• Nombre de visites :
  • 884
  • 17/9/2012
  • Date :

Hadislerle Hz. Muhammed (s.a.a)’ın  Üstün Ahlâkı 

hadislerle hz. muhammed (s.a.a)’ın  üstün ahlâkı

Hz. Muhammed (s.a.a)’ın  Üstün Ahlâk  ve Edebi   [5]

"Bir mecliste kendisine yer ayırmaz ve başkalarının da yer beğenip ayırmalarına engel olurdu." Burada kastedilen, başta veya önde olayım diye kendisi için özel bir yer seçmediğidir. Dolayısıyla hadiste geçen "Bir kavmin oturduğu yere geldiğinde..." ifadesi, bu cümlenin bir açıklaması gibidir. "Meclisinde... saygınlıklar çiğnenmezdi." Yani, onun yanında insanların saygınlıkları ayıplanmazdı. el-Ubne, ayıp de-mektir. el-Hurum ise, hürmet (saygınlık) kelimesinin çoğuludur.

"Bir sürçme olduğunda onun tekrarı olmazdı." el-Feletat, elfelte- nin çoğuludur; sürçme demektir. Yani yanında oturanlardan biri bir yanlışlık yapıp sürçtüğü zaman o hatayı onlara açıklar, böylece dikkat eder, ikinci kez o hataya düşmezlerdi. el-Bişr, güler yüzlülük demektir. es-Sahhab, çok haykıran, feryat eden, gürültü çıkaran anlamına gelir.

"Onun yanında birbirlerinin sırasını gözeterek konuşurlardı." el-Evliye, el-velî'nin çoğuludur. Bunun anlamı da ardından gelen, tâbidir. Kastedilen anlam şudur: Onlar birbirinin ardından sırayla konuşurlardı, birbirlerinin sözlerine müdahale etmez, birbirlerinin sözlerini kesmez, biri konuşurken gürültü çıkarmazlardı. "Öyle ki kimi kaba yabancılara karşı ashabı harekete geçer, onu Peygamberden uzaklaştırmak isterlerdi." Yani ashabı Peygambere karşı kaba davranan yabancıyı çekip Peygamberi ondan kurtarmak isterlerdi.

"Bir nimetin karşılığında teşekkür mahiyetinde olmadığı sürece kimsenin övgüsünü kabul etmezdi." Yani bir başkasına verdiği herhangi bir nimetin karşılığı olarak teşekkürden başka hiçbir övgüyü kabul etmezdi. Hadiste geçen "mukâfi" kelimesi, "kâfee" fiilinden gelir, karşılığını verdi demektir. Ya da eşitlik anlamına gelen el-mukâfee kökünden türemiştir. Bu durumda, verdiği bir nimetin hakkı olan abartısız ve aşırılığa kaçmayan bir övgünün dışında hiçbir övgüyü hoş karşılamazdı, anlamı çıkar. "Hiçbir kimsenin konuşmasını kesmezdi. Ancak o kimsenin hakkın sınırlarını aştığı..." Yani bir kimse konuşurken hakkın sınırlarını aşsaydı, onu bu işten sakındırır veya yanından kalkıp giderdi. el-İstifzaz, küçük düşürmek ve metaneti yitirmek anlamına gelir.

*  İhya'ul-Ulûm adlı eserde şöyle deniyor:

"Peygamberimizin (s.a.a) konuşmaları son derece fasih ve tatlı idi... Özlü sözlerle konuşurdu. Konuşmasında eksiklik ve fazlalık olmazdı. Konuşmasında eksiklik ve fazlalık olmazdı. Sözleri birbirine bağlı idi. Sözleri arasında duraklamalar olurdu. Bu duraklamalarda dinleyiciler sözlerini algılayıp anlama imkânı bulurlardı. Sesi gür ve son derece tatlı nağmeli idi." [c.7, s.135)

*  et-Tehzib adlı eserde İshak b. Cafer'e, o da kardeşi İmam Musa Kâzım'a (a.s), o da dedelerine dayanılarak verilen bilgiye göre Hz. Ali (a.s) şöyle diyor: "Peygamberimizin (s.a.a) şöyle dediğini duydum: Ben üstün ve güzel ahlâk örnekleri ile gönderildim."

*  Mekarim'ul-Ahlâk adlı eserde verilen bilgiye göre Ebu Said Hudrî şöyle diyor: "Peygamberimiz (s.a.a) evden dışarı çıkmamış utangaç bir genç kızdan daha da utangaçtı. Hoşlanmadığı bir şey olunca, bunu onun yüz ifadesinden anlardık." [s.17]

*  el-Kâfi adlı eserde Muhammed b. Müslim'e dayanılarak verilen bilgiye göre İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: "Bir gün bir melek Peygamberimize (s.a.a) gelerek dedi ki: 'Allah seni mütevazı bir kul peygamber olmak ile padişah peygamber olmak arasında serbest bırakıyor.' dedi. Peygamber efendimiz (s.a.a) Cebrail'e baktı. Cebrail de ona eli ile, 'Mütevazı ol.' işaretini yaptı. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.a), 'Mütevazi bir kul peygamber olmayı tercih ediyorum.' dedi. Yeryüzü hazinelerinin anahtarları yanında olan o melek de, 'Böyle olman, Allah katındaki derecende hiçbir noksanlığa yol açmaz.' dedi." [c.2, s.122, h:5]


Hz. Muhammed (s.a.a)’ın  Üstün Ahlâkı Hakkında Hadisler

İmam Hüseyin (a.s)’ın Dilinden Hz. Muhammed (s.a.a)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)