• Nombre de visites :
  • 1482
  • 6/9/2010
  • Date :

Selam ve Musafaha   -1

musafaha

Hadiste Peygamber (s.a.a)’in şöyle buyurduğu geçmektedir:

Küçük, büyüğe; 

Bir kişi, iki kişiye; 

Az olanlar, çok olanlara;

Atlı, yayaya; 

Geçen, durana; 

Duran, oturana selam versin.[1] 

Elbette, böyle olmazsa, tevazünün nişanesi olamaz. Selam; aşikâr, yüksek ve karşı tarafın duyabileceği bir ses tonuyla verilmelidir. Selamın yüksek bir ses ve herkese verilmesi ile ilgili birçok hadis nakledilmiştir. Bu hadislere göre selam, duyulan yüksek bir sesle verilmelidir; dudak altıyla, yavaş, anlaşılmaz ve eksik değil. Selama verilecek cevabın da aynı şekilde olması, yani karşı tarafın duyabilmesi için yüksek sesle ve açık verilmesi gerekir.

Başkalarıyla karşılaşırken, bir meclise veya topluma girerken eve ya da işyerine varırken, yavaş ve işitilmeyecek bir şekilde selam verirseniz, siz her ne kadar selam vermişseniz de, sesinizin yavaş olması, onların dalgın olmaları veya başka nedenlerden dolayı selamınızı işitmediklerinden; sizi eğitimden yoksun, duyarsız ve kibirli biri olarak düşünebilirler.

Ya da başkalarının selamına cevap verdiğinizde, yavaş, dudak altından, anlamayacak ve işitmeyecek bir şekilde verirseniz, bu durumda o kişi; ya sizin bir düşmanlık beslediğiniz ve mütekep bir olduğunuz için kendisinin selamına cevap vermediğinizi, ya da zorla ve istemeyerek cevap verdiğinizi düşünebilir.

Bu kötü anlaşılmalar ve kötü zanları ortadan kaldırmanın yolu; toplumsal ilişkilerde, dinin bu emirlerine göre hareket etmektir. Yani aşikâr bir şekilde selam vermektir. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri selam verdiği zaman, selamını işitilecek bir şekilde versin ki, ‘ben selam verdim ama kimse selamıma cevap vermedi’ demesin. Selam vermiş olabilirsiniz, fakat onlar işitmeyebilirler. Sizden biri selama cevap verdiğinde yine açık ve yüksek sesle cevap versin ki, karşı taraf ‘ben selam verdim fakat kimse selamımın cevabını almadı’ demesin.”[2]

Selam vermek müstahap ise de cevabı farzdır. El¬bette en büyük mükâfat, ilk önce selam veren kimse içindir.

Selam verene, daha sıcak ve daha güzel bir şekilde cevap verilmelidir. Çünkü selam, mümin tarafından verilen bir çeşit tahiyyat ve hediyedir. Hediyeye, takdir göstergesi olması için daha iyi bir şekilde karşılık vererek cevaplamak gerekir.

Başkasının selamına daha güzel bir karşılık vererek cevaplamak Kur’ân’ın talimatıdır:

“…Ondan daha güzeliyle karşılık veriniz. Ya da onun gibi bir cevapla karşılık veriniz.”[3]

Tokalaşma  

Musafahanın (tokalaşmanın), dostluk ve muhabbet oluşturduğunu, küdûret ve kaygıları da yok ettiğini söylemiştik.  Biz, ilgimizi ve samimiyetimizi tokalaşmak suretiyle gösteriyoruz. Birisine olan kırgınlığımızı veya düşmanlığımız da, tokalaşmaktan uzak durarak hissettiriyoruz. Bundan dolayı bu bereketli ve kutsal İslami emir, dostluk ve kardeşlik ilişkilerinin pekiştirilmesinde önemli bir role sahiptir. İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:

“Birbirleriyle tokalaşan her iki müminin ellerinin arasında Allah’ın eli vardır ve Allah’ın muhabbet eli, karşı tarafı daha çok seven kimse ile beraberdir.”[4] 

İmam Sadık (a.s) da şöyle buyurmuştur:

“İki müslüman kardeş birbirleriyle karşılaşıp tokalaştıklarında, Allah-u Teâla onlara rahmet gözüyle bakar ve günahlarını, ağaçtan yaprakların döküldüğü gibi döker ve onlar ayrılana kadar bu böyle devam eder.”[5]


[1]- Mizan’ul-Hikme, c. 4, s. 538.

[2]-  Usul-u Kafi, Kuleynî, c. 2, s. 645.

[3]- Nisa / 86.

[4]-  Kafi, c. 2, s. 179.

[5]- a. g. e, s. 183.

Resulullah (s.a.a)'in Adap ve Ahlakı

SELAM VERMENİN HÜKÜMLERİ

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)