• Nombre de visites :
  • 7203
  • 23/8/2009
  • Date :

Vahiy Ve Risalet  (5)

risalet

  Şüphesiz bütün bu edep dışı, ilim ve insaf ölçüle­rinden uzak taarruzlar, sahiplerinin kin ve garazını ortaya koymaktadır. Çünkü bu Kur'an'ı Hz. Peygamber'e Allah inzal etmiştir. Nitekim inkarcı kafirlerin bu vesveselerine Allahu Teala: "Sen bundan önce kitap nedir, iman nedir bilmezdin" (42/52) sözleriyle atıfta bulunarak, Kur'an'ın kendi vahyi olduğuna dikkat çekmiştir.

  Allah, Kur'an'dan şüphe duyan herkese, bu Kur'­an'ın bir benzerini getirmeleri çağrısında bulunarak meydan okumaktadır. (2/23; 10/38) Bunun için çağırabildikleri bütün yakınlarını da yardıma çağırmalarını salık vermektedir. Hatta 11/13. ayette;

"Madem uydur­ma diyorsunuz, hadi onun benzeri uydurma on sure de siz getirin!" demektedir.

  Ama bunu yapabilen bir beşer henüz zuhur etmemiştir.

  Kur'an'ın hemen her ayetinde Allah-Peygamber farklılığı açık açık vurgulanır. Allah Rabb'dir, yegane ilahdır. Her şeyi yaratandır. Din gününün sahibidir ila âhir... Peygamber ise ancak beşer bir elçi'dir. (17/93)

Peygamberler de aynen diğer insanlar gibi hesap vere­cek olan insanlardır. (7/6)

  Kur'an sürekli "enzelnâ", "nezzelnâ", "evhaynâ" gibi ifadelerle vahiy hadisesini doğrudan Allah'a atfeder. Bu sözcüklerdeki "biz" (nâ) zamiri Allah'a racidir. Yani vahyi inzal eden bizzat Allah'ın kendisidir. O, vahyin aktif tarafıdır. Vahyin indirildiği merci ise Peygamberdir. Vahyin tesadüfen Hz. Muhammed'deki vahiy melekesinin gelişmesiyle oluştuğunu, Hz. Muhammed'in ise bu vahyi Allah'a atfettiğini düşünmek ancak Goldziher gibi müsteşriklerin işi olabilir.

risalet
"Sen bu Kitab'ın sana vahyolunacağını ummuyordun..." (28/86) ilahi hitabı vahyin reel sahibinin kim olduğunu çok açık olarak anlatmaktadır.

  Kur'an'da üçyüzden fazla ayette "de ki!" (kul) sözcüğü ile başlayan ayeti kerime vardır. Hz. Peygam­berin kendi sözlerini "de ki" diye ikinci bir şahsa duyurur gibi okuması düşünülemez. O halde bu ikinci şahıs kendisidir, birinci taraf ise Allahu Tealadır.

  Peygamber yalnızca bir uyarıcı korkutucudur. O'na düşen yalnızca tebliğdir, insanlar üzerinde bir zorba değildir Peygamber (88/22). Eğer ki risalet görevini ihmal etmiş olsaydı, can damarının koparılması gibi dehşetengiz bir ilahî ikapla muhatapdır. (69/44-46) O'nun, "emrolunduğu gibi dosdoğru olması" emredilir! Peygamber kendiliğinden Kur'an getiren, onu istek üzerine değiştirebilen bir yetkiye sahip değildir. (10/15).

Bütün bunlar gösteriyor ki Peygamber nihayetinde Allah'ın risalet memurudur.

 

Vahiy konusunda müsteşriklerin, peygamberlik akidesini etkileyen bazı sapkın görüşlerinin müslümanlar arasında makes bulması üzüntü vericidir.

  Kur'an müslümanlığı iddiasıyla yola çıkan ve Kur'an'ı yorumlamada kısır döngüye giren kimi islamî gruplar, literal yorumlar sonucu, vahiy gelen kişilerin sadece peygamberler değil, herkes olabileceği gibi tuhaf kanaatlere ulaşabilmişlerdir. Bu insanlar vahyin her insanda potan­siyel olarak mevcut bir yetenek olduğunu, diyelim ki Peygamber Hz. Muhammed'de bu yeteneğin gelişip olgunlaştığını ve -Plotinos'un sudur nazariyesinde olduğu gibi- füyuz ettiğini ileri sürmektedirler. Bu şekildeki bir vahiy anlayışının sonuçta Muhammedî vahyi inkara kadar uzanma riskini taşıdığı ise açıktır. Hele hele O'nun elçiliğini, sünnetini bağlayıcı değil keyfî kabul edeceği kesindir. Hatta Muhammed Rasulullah demeyi şirk sayan (!) bir anlayış bile doğabilir bu düşünceden.


Vahiy Ve Risalet  (4)

Vahiy Ve Risalet  (3)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)