• Nombre de visites :
  • 1760
  • 13/4/2013
  • Date :

Velayet-i Fakih (11.Bölüm)

velayet-i fakih

Velayet-i Fakih Şehid Mutahhari’nin Bakış Açısından

Resulullah (s.a.a.) Allah’ın tarafından halkın arasında çekiştikleri konularda yargılama hakkı vardı ve millet ona başvurmalı ve onun hakemliğine ve verdiği hükme uymalılardı.

1.     Toplumun liderliği ve siyasal yöneticiliği: Peygamber Efendimiz’in (s.a.a.) üstlendiği üçüncü resmi görev Kur’an’ın kesin hükmü ile ona verilmiş olan ve uyguladığı bu genel başkanlıktı. O, müslümanlar toplumunun başkanı, lideri ve müdürü idi. ‘أطيعوا الله وأطيعوا الرسول و أولي الأمر منکم’ ‘Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygamber’e itaat edin ve sizden olan Ulul-Emr’e itaat edin’ (1) ayeti bu noktaya işaret etmektedir. Peygamber (s.a.a.) toplumun politikacısı ve lideri olduğu için verdiği ferman ve emir Allah’ın vahiyinden başka değildi. Bu yüzden Allah’ın hükümleri olan konularda kimseye danışmazdı. Bu nedenler yüzünden Peygamber (s.a.a.)’ın her zaman çeşitli görevleri vardı (2).

2.     Velayet: Şehid Mutahhari bazı kitaplarında yukarıda adıgeçen üç makamdan başka Resulullah (s.a.a.) ve İmamlar (a.s.) için dördüncü makamın da olduğu kanısındadır. Bu makamın adı zamanın hücceti (nişane ve kesin neden)dir ve hiç bir zaman hüccetten boş olmamıştır. Bu irfâni bakışta Velayet ve olgun insan ve veli’nin varlığına inanmak demektir (3).

Konunun doğru ortaya konması: Allah’ın Resulü’nün (s.a.a.) görev ve makamlarını saydıktan sonra Şehid Mutahhari Şiilik açısından İmamet konusunu derince ve detaylı olarak tedkik etmeye başlıyor ve aynı halde bu konunun ehli Sünnet ve bazı Şii alimler tarafından yanlış biçimde tartışıldığını hatırlatıyor.

İmamet dini mercilik (başvuru kaynağı) anlamında:

Resulullah’ın (s.a.a.) bir makamı ve görevi vahiyi insanlara ulaştırmak ve Allah’ın hükümlerini açıklamaktı. Böylelikle millet İslamın içeriğini Peygamber’e (s.a.a.) soruyorlardı ve o ise Kur’an da gelmeyen bir şey vardıysa kendisi açıklıyordu. Şimdi bakalım bütün İslami emirler Kur’an da gelmiş ve Peygamber (s.a.a.) ise onları beyan etmiş midir? Yoksa zamanın gereksinimleri ve başka koşullar yüzünden bütün hükümler Peyagmber (s.a.a.) tarafından söylenmemiştir? Resulullah (s.a.a.) bütün sahabelerinin içinden kendisi gibi hata yapmayan en belirginlerini yani Ali ibni Ebitalib’i (a.s.) seçti. Dini meseleleri ona sormak için onu Allah tarafından kendi halefi olarak millete tanıttırdı. Bunun yüzünden İmamet Allah’ın Resulü’nden (s.a.a.) sonra dini mercilik anlamına geldiği zaman İsmet (günah yapmamak), Nass (belirli neden) ve Nasb (tayin etmek) konuları ortaya çıkmaktadır.

Peygamber (s.a.a.)’dan sonra dini açıklama ve insanların dini başvuru kaynağı anlamında gelen İmamet Şiilere özgüdür ve ehl-i Sünnet kimseyi böyle bir yetkisi olduğunu kabul etmiyor.

Çeviri:Ürün Özedönüş


1-         Nisa suresi/59

2-         İmamet ve liderlik/47-50

3-         İmamet ve liderlik/57,81

Velayet-i Fakih (10.Bölüm)

Velayet-i Fakih (9.Bölüm)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)