• Nombre de visites :
  • 1335
  • 1/1/2013
  • Date :

Kur'an Örfünde Te'vilin Hakiki Manası(1.Bölüm)

kuran örfünde tevilin hakiki manası

Yusuf Suresinde nakl ve tevil olunan rüyalarda, rüyaları anlatan lafızlar, asla rüyanın teviline, -zahire muhalif bir anlatımla olsa bile- delalet etmemektedir. Yine Musa ve Hızır kıssalarında, kullanılan kelimeler Hızır'ın, Musa'ya yaptığı tevile işaret etmiyor ve yine:

"Bir şey ölçtüğünüz vakit ölçeği tam tutun. Tarttığınız şeyi doğru teraziyle tartın. Bu daha hayırlı ve daha güzel tevildir."

Ayetinde, bu iki cümle, meselenin tevili olan özel iktisadi durumu açılayacak lafzi anlama haiz değildir. Yine:

"... Bir şeyde ihtilafa düştünüz mü o hususta, Allah'a ve peygambere müracaat edin. Bu hareket hem daha hayırlı hem de daha güzel tevildir."

Ayetinde, İslâmi vahdetten ibaret olan tevili açıklayacak, bir lafzi anlatım yoktur. Eğer diğer ayetler gözden geçirilecek olursa, durumun bundan ibaret olduğu görülecektir.

Rüyalar hususunda, rüyanın tevili, rüyayı görene özel bir şekilde gözüken dış bir gerçeğe denir. Yine Musa ve Hızır kıssasında, Hızır'ın izhar ettiği tevil de, yaptığı işlerin kaynağı olan hakikatten ibaret olduğundan, işin kendisi, bir nevi kendi tevilini içermektedir. Ölçü ve tartının doğru olmasını emreden ayetin tevili ise, bu emrin dayalı olduğu ve bir yönden onu tahakkuk ettiren bir hakikat ve genel bir maslahattır. İhtilafta Allah ve Peygambere müracaat etmeyi emreden ayette de durum aynıdır.

Bu yüzden her şeyin tevili, o şeye kaynak teşkil eden bir hakikattir. Hakikat bu şey vasıtasıyla tahakkuk etmektedir. Şu manaya ki, tevilin sahibi (olay), tevil vasıtasıyla dirilir. Tevil de, tevil sahibi vasıtasıyla ortaya çıkar. Bu mana Kur'an-ı Kerim'de de geçerlidir. Zira bu mukaddes kitap, madde ve cisme bağlılıktan serbest, his ve hissedilirlik merhalesinden daha yüce ve bizim maddi hayatımızın mahsulü olan kelimeler ve cümleler kalıbından daha geniş olan bir takım hakikat ve manevi gerçeklerden kaynaklanmaktadır.

Bu manevi gerçekler, gerçek olarak, "Lafzi beyan" kalıbında izah edilemez. Sadece gayb makamı, (Hak Teâlâ) bu lafızlarla, beşeriyet alemine şu ihtarda bulunmuştur: Kendilerini, zahiri hak itikatlarına inanmak ve salih amel yapmakla, müşahede yolundan başka, kavrama imkanı olmayan saadeti, kavramaya hazırlasınlar. Bu hakikatler ancak kıyamet günü ve Allah-u Teâlâ ile mülakat edildiğinde açıkça ortaya çıkacaklardır. Nitekim geçen Araf Suresinin iki ayeti ve Yunus Suresinin bir ayeti, bu manayı açıklamaktaydılar.

Yine yüce Allah bu manaya işaret ederek şöyle buyuruyor:

"Andolsun her şeyi açıklayan kitaba. Şüphe yok ki, biz, akıl edesiniz, anlayasınız diye Kur'an'ı Arapça olarak meydana getirdik. Ve şüphe yok ki, o, bizim katımızda kitabın aslında elbette pek yüce ve hakimdir."[1]


[1] - Zuhruf/2-4.

Allah’ın Kelamı

İnsanın Hidayeti İçin Tek Yol Vahiydir

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)