• Nombre de visites :
  • 787
  • 30/10/2011
  • Date :

Tevhit Felsefesi -2

tevhit felsefesi

İnanç, ibadet, tutum ve davranışlarımızda hata yapmamak ve tutarlı olabilmek için, iman haline gelen bilgilerimizin doğruluğu ve sağlamlığı kaçınılmazdır. Çünkü bilgi, akıl vasıtasıyla, beyinden kalbe, inanç olarak akseder. Kalpte iman haline gelen bilgi, yine beynin onayından sonra azalara davranış olarak yansır.

Ayrı ayrı mezheplere, tarikata , cemaate sahip olsalar da Müslüman’ım diyen her insanın bütün gün boyunca söyleyip durduğu bu sözler bu kadar aktüel ve popüler olmasına rağmen ayni derecede harekete geçirici ve ayağa kaldırıcı değildir. Bunun tek nedeni bu sözü (LÂ ILAHE ILLALLAH) ilk indiği günlerdeki tazeliği ile anlayamamış olduğumuzu söyleyebiliriz.

İlk indiği günlerdeki tazelik nasıldı. Bir Ebu Zer… Gizlene saklana Mekke’ye geliyor. Resulullah (S.a.v)’i buluyor ve bana İslam ‘i anlat Müslüman olacağım diyor. Ona sadece bu kelime söyleniyor. İşte İslam bu demektir deniliyor. Müşriklere(sirk koşan, Allah’a ortaklık) hitaben bağırmaya başlıyor. ”œDinleyin beni… Ben Giffar kabilesinden Ebu Zer’im. Sizin ilahlarınızı reddediyorum. En büyük Allah’tır. Siz ve putlarınız bir hiçsiniz….”‌ Üzerine çullanıyorlar. Ebu Zer, kanlar içinde komalık oluyor. Burada Ebu Zer’in yaptığından ziyade bu kelimeden anladığı ve ona sözü öğreten kişinin verdiği ruh önemlidir. Nasıl bir söz ki kabul eden kişinin üzerindeki etkisi fırlayıp ayağa kalkarak şehrin meydanına koşmak oluyor. Zapt edilmez bir enerjiyle doluyor. İliklerine kadar devrim ateşiyle dopdolu hale geliyor. İste 23 yılda dünyayı sarsan bir devrimin temelinde yatan ruh budur.

Bir çocuk, Ali… İlk duyduğunda bu sözü gidip babasına danışmak, onun iznini almak istiyor. Ancak sonradan düşünüyor ki, Müslüman olmak için izin almak gereksizdir. Nasıl bir sözdür ki, ilk kabullenen bir çocuktaki etkisi, korkarak endişeye kapılmak ve odasına çekilip kara kara düşünmek oluyor. Düşündüren, odalara kapattıran, ayağa kaldıran, haykırtan bir söz. ”Là ilahe illallah”‌.

Bu durum onun zulme,haksızlığa, tuğyan’a(Azgın, taşkınlık yapan) karşı muhalefetçi, karşı koyucu, başkaldırıcı özelliğinden kaynaklanıyor. Bu söz insanlar tarafından kabullendiğinde daha ne hac, ne zekat, ne örtünme emri, ne içki yasağı, ne ramazan hiç bir şey yoktu. İnsanlar sadece hayır demeye, başkaldırmaya çağrılıyordu. ”HAYIR”‌ diyemeyen ”EVET”‌ diyemez.

Kelimedeki la ve illa sözleri başkaldırı ve boyun eğmenin ikisini de içermektedir. Müslüman lâ diyerek ”œbaşkaldıran insan”‌ olurken illa diyerek de ”œevet Yalnızca ve yalnızca Allah’a boyun eğen”‌ insan olmaktadır

Bu kelime yani Kelime-i Tevhid (Lâ ilahe illallah) birleştirici teke indirici özelliğinden dolayıdır ki, çok kısa bir süre içerisinde bir topluluk baş döndürücü bir insanlık numunesi haline gelmiştir. Peygamber tümüyle ahlak olarak çökmüş, kız çocuklarını diri diri toprağa gömen, zenginin zayıfı ezdiği, haklının hakkını değil almak arayamadığı aşiret ve kabilelerin birbirleriyle kıyasıya çekiştiği bir cahili toplumu sadece bu kelime etrafında birleştirmiştir. O ne bir ahlak öğreticisi, ne aşiret,kabile taassubu güden bir önder, ne sabahtan aksama kadar namaz kılıp tesbih çeken ruhani bir liderdir. O bütün insanlık tarihi boyunca da tekrarlanan bir sünnetullah’ın son tekrarlayıcısı oldu. Bundan sonra bunu tekrarlamak bize düşüyor. Bu gün bölük bölük fırkalara ayrılmış her kesin kendisine ”İSLAM”‌ dediği, gayrisini da tevil ettiğini bu kelimeden başkası birleştirmeyecektir.

”İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emir olunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah’ın indirdiği kitap’a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emir olundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rab binizdir. Bizim islediklerimiz bize, sizin isledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O’nadır.(Şura -15)

Duvardaki yada kolunuzdaki saatinize bakin. Birçok parçadan oluşmuş saatin herhangi bir parçasının yerine dikiş makinesinden söküp çıkardığınız bir parçayı saate taksanız da saat artık zamanı gösterme işlevini yerine getirmeyecektir, dikiş de dikmeyecektir. Allah’a inansanız da, hayatinizin bir bölümü O’nun, bir kısmını O’nun rızası dışındakilerle sürdürüyorsanız biliniz ki; dikiş makinesinden sökülüp parçası değiştirilmiş saat gibisiniz.

Leyla Gök tarafından yazıldı

haberindunyasi


Tevhit Felsefesi -1

1. TEVHİD

2. TEVHİD

TEVHİDİN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ

ALLAH'I ZİKRETMEK

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)