• Nombre de visites :
  • 742
  • 3/7/2013
  • Date :

HİCRETİN ÜÇÜNCÜ VE DÖRDÜNCÜ ASRINDA ŞİA

hicretin üçüncü ve dördüncü asrinda şia

Şia, üçüncü yüzyılın başlamasıyla rahat bir nefes alabildi. Bunun nedeni evvela birçok felsefi ve ilmi kitapların Yunanca ve Süryanice'den Arapça'ya çevrilmesi, halkın akli ve kanıtsal bilgileri öğrenmeye yönelmesi, bunun yanı sıra Mutezile mezhebine mensup olan Abbasi halifesi Me'mun'un (195-218) mezhepler hakkında akli kanıtlara olan ilgisi ve neticede mezhepler ve dinler hakkında konuşmaya verdiği serbestliğin tamamen yayılmasıydı. Şii alimler ve mütekellimler (Kelam ilmi bilginleri) bu serbestlikten faydalanıp, ilmi çalışmalarda ve Ehl-i Beyt mezhebini tebliğ etmede bütün çabalarını gösterdiler.[88]

İkinci neden de Abbasi halifesi Me'mun'un siyasi nedenlere göre, İmamiyye Şiası'nın sekizinci imamını kendisine vezir ve veliahd tayin etmesiydi. Böylece Aleviler ve Ehl-i Beyt taraftarları biraz olsun devlet makamlarının haksızlıklarından uzak kalmış, az çok özgürlükten yararlanabilmişlerdi. Ama bu durum pek fazla sürmedi. Kılıcın keskin tarafı yine Şiilere doğru yöneldi. Yine her şey unutuldu ve geçmişler yeniden, bilhassa Ali ve taraftarlarıyla has düşmanlığı olan Abbasi halifesi Mütevekkil'in (232-247) hilafeti döneminde tekrarlanmaya başladı. İmamiyye Şiası'nın üçüncü imamının Kerbela'da olan mezarının yerle bir edilmesi de onun emriyle gerçekleştirilmişti.[89]

Hicri dördüncü asırda Abbas oğulları hilafetinin zayıflaması ve Al-i Büveyh padişahlarının ortaya çıkması gibi Teşeyyü mektebinin yayılmasına ve güçlenmesine yardımcı olan bir takım sebepler oluştu.

Şii olan Al-i Büveyh padişahları hilafetin merkezi olan Bağdat'ta ve hakeza Halifenin kendisinde tam bir nüfuz ve etkinliğe sahiptiler.[90]

Bu güç, Şia mezhebine muhalif olan ve her zaman Şiileri hilafet gücüne dayanarak ezen mezhep iddiacılarına karşı Şiilerin mezheplerini aşikar bir şekilde tebliğ etmelerini sağladı.

Tarihçilerin görüşüne göre, dördüncü yüzyılda büyük şehirler dışında Arap yarımadasının hepsini veya büyük bir kısmını Şiiler kaplamışlardı. Bunun yanı sıra, Hecer (Bahreyn), Umman ve Sa'de gibi bazı şehirlerin sakinleri Şiiydiler. Eskiden beri Ehl-i Sünnet merkezi olarak tanınan ve Şiilerin merkezi sayılan Kufe ile mezhebi açıdan rekabette bulunan Basra şehrinin büyük bir kısmı Şii idiler ve yine Trablus, Nablus, Taberiyye ve Halep şehirlerinde birçok Şii bulunmaktaydı. İran'ın Ahvaz ve Halic-i Fars sahillerinin bir kesimi Şia mektebine mensup olanlardandı.[91]

Bu yüzyılın başlangıcında, yıllardan beri İran'ın Kuzey kesiminde tebliğde bulunan "Nasır Otrus" Taberistan bölgesini istila edip, saltanat kurdu ve birkaç soy devam etti. Otrus'dan daha önce Taberistan'da Hasan b. Zeyd-i Alevi, yıllar boyu saltanat etmişti.[92]

İsmaili mezhebinin tabilerinden olan Fatimiler bu yüzyıl içerisinde Mısır'ı ele geçirmiş, uzun süreli (296-527) ve geniş çapta saltanat kurmuşlardı.[93]

Bağdat, Basra ve Nişabur gibi büyük şehirlerde Şiiler ve Sünniler arasında birçok çatışmalar meydana geliyor, bazılarında Şiiler kazanıyor ve galip geliyordu.

Allame TABATABAİ


[88]- Tarih kitapları.

[89]- Ebu'l Fida ve diğer tarih kitapları.

[90]- Tarih kitaplarına müracaat ediniz.

[91]- El-Hazaret-ül İslamiyye, c.1, s.97.

[92]- Muruc-uz Zeheb, c.4, s.373. Milel ve Nihel, c.1, s.254.

[93]- Ebu'l Fida Tarihi, c.2, s.63 ve c.3, s.50.

HİCRETİN İKİNCİ ASRINDA ŞİA

ŞİA TARİHİNDE EN ZOR GÜNLER

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)