• Nombre de visites :
  • 2330
  • 20/8/2008
  • Date :

Hakk’ın Zâtını Düşünmenin Uygun ve Yasak Yanları

hamd

    Cahillerin bizim "(Allah’ın) zat, isim ve sıfatlarını düşün¬mek" sözümüze Allah’ın zatını düşünmenin rivayetlerce ya¬saklandığını belirterek karşı çıkması ve o yasak olan duru¬mun, Allah’ın zatının niteliğine ve ne olduğuna ilişkin dü¬şünme olduğunu göz önünde bulundurmaması mümkündür. Filozofların da ifade ettikleri gibi, Allah hakkında zatının ni¬celiği ve niteliği dışında kalan düşünme pek çok rivayette de yer almaktaır.

     Ama zatın niteliğini düşünmenin yasaklığı da bu filozofların kitaplarında delilleriyle gerekçelendirilmiş ve bunun niçin yapılmaması gerektiği açık bir şekilde belirtil¬miştir. Ayrıca bu alanda serbest olan düşünmenin şartlan ve kimlerin bu işe kalkışabileceği hususunu da kitaplarının ba¬şında veya sonunda açıklamışlardır. Nitekim İslam’ın iki bü¬yük bilgin ve filozofu, Şeyh Ebu Ali Sina (İbn Sina) ve Sad-rül-Müteellihîni, (Şarat’m sonunda ve Esfar’m başında bu hususta belirgin tavsiyelerde bulunmuşlardır.

    Allah’ın zatına O’nun varlığını ve birliğini isbat ve O’nu tenzih ve takdis etmek maksadıyla bakmak ise peygamberle¬rin gönderiliş amacı ve ariflerin hedefi olup Kur’an ve hadis¬ler bunun pek çok örnekleriyle doludur. Usûl-i Kafi ve Şeyh Sadûk’un Tevhid’i gibi muteber kitaplar Allah’ın zatını ve isim ve sıfatlarını isbata gayret göstermişlerdir. Ve peygam¬berlerin risaleti ile filozofların kitapları arasında bu açıdan mevcut farklılık ise sadece terimlerde ve kısalık ve uzunluk¬tadır. Tıpkı fıkıh alanındaki farklılıkların anlamda değil, te¬rimlerde ve kısalık ve uzunlukta olması gibi.

     Asıl tehlike ise kimi cahilerin ilim kisvesine bürünüp son yüzyılda olduğu gibi kitaba ve sünnete uymayan dayanaktan mahrum esassız iddialarla ve sadece kendi cahilliği esasına dayanarak mebde ve mead ilmini reddetmeye kalkışmaları ve oyunlarım yaygınlaştırmak maksadıyla enbiya ve evliya¬nın (selamullahi aleyhim) nihaî gayesi olan ve Allah’ın kitabı ve Ehl-i Beyt’in (selamullahi aleyhim) rivayetlerinin kendi¬siyle dolup taştığı marifet alanına uzanmayı haram sayma¬ları ve bu alanda çaba harcayanlara ağızlarına geleni söyle¬meleri, Allah’ın kullarının kalplerini mebde ve mead ilmin¬den uzaklaştırmaları ve bu yolla aralarına ayrılık tohumları ekmeleri ve eğer kendilerine bunun sebebi sorulursa "Al¬lah’ın zatını düşünmeyin" hadisini delil göstermeleridir.

    Oy¬sa bu cahiller iki açıdan cehalet ve yanılgı içindedirler:

   Birincisi; bunların filozofların zatı düşündüklerini san¬malarıdır. Oysa unutuyorlar ki, filozoflar da zatı düşünme¬nin uygunsuzluğunu açık bir şekilde ifade etmişlerdir.

yağur

    İkincisi de, bunların sözkonusu hadisin anlamını kavra¬yamamış olmalan ve bu hadisin, "Allah’ın mukaddes zatının ismini bile anmamak" anlamına geldiğini sanmalarıdır.

     Şimdi biz (yetersiz anlayışımız arasında) bazı rivayetleri biraraya toplayıp birbiriyle ilişkilendirmeye çalışacak ve in¬safı hakem kılacağız. Gerçi bu, bizim hadis yorumumuzun bir oranda kapsamı dışına çıkmak olacaktır, ama bu husus¬taki kuşku ve batıl anlayışın ortadan kalkması için bunun yapılması belki de zorunluluk arzetmektedir.

"Ebu Ca’fer dedi ki: "Allah hakkında değil, Allah’ın yarattıkları hakkında konuşun. Çünkü Allah hakkında konuş¬mak, konuşanın hayretini artırmaktan başka birşey sağladmaz," (1)

     Bu hadis, Allah’ın zatının niteliğini ve ne olduğunu araş¬tırmayı engellemektedir. Çünkü Allah’ı ve O’nun kemalatıni, tevhidi ve Allah’ın tenzihini düşünmek kişiyi hayret ve şaş¬kınlığa itmez, ama bunları düşünmesi bile kendisini hayret ve şaşkınlığa itebilecek kişileri, bunları düşünmekten sakın¬dırıyor da olabilir.

Merhum hadis alimi Meclisi (rahimetullah) da bu iki ih¬timali anmış ve ilkinin daha doğru olabileceğini buyurmuş¬tur:

    "Herşeyi konuşun, ama Allah’ın zatı hakkında konuşma¬yın. " (2)

 

     Buna benzer ifadeler ihtiva eden başka hadisler de var ki tümünün burada zikri zarurî değildir.

    "Allah’ı düşünmekten sakının, ama eğer azametini gör¬mek istiyorsanız, O’nun en muazzam yaratığına bakın." (3) Bu rivayette de kendisinden sakındırılan şey, Allah’ın zatının niceliği hakkında düşünmektedir, çünkü hadisin sonunda "eğer Allah’ın azametini görmek istiyorsanız, en muazzam yaratığına bakarak bakarak O’nun azameti hakkında fikir edinebilirsiniz" buyrulmuştur. Ve bu, insanların düşünme metoduna uygun birşeydir. Çünkü insan, yaratıkları düşünerek marifetlere erişir.

Görüldüğü gibi bu ve benzeri hadislerin tümü bizim söy¬lemek istediklerimizi desteklemektedir. Ama maksadı daha da açık hale getireni, Kafî’de yer alan şu hadis-I şeriftir:

      "ibadetlerin en faziltelisi Allah’ı ve O’nun kudretini dü¬şünmektir." (4) Şu halde, Hakk’ı ve O’nun zatının isbatını düşünmek, kudretini ve sair isim ve sıfatlarını düşünmek, yasak olmak şöyle dursun, ibadetlerin en faziletlisidir aynı zamanda.

      Ayrıca Kafî’de yer alan bir diğer hadis-I şerifte de şöyle buyurulmuştur: "Ali h. Huseyn’e (as) tevhid hakkında sorul¬du. Dedi ki: "Allah (cc) ahir zamanda (ilimde) derinleşenler olacağını bildiğinden "Deki: Allah tek’dir" ayeti ile Hadid Suresinden "O kalplerin özündekini bilir" ayetine kadarki ayetleri indirdi. Kim bundan fazlasını araştırıp bulmak is¬terse helak olur." (5)

      Şu halde, Hakkın tevhid ve tenzihi ve varlıkların gönde¬rilip ve geriye dönüşüyle ilgili bu ayetlerin ilimde derinleşen¬ler ve dakik fikirlerin sahibi kimseler için olduğu anlaşıl¬maktadır. Peki buna rağmen Hak Teala hakkında düşünme¬nin haram olduğu söylenebilir mi? Acaba hangi arif ve filo¬zof, "Hadid" suresinin başlangıcında yer alan marifetleri ge¬tirebilmiştir. Bütün yapmak istediklerinin ve marifetlerinin sonucu sadece "Göklerde ve yerde bulunan herşey Allah’I teş¬bih eder" (6) neticesidir, acaba kim, "O ilktir, sondur, za¬hirdir, batındır ve herşeyi bilendir O." ayetinden daha iyi bir şekilde HakTeala’yı tavsif edip mukaddes zâtının cilvele¬rini ortaya koyabilir.

      Dostun canına kasem olsun ki, eğer Kitab-ı Kerim-ı İlahî’nin hakkaniyetini göstermek için sadece bu ayet nazil olsaydı bile bu, gönül ehli için kafi gelirdi. Resul-I Ekrem ve Hulefa-ı Ma’sumin’in (selamullahi aleyhim) hutbe, eser ve ri¬vayetlerine bakın da hangi filozof ve arifin ma’rifet maksad-larını onlar kadar açıklayabildiğini görün! Onların bütün sözleri, her kesimin kendi anlayışı oranında istifade edebile¬ceği tarzda, Hakkın tavsifi ve Zat-ı Mukaddes’in zat ve sıfat¬larının delilleriyle dopdoludur.

 

      Şu halde, bu rivayetler, zatın niceliği ve niteliği hakkın¬daki düşünmenin yasak olduğunu göstermektedir. Nitekim Kafi’de yer alan hadiste de bu belirtilmiştir: "Allah’ın nasıllığını, neliğini araştıran, helak olur" (7) Veya bu alana adım atma durumunda bulunmayan kişileri bundan sakındırmaktır. Nitekim bu hususun da rivayetlerde sözü geçti, ama bu işin ehli olanlar için bu, bütün ibadetlerden daha hayırlı ve daha tercihe şayandır.

 

    Gerçi, güttüğümüz maksattan epey uzaklaşmış olduk. Ama bu alanda son zamanlarda ortaya çıkan fasid ve yanlış görüşleri bertaraf etmek için başka çıkar yol yoktu. Belki bu sözler bazı kalpleri etkiler ve eğer bir kalbi bile etkilese bu bana yeter. "Ve’l-hamdu lillahi rabbi’l-âlemîn."

 

-----------------------------------------------------------

(1) Kafi, C. 1. Kitabu’t-Tevhid, Bab el-Nehyi ani’l-Kelam fı’1-Keyfiy-

yeh, 1. hadis.

(2) Kafi, C. 1. Kitabu’t-Tevhid, Bab el-Nehyi ani’l-Kelam fi’1-Keyfıy-

yeh, 1. hadis.

(3) Kafi, C. 1. Kitabu’t-Tevhid, Bab el-Nehyi ani’l-Kelam fi’l-Key-

fiyyeh, 7. hadis.

(4) Kafi, C. 2., Kitabu’1-iman ve’1-Küfr, Babu’t-Tefekkur, 3. hadis.

(5) Kafi, C. 1., Kitabu’t-Tevhid, babu’l-Nisbeh, 3. hadis.

(6) Hadid Suresi, 1.

(7) Kafi, C. 1. Kitabu’t-Tevhid, Bab el-Nehyi ani’l-Kelam fı’1-Keyfiy-yeh, 5. hadis.

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)