandı. Übeydullah Bin Ziyad, İlk olarak İmam Hüseyin'in karşısına bin asker göndermek istediğinde, komutanlığa onu seçmişti. Hürr, peygamber ailesine zulüm ve eziyet etmişti. Arz etmiştim ki; günah ne kadar büyük olursa vicdanın tepkisi de o kadar büyük olur. Bakınız ruhun ulu makamları, alçak duygulara nasıl bir tepki gösteriyor? Ravi diyorki; Hürr bin Yezid Riyahi'yi Ömer Sa ٙd'ın ordu¬sunda söğüt gibi titrediğini gördüm. Çok hayret etmiş¬tim, yanma giderek, ben seni çok cesur biri olarak ta¬nırdım, Küfe'de en cesur kimdir deselerdi seni gösterir¬dim. Sen nasıl korkarsın, vücudun korkudan titrer? dedim. Bana dedi ki: Ben kendimi iki yolun başında görüyorum, bir tarafta cennet, diğer tarafta cehennem. Bilmiyorum bundan mı gideyim ondan mı? Ama sonun¬da cennet yolunu tuttu. Kimse amacının ne olduğunu an¬lamayacak şekilde atını ordu dışına sürdü. Artık kimsenin önüne geçemeyeceği bir yere geldiğinde aniden atını kır¬baçladı, imam Hüseyin'in çadırına varıyor, imam Hü¬seyin'in yanına yaklaştığında söylediği ilk cümle şuydu: Bu asi köpeğin tövbesi kabul olur mu? Buyurdu evet tabi ki kabul olur. Hüseyin'in keremini görün: Efendi, bu ne tövbedir? Bizi bu duruma sen sürükledin, şimdi tövbe mi ediyorsun? Ama Hüseyin böyle düşünmüyor, o hep halkı hidayet etme düşüncesindedir. Eğer bütün gençleri öldürdükten sonra, Ömer Sa ٙd'da tövbe ediyorum deseydi tövbesi kabul edilirdi. Çünkü Yezit, Kerbela ola¬yından sonra Şam'da Hüseyin oğlu Ali'ye, acaba ben tövbe edersem kabul olur mu? Diye sorduğunda, O evet kabul olur demişti. Ama Yezit tövbe etmedi Hürr, İmam Hüseyin'e, ağam izin ver meydana gidip canımı sana feda edeyim, dediği zaman imam Hüseyin, sen-benim misafirimizsin, atından in misafirimiz ol buyurdu. Hürr; İzin verirseniz ben gideyim daha iyidir dedi. Bu adam utanıyordu. Neden? Çünkü kendi kendine şöyle di¬yordu: Allah'ım ben senin sevdiklerini titreterek, Peygamberinin evlatlarını korkuttum. Bunun için imam Huseyn'in yanında oturmaya razı olmadı. Çünkü İmam Hü¬seyin'in çocuklarını görürse utançtan boğulacağını dü¬şünüyordu.
 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)