• Nombre de visites :
  • 2280
  • 10/11/2012
  • Date :

PEŞAVER GECELERİ:Ehl-i Sünnet Alimleri ŞiilerleYardımlaşmayı İstemiyor

peşaver geceleri:ehl-i sünnet alimleri şiilerleyardımlaşmayı istemiyor

ONUNCU OTURUM

Beşinci olarak; dört mezhebin birbiriyle uzlaştığı gibi uzlaşmamız gerektiğini beyan ediyorsunuz. Bu da olacak bir şey değildir. Zira sizler hiçbir delil olmadan Şii Müslümanları ve Ehl-i Beyt (a.s) taraftarlarını Rafızî, müşrik ve kafir sayıyorsunuz. Dolayısıyla mümin ve müşrik asla bir araya gelemez. Yoksa Ehl-i Sünnet camiasıyla ittihat ve ittifak etme noktasında biz de sizden daha önde ve hazırız. Elbette apaçık gerçekleri ortaya koyma noktasında hepimiz özgür olmalıyız, birbirimizi rahatsız etmemeliyiz. Dört mezhep, amelde özgür oldukları gibi Peygamber (s.a.a) Ehl-i Beyti’nin taraftarları da özgür olmalıdır.

Ama dört mezhepte bunca ihtilaflara rağmen, hatta bazen birbirlerini tekfir ettikleri halde, siz hepsini Müslüman sayıyor ve amelde onlara özgürlük veriyorsunuz. Fakat zavallı Şii Müslümanları müşrik ve kafir ilan ederek red ediyorsunuz. Onlara amel ve ibadet özgürlüğü tanımıyorsunuz. Nasıl olur da ittihat ve birlik içinde olabiliriz?

Türbete Secde Etme Konusunda İhtilaf

Türbete (temiz ve kutsal toprak parçasına) secde etme noktasında ortalığı velveleye veriyorsunuz. Bunu halkın gözünde putperestlik ilan ediyor, muvahhid Şiileri putperest sayıyorsunuz. Halbuki Allah-u Teala ve Peygamber (s.a.a)’in emriyle toprağa secde ediyoruz. Zira Kur’ân’da da secde emredilmiş ve sizin de bildiğiniz gibi secde alnı yere koymaktır. Ama neye secde edileceği hakkında aramızda ihtilaf vardır.

Şeyh: Neden siz de ihtilaf çıkmasın ve aradaki kötümserlik kalksın diye diğer Müslümanlar gibi secde etmiyorsunuz?

Davetçi: Neden siz Şafiiler, Hanefi, Maliki ve Hanbelilerle en önemli konumlarda ihtilaf halindesiniz, hatta bazen birbirinizi tekfir ediyor, fasık sayıyorsunuz. Neden ihtilaf çıkmasın diye hepiniz aynı şeye inanmıyorsunuz?

Şeyh: Fakihlerin fetvası farklıdır, bu dördünden hangisine uyarsak doğrudur ve sevap kazanırız.

Hakikatin Teessürle İbrâz Edilişi

Davetçi: Lütfen Allah aşkına insaflı olunuz. Nasıl oluyor da dört mezhep imamına uyma noktasında içlerinden sadece bazısının ilmi ve Allame Makrizi’nin Hutatkitabında itiraf etmiş olduğu üzere “Beybers”‌in emirlerine körü körüne uymaktan başka hiçbir deliliniz olmadığı halde, en temel meselelerdeki bütün ihtilaflarınıza rağmen, sırf uyduğunuz için sevap elde ediyorsunuz da, öte yandan ilim ve takva abidesi, kendi muteber kitaplarınızda ilimleri ve fıkıhları hususunda onca rivayet nakledilen, ilim ve fıkıh üstünlükleri kabul edilen, Kur’ân-ı Kerim’in dengi, kurtuluş yolu, muhalefetleri helak sebebi sayılan Ehl-i Beyt’e uyanları müşrik ve kafir sayıyorsunuz?

O halde siz de kabul edersiniz ki, kötümserlikler ihtilaf ve ayrılık sebebiyle değildir. Ehl-i Beyt (a.s)’ın buğz ve sevgisiyle ilgili bir olaydır. Bu durum, güzel ahlak ve sıfatlara sahip olmak, içini her türlü düşmanlık, kin ve hasetten arındırmak ve insaflı olmak sayesinde ortadan kalkabilir. Yoksa usul ve fur’uda siz Ehl-i Sünnet arasında da birçok ihtilaf vardır. Dört imamın fetvaları ve alimlerinizin verdiği hükümler, genelde Kur’ân-ı Kerim’in sarahatine aykırı olduğu halde siz asla birbirinize karşı kötümser değilsiniz. Ama Kur’ân hükmü gereği toprağa secde eden Şii Müslümanları müşrik, kafir ve putperest sayıyorsunuz.

Şeyh: Eğer laf değil de gerçek ise, o zaman lütfen Ehl-i Sünnet alimlerinin nerede Kur’ân sarahatine aykırı hüküm verdiğini açıklayınız!

Davetçi: Birçok hükümde sarih nassın, hatta cumhurun fetvasının aksine hüküm vermişlerdir. Vakit yeterli olmadığı için hepsine işaret edemeyeceğim. Bundan da öte birçok büyük alimleriniz dört mezhep arasındaki ihtilaflar hakkında çok sayıda kitap yazmıştır. Bu konuda Şeyh Tusi’nin Mesail’ul- Hilaf-i fi’l- Fıkh kitabına müracaat ediniz. Şeyh Tusi bu kitapta Taharet babından Diyat babına kadar bütün konuda İslâm fakihlerinin ihtilaflarını hiçbir özel görüşünü kullanmadan bir araya toplamış ve ilim ehline takdim etmiştir. Hepsini rivayet etmek mümkün olmasa da örnek olsun ve siz beyler bizim iftira etmediğimizi bilesiniz diye bir konuya kısa olarak değinmek istiyorum. Burada alimleriniz Kur’ân-ı Kerim’in sarahatine aykırı fetvalar vermişlerdir.

Şeyh: Buyurun söyleyin hangi konuda alimler nassa aykırı hüküm vermişlerdir?

Su Olmayınca Abdest ve Gusül yerine Teyemmüm Etmek Gerekir

Davetçi: Bildiğiniz gibi Taharet babında amellerden biri de mutlak suyla abdest ve gusül almaktır. Bazen bunlar farz, bazen sünnet, bazen de müstahaptır. NitekimMaide suresi 6. ayette şöyle buyurulmaktadır:

“...Namaz kılmaya kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerle beraber ellerinizi yıkayın...”‌

Bu esas üzere abdest halis ve temiz suyla alınmalıdır. Temiz suyun bulunmadığı yerde ise Kur’ân şunu emrediyor:

“Su bulamazsanız, temiz toprağa teyemmüm ediniz. Sonra yüzlerinize ve ellerinize sürünüz.”‌

Bu iki hüküm dışında bir hüküm beyan edilmemiştir. Evvela; abdest için su gerekir, su bulunmaz veya bir engel olursa abdest yerine teyemmüm edilir. Bu hüküm vatanda da gurbette de aynıdır. Bu konuda bütün mezhep fakihleri ittifak etmişlerdir.

Ebu Hanife’nin, Yolcunun Su BulamadığıTakdirde Gusül ve Abdestin NebizleYapılabileceğine Dair Fetvası

Ama Ebu Hanife’nin fetvaları genelde kıyas üzeredir. Burada da seferde su bulunamadığı takdirde hurma nebiziyle (şırasıyla) de abdest alınabileceğini söylemektedir.

Halbuki herkesin bildiği gibi nebiz, hurma ve benzeri şeylerle karışık olan bir sıvı maddedir. Bununla abdest almak câiz değildir. Yani Kur’ân namaz kılmak için halis ve temiz su olmayınca da, temiz toprağa teyemmümü emretmektedir. Ebu Hanife’nin nebizle abdest alınıp gusledilebileceğini söylemesi, Kur’ân-ı Kerim’in apaçık hükümlerine muhalefettir.

Oysa Buhari Sahih’inde “Nebiz ve Uyuşturucu Maddelerle Abdest Almak Câiz Değildir”‌ adında bir bab tahsis etmiştir.

Hafız: Gerçi ben Şafii’yim, ama ben de sizin gibi su olmayınca teyemmüm edilmesi gerektiği inancındayım. Bizim mezhebe göre nebizle abdest almak câiz değildir. Dolayısıyla zannedersem Ebu Hanife’nin bu fetvası şöhretten başka bir şey değildir.

Davetçi: Kesinlikle siz apaçık gerçeği bildiğiniz halde sahibinin de razı olmadığı bir iddiada bulundunuz. Ebu Hanife’nin bu fetvası şöhret değil, mütevatirdir. Aklımda kaldığı kadarıyla imam Fahr-u Razi Mefatih’ul- Gayb c. 3, s. 552’de, Maide suresi teyemmüm ayetinin tefsirinde şöyle diyor: “Şafii’ye göre, hurma nebizi ile abdest almak câiz değildir. Ebu Hanife’ye göre ise yolculukta câizdir.”‌

Hakeza büyük filozof İbn-i Rüşd Bidayet’ul- Müctehid’de Ebu Hanife’nin fetvasını rivayet etmektedir.

Şeyh: Ebu Hanife’nin nass aleyhine fetva verdiğini nasıl söyleyebilirsiniz! Halbuki birçok rivayetler Peygamber (s.a.a)’in böyle yaptığını haber vermektedir.

Davetçi: Aklınızda olan o rivayetlerden birini nakleder misiniz?

Şeyh: Örneğin: Amr bin Haris’in kölesi Ebu Zeyd, Abdullah bin Mes’ud’dan şöyle rivayet etmektedir:

“Resulullah (s.a.a) Leylet’ul- Cinn’de kendisine; “Yanında temiz su var mı”‌ diye sordu. O matarasında sadece nebiz olduğunu söyleyince şöyle buyurdu: “Temiz hurma ve temiz su.”‌ Sonra da onunla abdest aldı.”‌

Hakeza Abbas bin Velid bin Subeyh-i Dimaşki, Mervan bin Muhammed bin Tahiri’den, o da Abdullah bin Luhey’a’dan, o da Kays bin Haccac’dan, o da Haneş San’ani’den, o da Abdullah bin Abbas’dan, o da Abbas bin Mes’ud’dan şöyle rivayet ediyor: “Resulullah (s.a.a) Leylet’ul- Cinn’de kendisine; “Yanında su var mı?”‌diye sordu. O da yanında sadece nebiz olduğunu söyledi. Resulullah (s.a.a) da şöyle buyurdu: “Temiz hurma ve temiz su, bana dök.”‌ O da; “Ben döktüm o da abdest aldı.”‌ dedi.

Şüphesiz ki Peygamber (s.a.a) bizler için bir hüccettir. Hangi nass ve delil Peygamber (s.a.a)’in amelinden daha üstün olabilir? Bu yüzden Ebu Hanife de Peygamber (s.a.a)’in ameline dayanarak nebizle abdest almanın câiz olduğuna fetva vermiştir.

Davetçi: Zannedersem sukut etseydiniz, bu beyanınızdan daha iyiydi. Gerçi konu anlaşılsın diye delil getirmenize sevindim. Ehl-i sünnet kardeşler bizim haklı olduğumuzu bilsinler. Onların imamları safsata etmiş, düşünmeden kıyas üzere hüküm vermişlerdir. Önce hadisin ravileri ve senedi hakkında konuşalım, daha sonra asıl konuya girelim.

Evvela; Amr bin Haris’in kölesi Ebu Zeyd meçhul bir kimsedir. Hadis ehli nezdinde reddedilmiştir. Örneğin: Tirmizi, Zehebi (Mizan’ul- İtidal’da) ve diğerleri şöyle diyor: “Bu adam tanınmıyor. Abdullah bin Mes’ud’dan rivayet etmiş olduğu hadis asla doğru değildir.”‌ Hakim ise şöyle diyor: “Bu meçhul adamdan bu hadis dışında bir rivayet nakledilmemiştir.”‌ Buhari de onu zayıf saymaktadır. Hakeza Kastalani ve Şeyh Zekeriyya Ensari Buhari’ye yazdıkları şerhlerinde “La yecuz’ul- Vuzuu Bin-Nebiz ve La Muskir”‌ babında bu adamın zayıf olduğunu yazmışlardır.

İkinci hadise gelince; o da birkaç açıdan merduttur.

Evvela; bu hadisi bu yolla İbn-i Mace dışında hiçbir alim rivayet etmemiştir.

İkinci olarak; alimlerinizin kendi süneninde bunu rivayet etmemesi de bu hadisin ravilerinin güvenilir olmadığını göstermektedir. Nitekim Zehebi Mizan’ul- İtidal’da, Abbas bin Velid’in güvenilir olmadığını yazmıştır. Birçok cerh ve tadil erbabı (rical alimleri) onu reddetmiştir. Mervan bin Muhammed Tahiri, Mürciyemezhebindendir. İbn-i Hazm ve Zehebi onu zayıf saymıştır. Rical alimleriniz Abdullah bin Luhey’a’yı da zayıf saymışlardır. Dolayısıyla büyük alimlerinizin bile güvenilir saymadığı ravilerin rivayet etmiş olduğu bu hadis de kendiliğinden itibarını kaybetmektedir.

Üçüncü olarak; alimlerinizin Abdullah bin Mes’ud’dan nakletmiş olduğu rivayetlere göre, Leylet’ul- Cinn’de hiç kimse Peygamber (s.a.a)’in yanında yoktu. Nitekim Ebu Davud Sünen’de (Bab’ul-Vuzu’da), Tirmizi ise Sahih’inde Alkame’den şöyle rivayet ediyor: “Abdullah bin Mes’ud’a, Leylet’ul- Cinn’de Peygamber (s.a.a)’in yanında kimlerin olduğu sorulunca; “Bizden hiç kimse yoktu.”‌ diye cevap verdi.

Dördüncü olarak; Leylet’ul- Cinn Mekke’de hicretten önceydi. Teyemmüm ayeti ise umumun ittifakıyla Medine’de nazil olmuştur. O halde bu hüküm öncekini nesh etmiştir. Bu yüzden imam Şafii, imam Malik ve diğer büyük alimleriniz bunu câiz bilmemiştir. Medine’de nazil olan bu hükme göre vatanda veya yolculukta su olmayınca teyemmüm etmek gerekir.

Bu ayetin Medine’de nazil olmasından sonra su bulunmayınca zayıf bir hadise dayanarak nebizle abdest alınabileceğinin söylenmesi çok ilginçtir. Bundan da ilginci, sizin bu zayıf hadisi ve buna dayanan Ebu Hanife’nin hükmünü Kur’ân-ı Kerim’in açık hükmüne karşı savunmanızdır.

Nevvab: Kıble Sahip (âlicenap)! Nebizden maksat içilmesi haram olan sarhoş edici şarap mıdır?

Davetçi: Nebiz iki kısımdır; birincisi sarhoş edici değildir ve helaldir. Suyun üzerine tatlı olması için biraz hurma dökerler. Hurmalar dibe çökünce üzerinde kalan şıralı suya nebiz derler. İkinci kısım ise sarhoş edici ve haramdır. Bizim bahsini ettiğimiz ve Ebu Hanife’nin de abdest için cevazını verdiği nebiz, helal olan nebizdir. Yoksa haram olan nebiz konusunda hiçbir ihtilaf yoktur. Nitekim daha önce Buhari’nin Sahih’inde, “La Yecuz’ul- Vuzuu Bi’n- Nebizi ve Muskir.”‌[7] diye bir bab tahsis ettiğini arz ettim.


[7] - Nebiz ve uyuşturucu maddelerle abdest almak caiz deأ°ildir.

PEŞAVER GECELERİ:Peygamber (s.a.a)’in Ümmeti Hz. Ali’ye İtaat Etmeye Emretmesi

PEŞAVER GECELERİ:Hz. Ali Hilafet Makamına Daha Layık ve Evla İdi

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)