• Nombre de visites :
  • 1525
  • 11/3/2014
  • Date :

Kur'an'ın Tüm Anlamlarını Peygamber'den Almak(1.Bölüm)

kuranın tüm anlamlarını peygamberden almak(1.bölüm)

Diğer asırlarda olduğu gibi risalet çağında da bireyler bilgiyi öğrenme kapasitesi ve ona gösterilen alaka ve ihtimam bakımından farklı öğrenme imkanları, vakit ve fırsatlara sahiplerdi. Sonuç itibariyle sahabenin hepsinin, Nebiyy-i Ekrem'in (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) beyan ettiği Kur'an'ın tüm anlam ve malumatını öğrenememesi doğaldır.

Lakin soru şudur ki, acaba sahabe arasında Allah Rasülü'nün (s.a.a)  açıkladığı tüm maarifi öğrenmiş bir şahıs veya şahıslar var mıydı?

Bu sorunun cevabı olarak denilebilir ki:

Birincisi; Allah'ın hikmeti, Allah Rasülü'nün (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) rıhletiyle birlikte Kur'an'daki malumatın büyük kısmının ortadan kalkmaması için ümmet arasında Allah Rasülü'nün beyan ettiği maarifin tamamını anlama yeterliliğine sahip birisinin bulunmasını ve onları öğrenmesini gerektirir. Dolayısıyla hiç kuşku yok sahabe arasında böyle bir fert var olmuştur.

İkincisi; pek çok rivayet böyle bir şahsın varolduğuna ve onun da, çocukluğundan itibaren Peygamber'in dizi dibinde yetişmiş, daima onunla birlikte vakit geçirmiş, vahyin ilimlerini ve malumatını öğrenmeye büyük ilgi göstermiş ve fevkalade kabiliyeti olmuş ve Nebiyy-i Ekrem'in de (s.a.a)  Kur'an'ın tüm maarifini kendisine öğretmeye özel bir önem verdiği Emirulmüminin Ali b. Ebi Talib (a.s) olduğuna delalet etmektedir. Bu sebeple o, Kur'an'ın bütün manalarını ve malumatını, tenzil ve tevilini Allah Rasülü'nden (s.a.a)  öğrenmişti ve tıpkı Hz. Peygamber gibi bu bilgilere vakıftı. Bu meseleye delalet eden rivayetler Şii ve Sünni kitaplarda, burada hepsini zikredemeyeceğimiz kadar fazladır. İçlerinden bir örneğe değinmekle yetineceğiz:

Nehcu'l-Belağa'da şöyle geçmektedir:

و قد علمتم موضعي من رسول الله صلي الله عليه و آله بالقرابة القريبة و المنزلة الخصيصة وضعني في حجره و انا وليد يضمني الي صدره و يکنفني في فراشه و يمسني جسده و يشمني عرفه و کان يمضع الشيئ ثم يلقمنيه و ما و جدلي کذبة في قول و لا خطلة في فعل... و لقد کنت اتبعه اتباع الفصل اثر امه يرفع لي في کل يوم من اخلاقه علما و يأمرني بالاقتداء به و لقد کان يجاور في کل ستة بحراء فاراه و لا يراه غيري و لم يجمع بيت واحد يومئذ في الاسلام غير رسول الله صلي الله عليه و آله و خديجة و انا ثالثهما اري نور الوحي و الرسالة و اشم ريح النبوة و لقد سمعت رنة الشيطان حين نزل الوحي عليه صلي الله عليه و آله فقلت يا رسول الله ما هذه الرنة فقال هذا الشيطان قدايس من عبادته انک تسمع ما اسمع و تري ما اري الا انک لست بنبي و لکنک لوزير و انک لعلي خير

Allah Rasülü'ne (sallallahu aleyhi ve alihi ve sellem) nispetle mevkimi yakın akrabalık ve özel konumum sebebiyle gayet iyi biliyorsunuz. Küçük bir çocukken beni dizi dibine oturtur ve göğsüne bastırır, yatağında kendi yanında uyutur, bedenini bana temas ettirirdi. Hoş kokusunu duyardım. Yemeği çiğner ve benim ağzıma koyardı. Sözümde hiçbir yalan ve davranışımda hiçbir hata görmedi... Yavru devenin annesini takip etmesi gibi onu izlerdim. Her geçen gün ahlakından bir perçemi benim için kaldırıyordu (benim için yeni bir nokta aşikar oluyordu) ve beni onu izlemeye mecbur bırakıyordu. Her yıl Hira dağında inzivaya çekiliyor ve onu sadece ben görebiliyordum. Benden başkası onu göremiyordu. O gün Allah Rasülü (s.a.a) , Hadice (selamullahi aleyha) ve o ikisinin üçüncüsü olan benim dışımda hiçbir evde İslam ortaya çıkmamıştı. Vahyin ve risaletin nurunu görüyordum, nübüvvetin kokusunu alıyordum. Ona vahiy nazil olduğunda şeytanın inleyişini işittim. Dedim ki: “Ey Allah'ın Rasülü, bu inleme nedir?”‌ Buyurdu ki: “Bu, ibadetinden umutsuzluğa kapılan şeytandır. Gerçek şu ki, sen benim işittiğimi işitiyor ve benim gördüğümü görüyorsun. Bir farkla, sen peygamber değilsin. Lakin hiç şüphe yok sen vezirsin ve hayır üzeresin.”‌ [1]


[1]   Nehcu'l-Belağa, s. 811-812, hutbe 192.

Kur'an'ın Tüm Manalarının Bildirilmesi

Resulullah Ve Kuranın Hepsinin Tefsiri(3.Bölüm)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)