• Nombre de visites :
  • 3000
  • 10/11/2008
  • Date :

HACCIN FARZ OLMA ŞARTLARI 2

mekke-kabe

* İhtiyacından dolayı hac için satılması vacip olmayan bir malı olur sonrada ona ihtiyacı kalmazsa hacca gitmesi vacip olur. O malı satıp hac masrafları için kullanması gerekse bile hüküm değişmez. Örneğin bir kadının ihtiyacı olan ziynet eşyaları olur sonra da ihtiyarlıktan veya başka bir sebepten dolayı ihtiyacı kalmazsa onları satmak zorunda da olsa hacca gitmesi vaciptir.

* İnsanın kendine ait bir evi olur diğer taraftan şer'i olarak yaşayabileceği ve kendi yetkisinde olan uygun başka bir vakıf evi bulunursa, orada yaşamak sıkıntıya neden olmayacaksa ve elinden çıkması da söz konusu değilse hac vacip olur. Kendi mülkü olan evini satarak hac masraflarında kullanması gerekse bile hüküm değişmez. Evin değeri tek başına veya başka bir şey ekleyerek hac masraflarını karşılayabilecek miktarda olmalıdır. Bu hüküm ev dışında diğer kitap ve benzeri ev araç gereçleri için de geçerlidir.

* Bir insanın hac masraflarına yetecek kadar parası olursa öbür taraftan evlenmeye, ev almaya veya başka bir şeye ihtiyacı varsa, o parayı hac için harcamakla günlük yaşamında zorluklara düşecekse hac ona vacip olmaz. Ama zorluk ve sıkıntıya düşmeyecekse hac vacip olur.

* Birinin başka birinden alacağı olursa, hac masrafının bir kısmını veya tamamını karşılamak için de ona ihtiyacı varsa aşağıdaki durumlarda hac ona vacip olur.

1- Alacağının vakti gelmiş ve borçlu da onu ödemeye hazır ise.

2- Alacağının vakti gelmiş fakat borçlu ödemek istemiyorsa. Ama mahkemeye başvurmak suretiyle ödemeye mecbur etmesi mümkün ise.

3- Alacağının zamanı gelmiş fakat borçlu inkâr ediyor ama kanıtlamak ve borcu almak mümkünse, ya da kanıtlamak mümkün olmayıp tahsili takas yoluyla mümkün ise hac vacip olur.

4- Alacağının süresi dolmayıp borçlu kendi isteğiyle önceden borcunu öderse. Ama önceden ödemesi alacaklının istemesine bağlı olursa -elbette bu borcun önceden ödenmesi borçlunun yararına olduğu farzı üzerinedir ki genellikle de böyledir- hac vacip olmaz.

Alacaklıya külli bir zarar gelmeden alacağını daha az bir miktara satması mümkün olursa ve eline gelen alacağı hac masraflarını tek başına veya bir miktar para ekleyerek karşılayacaksa hac ona vacip olur.

Aşağıdaki şartlardan biri gerçekleşmezse hac vacip olmaz.

1- Ödeme vakti gelmiş ama borçlunun ödeme gücü yoksa.

2- Ödeme vakti gelmiş ama borçlu borcunu ödemek istemiyorsa ve onu ödemeye zorlamak da mümkün değil veya alacaklıya birçok zorluk ve rahatsızlık doğuracaksa.

3- Ödeme zamanı gelmiş fakat borçlu borcunu inkâr ediyor, kanıtlamak veya takas yoluyla almak ta mümkün değilse veya alacaklıya zorluk ve sorun yaratacaksa.

4- Ödeme zamanı gelmemiş ve zamanına kadar ertelemek borçlunun faydasına olur ve zamanından önce ödemek istemezse.

* Demirci, inşaat ustası, marangoz gibi kendilerinin ve ailelerinin geçimi için yeterli olan meslek sahiplerinin eline miras veya başka bir yolla hac masraflarını ve hac müddetince ailesinin masraflarını karşılayacak bir mal geçerse hac vacip olur.

* Humus, zekât ve benzeri şer'i vücuhat ile geçimini sağlayan biri, bu masraflar zorluğa düşmeden ve kesin olarak ona ulaşıyorsa, diğer taraftan hac ve ailesinin geçimi için yeterli olan bir para eline ulaşırsa haccın ona vacip olması uzak bir ihtimal değildir. Aynı şekilde geçimi başkası tarafından karşılanan, elinde olanı hac yolunda harcadıktan sonra hacca gitmeden önceki haliyle sonraki hali arasında hiçbir fark olmayan kimse de aynı hükümdedir.

* Hac masraflarını karşılayacak bir mala sahip olur fakat o malın malikiyeti sarsıntılı olursa, zahiren hac ona vaciptir. Ancak bu malın ulaştığı şahsın malın mülkiyetini feshetme hakkını ortadan kaldırma imkânı olmalıdır. Geri dönüş imkânı olan bağış ve hibe de aynı hükümdedir. Ama eğer bu fesih hakkını ortadan kaldırma imkânı yoksa istitaet, feshetme hakkı olan kişinin bu hakkından vazgeçmesine bağlıdır. Eğer feshederse bu durumda hac amelleri tamamlandıktan sonra veya önce müstati olmadığı anlaşılır. Böyle mülkiyetin sarsıntılı olduğu bir durumda hac için yola çıkmak vacip değildir. Elbette feshedilmeyeceğine kesin olarak emin olursa hac için yola çıkması vacip olur. Feshedilmeyeceğine sadece ihtimal vermek yola çıkması için yeterli değildir.

* Müstati olanın mutlaka kendi malıyla hacca gitmesi gerekmez. Şu halde herhangi bir harcama yapmadan veya başka birinin malıyla -gasp edilmiş dahi olsa- haccetmesi yeterlidir. Fakat tavaf ederken ve tavaf namazı kılarken giydiği elbise gasp edilmiş olursa ihtiyat gereği onunla yetinmemelidir. Kurban parası gasp ise haccı sahih değildir. Ama onun değerini üstlenir ve gasp edilmiş parayla öderse haccı sahihtir.

* Kazanç veya başka bir yolla müstati olmaya çalışmak vacip değildir. Buna göre bir başkasının mutlak hibesi ile hacca gitmek için müstati olabilecek kimsenin bu hibeyi kabul etmesi gerekli değildir. Aynı şekilde herhangi birine hizmet etmesi karşılığında müstati olabilecekse o iş, durumuna uygun dahi olsa kabul etmesi gerekmez. Fakat hac yolunda ücret karşılığı hizmet etmeyi kabul ederse bu vesileyle de müstati olursa haccetmesi vacip olur.

* Biri hac için niyabet alır ve niyabet parasıyla müstati olursa, niyabetin aynı yıl yapılması şart edilmişse önce niyabeti yerine getirmelidir. İstitaet bir sonraki yıla kadar devam ederse haccetmesi vaciptir. Devam etmezse vacip olmaz. Niyabet haccının o yıl yapılması şartı yoksa kendi haccını önce yerine getirmelidir. Ama sonraki yıllarda kendi haccını yapacağına eminse kendi haccını niyabet haccına mukaddem etmesi vacip değildir.

* Hac masraflarına yetecek kadar borç edinen kimseye, sonradan ödeme gücü olsa da hac vacip olmaz. Ama borcu ödeme vakti akıl sahiplerinin önemsemediği kadar uzak olursa hac vacip olur.

* İnsanın hac masraflarını karşılayacak kadar malı varsa ve aynı oranda da borçlu olursa zahiren hac ona vacip olmaz. Aynı şekilde borcu daha az olursa ve borç çıkıldığında geri kalan miktarla hac masraflarını karşılamak mümkün olmazsa yine hac vacip olmaz. Ödeme zamanının gelmesi veya gelmemesi arasında fark yoktur. Ama ödeme zamanı akıl sahiplerinin 50 yıl gibi itina etmedikleri kadar uzak olursa hac vacip olur. Önce borç alıp sonra o malın eline ulaşmasıyla veya tersi arasında fark yoktur. Fakat mal eline ulaştıktan sonra borçlanma konusunda kusuru olmamalıdır.

* İnsanın humus veya zekât borcu olur, bu borcu ödediği takdirde geri kalan kısmıyla hac masraflarını karşılaması mümkün olmasa da humus ve zekât borcunu ödemelidir. Humus ve zekât borcunun malın kendisinde veya zimmetinde olması arasında fark yoktur.

* Kendisine hac vacip olan bir kimsenin humus, zekât veya başka vacip borçları varsa onları vermelidir. Hac için onları geciktirmesi caiz değildir. Tavafta veya tavaf namazı esnasında giydiği elbise veya kurban parası, humustan ya da vacip şer'i haklardan olursa gasp edilmiş mal hükmündedir.

* İnsanın bir miktar parası olur ve hac için yeterli olup olmadığını bilmezse araştırma yapması ihtiyaten farzdır.

* İnsanın ulaşamayacağı bir malı olur ve bu mal tek başına veya elindeki parayla hac masrafları için yeterli olursa; ama öbür taraftan birine vekâlet vererek olduğu yerde sattırması gibi onu kullanma imkânı yoksa hac vacip olmaz. Ama kullanması mümkünse vacip olur.

* Ne zaman insanın hac masraflarını görecek kadar malı ve hacca gidecek gücü olursa, hac ona vacip olur. Ama o malı kullanmak suretiyle istitaetten çıkarsa ve yerine de koyamazsa, o dönemde hacca gitme gücü olduğu belli olursa, zahiren hac zimmetinde kalır. Ama gitme gücü kendisine belli olmazsa zimmetinde hac olmaz. Ama onda tasarruf eder, örneğin değerinden daha az bir miktara satar veya karşılıksız bağışlarsa istitaetini yok ettiği için günahkâr olmasıyla birlikte yaptığı bu tasarruf doğrudur. Zorlukla da olsa hacca gitme imkânı yoksa günah işlemiştir.

* Zahiren yol azığı ve araca sahip olmak yeterli değildir. Şu halde insanın yanında hac masraflarını görecek kadar mal bırakır ve kullanma hakkı da verirlerse, öte taraftan diğer şartlara da sahip olursa hac vacip olur. Evet, hac için yola çıkma söz konusu iznin sahibi şer-i olarak verdiği izinden dönmezse veya dönmeyeceğine emin olursa hac vacip olur.

* Hacca giderken vacip olan yol azığı, araç ve diğer masraflar hac amelleri bitinceye kadar şarttır. Buna göre yol azığı ve yolculuk aracı yolculuğa çıkmadan önce veya yolculuk esnasında telef olursa, hac vacip değildir. Bu telef onun önceden müstati olmadığını gösterir. Zorunlu bir borç ortaya çıkması halinde de hüküm aynıdır. Örneğin hatayla birinin malını telef eder ve onun karşılığını da üstlenirse hüküm aynıdır. Bilerek telef etmek haccın vacip oluşunu yok etmez. Çok zor da olsa haccı yerine getirmelidir.

Ama amelleri yaparken veya tamamladıktan sonra vatana dönme masrafı veya memleketinde geçimi (yaşantısı) için bıraktığı mal telef olursa, bu telef onun önceden müstati olmadığını göstermez. Yaptığı haccı yeterlidir ve boynundan vacip hac kalkar.

* İnsanın hac masrafını karşılayacak malı olur ama onun varlığından haberdar olmazsa veya haccın vacip olduğunu bilmiyorduysa daha sonra da mal telef olur ve müstati olmaktan çıktıktan sonra olayı anlar veya hatırlarsa, bu halde zikredilen cehalet ya gaflet konusunda suçu yoksa ve özrü varsa boynunda hac yoktur. Ama özrü olmazsa ve mala sahip olduğu dönemde diğer hac şartlarına da sahip idiyse, zahiren boynunda hac kalmıştır.

* İstitaet; azık ve yol masraflarının var olmasıyla gerçekleştiği gibi, başka birinin bunları karşılaması veya değerini vermesiyle de gerçekleşir. Bunları verenin bir veya birkaç kişi olması arasında fark yoktur. Şu halde eğer biri insanın tüm hac ve ailesinin masraflarını karşılamayı teklif ederse, sözünden dönmeyeceğinden de emin olunursa hac vacip olur. Aynı şekilde hac masraflarını ve ailesinin geçimini karşılayacak kadar mal verilirse, yine hac vacip olur. Burada malın insanın yetkisinde bırakılması ile mülkiyetine verilmesi arasında fark yoktur.

Hac masrafının bir miktarına sahip olur, geri kalanını da başka biri verirse hac ona vacip olur. Ama sadece gitme masraflarını verirlerse ve geri dönüş masraflarını karşılayamazsa hac vacip olmaz. Aynı şekilde ailesinin masraflarını vermezlerse yine hac vacip olmaz. Ama kendisi ailesinin masraflarını karşılayabilirse veya hacca gitmeden de ailesinin masraflarını karşılama imkânı yoksa veya ailesi terk ettiği için nafakası yoksa ve ailesinin nafakası vacip olmadığı için sıkıntıya düşmeyecekse hac ona vacip olur.

* Biri diğer bir insana hac etmesi için vasiyet ederse ve bu mal onun hac masrafları ve ailesinin geçimi için yeterli olursa, vasiyet eden öldükten sonra vasiyet edilene hac vacip olur. Aynı şekilde bir şahıs hac için birine vakıf, nezir ya vasiyet eder ve vakfın mütevellisi, nezir eden ve vasi söz konusu malı bağışladıktan sonra hac ona vacip olur.

* Beşinci şartta da açıklandığı gibi "dönüşte yeterli olma" bağış yoluyla kazanılan istitaette şart değildir. Evet, eğer geliri, hac günlerinde olursa ve bu geliriyle yıllık geçimini veya bir kısmını temin ediyor ve yılın diğer günlerde de geçimini bununla sağlıyorsa, hacca gitmesi halinde yılın diğer günlerinde veya bir kısmında geçimini temin etme gücü yoksa bu surette hac ona vacip olmaz. Ama yılın diğer günlerindeki giderlerini de verirlerse hac vacip olur. Eğer hac için yeterli olmayan bir malı olur ve geri kalan kısmını ona bağışlarlarsa açıklandığı gibi "dönüşte yeterlilik" şartına da sahipse zahiren hac vacip olur. Ama yeterlilik durumu yoksa vacip olmaz.

* İnsana hacca gitmesi için bir mal bağışlarlarsa kabul etmesi vaciptir. Ama malı veren seçeneği insanın kendisine bırakır "istersen bu malla hacca git, istersen gitme" derse veya hac konusunda hiçbir şey demeden mal bağışlarlarsa bu iki surette kabul etmek vacip değildir.

* Bağış yoluyla oluşan istitaette borçlu olmak istitaete engel değildir. Ama hacca gitmek, ister zamanı gelmiş olsun veya gelmemiş olsun, borcu zamanında ödemeye engel olursa hac vacip olmaz.

* Eğer bir topluluğa içlerinden birinin hacca gitmesi için mal verirlerse, onlardan kim diğerlerinden önce o malı alırsa hac ona vacip olur ve diğerlerinden sorumluluk kalkar. Ama hepsinin alma imkânı varken hiçbiri malı almazsa zahiren hiçbirinin boynuna hac gelmez.

* Para verilmekle -müstati olması durumunda- insanın vazifesi olan haccın dışında başka bir hac vacip olmaz. Eğer şahsın vazifesi temettü haccı ise ona Kıran veya İfrad haccı (anlamları daha sonra açıklanacaktır) verilirse kabul etmesi vacip değildir. Aynı şekilde görevi Kıran veya İfrad hacı olan birinin Temettü haccını kabul etmesi vacip değildir. Yine Haccetu'l-İslam'ı yerine getiren birinin de kabul etmesi vacip değildir. Ama boynuna Haccetu'l-İslam gelen ama maddi imkânı olmayan birine verilir ve onunda bunun dışında hacca gitme imkânı olmazsa kabul etmesi vaciptir. Aynı şekilde nezir veya benzeri yollarla hac vacip olup da gitme imkânı olmayanın, kendisine mal bağışlandığında kabul etmesi gerekir.

* Birine haccetmesi için bir mal verilir ve o malda yolda telef olursa haccın farz oluşu ondan kalkar. Ama kendi malıyla devam edebilecek durumdaysa, örneğin malın telef olduğu yerden müstati olursa, yoluna devam etmesi ve haccı yerine getirmesi fazdır. Bu hac kendisine farz olan Haccetu’l-İslam’ın yerine geçer. Elbette bu şahıs elindeki parayı hac yolunda harcadıktan sonra geri döndüğünde kendisinin ve ailesinin idaresinde sıkıntıya düşmemesi gerekir. Ama sıkıntıya düşeceğini bilirse yolculuğa devam etmesi farz olmaz.

* İnsan başka birini daha sonra ödemek üzere, kendi adına borç alarak hacca gitmesi için vekil eder ve daha sonra kendisinin ödeyeceğini söylerse, o şahsa borç etmesi vacip değildir. Ama borç aldıktan sonra hac ona farz olur.

* Kurbanın parası da zahiren malı verene aittir. Biri haccın masraflarını verir ama kurban parasını vermezse vekâlet alana haccın vacip olması sakıncalıdır. Ama vekâlet alanın kendi malından kurbanlık almaya gücü yeterse farz olur. Elbette kurbanlık parası ödemek zorluklara sebep olacaksa kabul etmesi farz değildir. Keffaret ise zahiren vekâlet verene değil alana farzdır.

* Bağış haccı (yani başkasının bağışladığı parayla yapılan hac) Haccetu’l-İslam için yeterlidir. Bu hacdan sonra kendisi müstati olsa da üzerine farz hac gelmez.

* hac için malı bağışlayan bağışından dönebilir. Alan ihrama girmiş olsun veya olmasın fark etmez. İhrama girdikten sonra vazgeçerse, fiili halette müstati olmasa da alanın haccı yerine getirmesi farzdır. Elbette bu onun için sıkıntı ve zorluğa sebep olmamalıdır. Bağışlayan, haccı tamamlamak ve dönmek için yaptığı harcamaları vermek zorundadır. Aynı şekilde bağışlayan yolun yarısında sözünden dönerse, bağış yapılanın dönüş masraflarını karşılamalıdır.

* Hac yolunda harcaması için “Allah yolunda harcanan” kısmından zekât verilir ve buda genelin maslahatına olur ve şer'i hâkim de ihtiyatı vacip olarak izin verirse hac o şâhısa farz olur. Ama seyit hakkından humus veya fakirlerin hakkından zekât verilirse ve hac yolunda harcanması şart edilirse böyle bir şart sahih değildir. Bağış yoluyla müstati olanlardan sayılmaz.

* İnsana mal verilir ve onunla da haccını yerine getirirse, daha sonra bu malın gasp edilmiş olduğu anlaşılırsa bu hac Haccetu’l-İslam için yeterli değildir. Mal sahibi verene veya alana müracaat ederek malını geri alabilir. Asıl mal sahibi alandan isterse; alan gasp edilmiş olduğunu bilmiyorduysa kendisine bu malı verenden isteyebilir ama gasp olduğunu bildiği halde hacca gitmişse verenden talep etme hakkına sahip değildir.

* Müstati olmayan biri müstehap hac yaparsa veya bir başkasının yerine teberrü olarak ya da kirayla haccederse,,haccı Haccetu’l-İslam yerine geçmez. Sonradan müstati olursa haccetmelidir.

* Müstati olmadığına inanarak müstehap hacca gider ve o anda görevi olan emre itaati niyet ederse daha sonra müstati olduğu anlaşılırsa bu haccı Haccetu’l-İslam için yeterlidir. Boynunda farz hac kalmaz.

* Kadın müstati olursa hacca gitmek için kocasından izin alması şart değildir. Aynı şekilde kocası diğer farz hacları da engelleyemez. Eğer vakit genişse sadece ilk kafileyle hareket etmesini engelleyebilir. Kocasından ric-i talak alan ve iddesi de dolmayan kadın evli kadın hükmündedir.

* Kendine güveniyorsa kadının yanında mahreminin olması şart değildir. Ama kendisine güvenemiyorsa ücretle de olsa kendini güvende hissedecek biri yanında olmalıdır. Elbette bu, onun ücretini ödemeye yetecek durumdadır. Ama böyle bir imkânı yoksa o zaman hac ona farz olmaz.

* Arefe günü Kerbela'da imam Hüseyin'i (a.s) ziyaret etmeyi nezreden biri bu nezirden sonra hac için müsteti olursa nezri geçersiz olur ve hac ona vacip olur. Hacca engel olan bütün nezirler de aynı hükümdedir.

* Müstati olan birinin hacca gitme gücü varsa bizzat kendisi hacca gitmelidir. Başka biri onun yerine teberru veya ücretli olarak haccetmesi yeterli değildir.

* Boynunda hac olan biri hastalık, ihtiyarlık veya başka bir engelden dolayı haccı yerine getiremez veya haccetmesi kendisine çok eziyetli olursa, sonradan eziyetsiz haccedeceğine ümidi de yoksa kendisine naip tutması vaciptir. Aynı şekilde zengin olup da bizzat hac amellerini yapma gücü yoksa veya çok zahmete düşmesine neden olacaksa, hac için olduğu gibi hemen naip tutması gerekir.

* Hac yapmaya gücü olmayanın yerine, naibi hacca giderse ve yerine hac yapılan da mazereti kalkmadan ölürse, boynunda hac olsa bile naibin haccı yeterlidir. Ama ölmeden önce mazereti kalkarsa, en iyisi mümkün olduğu zaman şahsen kendisinin haccetmesidir. Naibi ihram bağladıktan sonra şahsın özrü ortadan kalkarsa, naip tutan kimsenin bizzat hac yapması gerekir. Elbette naibin hac amellerini tamamlaması da ihtiyaten vaciptir.

* Bizzat hac yapmak için mazereti bulunan ve naip tutacak imkânı da olmayanın naip tutma gerekliliği kalkar. Eğer hac boynuna gelmişse ölümünden sonra onun tarafından hac kaza edilmelidir. Ama boynunda hac kalmamışsa vacip değildir. Naip tutacak imkânı olup da naip tutmadan ölmüşse onun tarafından kaza edilmesi vaciptir.

* Naip tutmak vacip olduktan sonra naip tutmaz ve başka biri onun yerine teberru olarak haccederse bu yeterli olmaz. Kendisine naip tutması ihtiyaten vaciptir.

* Naibi mikattan tutması yeterlidir. Kendi şehrinden naip tutmasına gerek yoktur.

* Boynunda hac olan hac ihramından sonra haremde ölürse (yaptığı ameller) Haccetu'l-İslam için yeterlidir. Haccının temettü, ifrat veya kıran haccı olması arasında fark yoktur. Temettü umresi esnasında da ölürse haccı için yeterlidir. Yeniden onun yerine kaza edilmesi gerekmez. Ama ondan önce ölürse, yerine kazası yapılmalıdır. İhram bağlayıp hareme girmeden önce veya hareme ihramsız girdikten sonra ölmesi hükmü değiştirmez.

Zahiren bu hüküm Haccetu'l-İslam için geçerlidir. Nezir veya bozulmadan dolayı vacip olan hac için geçerli değildir. Aynı şekilde Müfred Umre için de geçerli değildir. Buna göre bunların hiçbirinde yeterliliğe hükmedilmez.

Ama ihramdan sonra ölen ve önceki yıllardan hac boynunda kalmamış olan kimse hareme girdikten sonra ölürse haccı Haccetu'l-İslam için yeterlidir. Ondan önce ölürse zahiren onun tarafından kaza edilmesi vacip değildir.

* Kâfir olduğu müddetçe haccı sahih olmasa da müstati olan kâfire hac vaciptir. İstitaet durumunu kaybettikten sonra Müslüman olursa hac ona vacip olmaz.

* Hac mürted olana da vaciptir. Ama mürted olduğu halde haccederse haccı sahih değildir. Tövbe ettikten sonra haccederse haccı sahihtir. Güçlü görüşe göre bu hüküm fıtri mürted için de geçerlidir.

* Şii olmayan Müslüman hacca gider ve daha sonra da Şii olursa haccı iade etmesi vacip değildir. Elbette bu hüküm haccı kendi mezhebine uygun olarak yaptığı surette geçerlidir. Aynı şekilde Şia mezhebine göre sahih bir şekilde ve kurbet kastıyla yerine getirmişse hüküm aynıdır.

* Birine hac vacip olduktan sonra haccı erteler ve ihmal ederek yerine getirmez daha sonra da istitaet ortadan kalkarsa zorluklada olsa ne şekilde olursa olsun haccı yerine getirmelidir. Hacca gitmeden önce ölürse, geride bıraktığı mirasından haccını kaza etmeleri vaciptir. Eğer bir kimse ölümünden sonra onun yerine haccederse sahih ve yeterlidir.

 


HACCIN FARZ OLMA ŞARTLARI 1

HAC HÜKÜMLERİ

HACCIN FARZ OLUŞU

HACCIN ADAP VE MÜSTEHAPLARI 1

HACCIN ADAP VE MÜSTEHAPLARI 2

HACCIN ADAP VE MÜSTEHAPLARI 3

Hz. Resulullahın (s.a.a) Hacla İlgili Sünnet Ve Âdâbı

Umre ve Haccın Adap ve Müstehapları 

İslam Dini ve Kültüründe Hac 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)