• Nombre de visites :
  • 845
  • 15/12/2012
  • Date :

HZ. RESULULLAH (S.A.A) MÜSLÜMANLARlN İDARECİSİYDİ

hz. resulullah (s.a.a) müslümanlarln idarecisiydi

Hz. Resulullah (s.a.a) hayattayken İslami hükümetin başında bulunuyordu. Müslümanların işlerini idare ediyor ve Allah tarafından bu büyük görevi yapmak için geniş bir yetki taşıyordu. Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurur:

"Peygamber müminler için kendi nefislerinden daha evladır."[1]

"Öyleyse aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların isteklerine uyma."[2]

O halde Hz. Resulullah (s.a.a) iki makama sahipti: Bir yandan vahy vesilesiyle Allah Teâla ile irtibat halindeydi; şer'i hüküm ve kanunları alıp insanlara iletiyordu; diğer taraftanda İslam ümmetinin idareciliğini yapıyordu. İslam'ın sosyal ve siyasi program ve kanunlarıyla müslümanları idare ediyordu.

Hz. Resulullah'ın (s.a.a) siretini incelediğimizde, O'nun müslümanların işlerini ıslah ettiği ve onlara hükmettiği açıkça görülür. Hakim ve vali tayin ediyor, kadı gönderiyor, cihad emri veriyor, kısacası bir ümmetin idaresi için gerekli tüm işleri yapıyordu.[3]

Bu görev Allah tarafından kendisine verilmişti, İslam'ın içtimai ve siyasi hükümlerini icra etmekle yükümlüydü. Müslümanlar da cihad etmekle görevliydi ve Hz. Resulullah (s.a.a) da onları cihad için seferber kılmakla görevlendirilmişti. Örneğin Kur'ân şöyle buyuruyor: "Ey Peygamber, müminleri savaşa hazırlayıp-teşvik et."[4]

"Ey Peygamber, kafirlerle ve münafıklarla savaş ve onlara karşı şiddetli davran" (Tevbe/73)

Hz. Resulullah (s.a.a) insanlara hükümet etmek ve aralarında hükmetmekle görevliydi. Nitekim Kur'ân'da şöyle buyurulmaktadır:

"Şüphesiz Allah'ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için biz sana kitabı hak olarak indirdik. (Sakın) hainlerin savunucusu olma."[5]

Buradan da anlaşıldığı üzere Hz. Resulullah (s.a.a) nübüvvet, vahy alma ve insanlara iletme makamına sahib olmakla birlikte müslümanların idareciliği ve hükümeti makamında da bulunuyordu.

İslam'ın içtimai ve siyasi hükümleriyle müslümanları idare etmekle yükümlüydü ve bu hususta tam bir yetkiye sahipti. Öte yandan müslümanlar da, Resulullah'ın (s.a.a) devletle ilgili ve diğer emirlerine itaat etmekle görevliydiler. Nitekim Kur'ân-ı Kerim şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de".[6]

"Allah'a ve Resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider."[7]

"Biz peygamberlerden hiç kimseyi, ancak Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesinden başka bir şeyle göndermedik."[8]

Bu vb. ayetlerde Hz. Resulullah'a (s.a.a) itaat, Allah'a itaatin yanında yer almış, müslümanlara hem Allah ve hem de Resulüne itaat etmeleri emredilmiştir.

Allah'a itaat ise Resulullah (s.a.a) vasıtasıyla gönderilen hükümlere itaat etmekle gerçekleşir. Öte yandan müslümanlara, Resulullah'ın (s.a.a) özel emirlerine itaat etmek de farz kılınmıştır.

Resulullah'ın (s.a.a) özel emirleri ise hükümet ile ilgili emirleri olup müslümanların hakimi olarak teşri ettiği hükümlerdir. Bu yüzden itaat etmek de farzdır. Elbette Resule itaat Allah'a itaatten bağımsız ve ayrı bir şey değildir.

Belki Allah öyle emrettiği için ona itaat etmek de farz kılınmıştır. O halde hükümet asr-ı saadette de dinin bir parçasıydı ve Hz. Resulullah (s.a.a) bilfiil bu görevi yürütüyordu.


[1]- Ahzab/6.

[2]- Maide/48.

[3]- "Et-Teratib-ul Idariye" ve "Kitab-ul Emval" kitaplarına bakınız.

[4]- Enfal/65.

[5]- Nisa/105.

[6]- Nisa/59.

[7]- Enfal/46.

[8]- Nisa/64.

Peygamber (s.a.a) in tevazusu -1

RESUL-İ EKREM (S.A.A) SEVGİSİ -1

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)