• Nombre de visites :
  • 2481
  • 6/11/2012
  • Date :

PEŞAVER GECELERİ:Mut’anın Helal Olduğuna Dair Deliller

peşaver geceleri:mut’anın helal olduğuna dair deliller

DOKUZUNCU OTURUM

Gerçekte Sünniler Rafızî, Şiiler ise Sünni’dirler

Davetçi: Zahiren siz kendinizi Sünni, Şii Müslümanları da Rafızî diye adlandırıyorsunuz. Oysa insaflıca hükmedecek ve bağnazlığı da bırakacak olursanız, açıkça görürsünüz ki gerçekten Peygamber (s.a.a)’in sünnetine bağlı olanlar Şiilerdir, Rafızîler ise sizlersiniz; yani sizler Kur’ân ve sünnetten yüz çeviriyorsunuz.

Şeyh: Aferin! Milyonlarca temiz Müslüman’ı Rafızî saydınız, buna deliliniz nedir?

Davetçi: Siz de yüz milyondan fazla temiz Müslüman’ı ve Peygamber (s.a.a)’in Ehl-i Beyti’ne tabii olan Şii Müslümanları Rafızî kafir ve müşrik sayıyorsunuz. Halbuki önceki gecelerde beyan etmiş olduğum üzere Peygamber (s.a.a) Kur’ân-ı Kerim ve Ehl-i Beyt’e tabi olunmasını emretmiştir. Siz kasıtlı olarak Ehl-i Beyt (a.s)’dan yüz çevirip başkalarına uyuyorsunuz; Peygamber (s.a.a) zamanında Kur’ân hükmü gereği uygulanan sünneti çiğniyorsunuz ve ilk iki halifenin hükmüyle O’nları terk ediyorsunuz. Peygamber (s.a.a)’in sünnet ve siretine tabi olanları Rafızî, müşrik ve kafir sayıyorsunuz.

Hakeza Kur’ân Enfal suresi 41. ayette şöyle buyuruyor:

“Bilin ki ganimet olarak aldığınız her hangi bir şeyin humusu (beşte biri) Allah-u Teala’ya, Resulüne, onun akrabalarına, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir...”‌

Peygamber (s.a.a) hayattayken bu hüküm uygulanıyor, ganimetlerin humusu (beşte biri) akrabalar arasında paylaşılıyordu. Ama sonradan bu terk edildi. Bilahare eğer tümüne işaret edecek olursak söz uzayacaktır.

Biz Şii Müslümanların Peygamber (s.a.a)’in siret ve sünnetine uyduğunun ve sizlerin Peygamber (s.a.a)’in siret ve sünnetiyle ashabın amelinden uzaklaşıp Rafızî olduğunuzun en büyük delili, Mut’a konusudur. Mut’a Allah’ın hükmü, Peygamber (s.a.a)’in sünneti ve ashabın ameliyle Peygamber (s.a.a) döneminde Ebu Bekir’in hilafetinde ve Ömer’in hilafetinin ilk başlarında helal idi ve uygulanıyordu. Ama Ömer’in siyaset üzere söylediği bir tek sözle Allah’ın helali haram kılındı, Peygamber (s.a.a)’in sünneti terk edildi. Buna rağmen kendinizi Sünni sayıyor, Kur’ân ve sünnete uyan Şii Müslümanları ise Rafızî sayıyorsunuz! Cahil halkı öylesine bir kandırdınız ki tam on dört asırdır bizi rafızî ve müşrik sayıyorlar. Siz Sünniler kraldan çok kralcısınız. Ömer kendi sözünü ispat için hiçbir delil getirmezken, siz Sünniler kitaplarınızda yüzlerce sözde delil getirerek Ömer’in sözünün hak olduğunu, Kur’ân, sünnet ve sahabenin amelinin batıl olduğunu beyan ediyorsunuz!!

Şeyh: Mut’anın helal olduğu konusundaki deliliniz nedir? Hangi delille, Ömer’in Allah’ın sözü ve Peygamber (s.a.a)’in sünnetine aykırı amel ettiğini iddia ediyorsunuz?

Mut’anın Helal Olduğuna Dair Deliller

Davetçi: Bunun delilleri çoktur. Evvela; Kur’ân Nisa suresi 24. ayette şöyle buyurmaktadır: “...Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin...”‌

Şüphesiz Kur’ân-ı Kerim’in hükümleri, onları nesh eden başka ayetler olmadıkça kıyamete kadar bakidir. Bu hususta nesh eden başka bir ayetler olmadığı için bu hüküm ebedi olarak geçerlidir.

Şeyh: Bu ayetlerin daimi nikahla ilgili olmadığını nereden biliyorsunuz? Çünkü ayetin devamında kararlaştırılmış mehirlerinin verilmesini emretmektedir.

Davetçi: Bu açıklamanız bir safsatadır. Zira kendi büyük alimlerinizden Taberi Tefsir-i Kebir c. 5’de ve imam Fahr-u Razi Mefatih’ul- Gayb c. 3’de ve diğerleri de bu ayeti kendi mut’a babında ele almışlardır. Kendi müfessir ve alimlerinizin de beyan etmiş olduğu gibi Nisa suresi İslâm’da evliliğin çeşitlerini beyan eden bir suredir.

Ama Allah-u Teala daimi nikah konusunda Nisa suresinin 3. ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“...Size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikahlayın. Adalet yapamayacağınızdan korkarsanız, o zaman bir (eş) ya da sağ ellerinizin malik olduğu (cariye) ile yetinin...”‌

Nisa suresinin 25. ayetinde cariyeler hakkında şöyle buyuruyor:

“İçinizden, imanlı hür kadınlarla evlenmeye gücü yetmeyen kimse, ellerinizin altında bulunan imanlı genç kızlarınız (sayılan) cariyelerinizden alsın. Allah sizin imanınızı daha iyi bilmektedir. Hep aynı köktensiniz (insanlık bakımından aranızda fark yoktur). Öyleyse iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost da tutmamaları şartı ve sahiplerinin izni ile onları nikahlayıp alın, mehirlerini de normal miktarda verin...”‌

Mut’a hakkında “Onlardan faydalanmanıza karşılık kararlaştırılmış olan mehirlerini verin.”‌ ayeti nazil olmuştur. Eğer bu ayet daimi nikah hakkında nazil olmuş olsaydı, o zaman bir surede daimi nikah tekrarlanmış olurdu. Bu da kaideye aykırı bir şeydir. Mut’a hakkında nazil olduğundan dolayı, başlı başına bir hüküm olduğu anlaşılmaktadır.

Ayrıca sadece Şiiler değil, tüm Müslümanlar saadet devrinde mut’anın yaygın ve meşru olduğunu kabul etmektedir. Büyük ashap da Peygamber (s.a.a) zamanında bununla amel etmiştir. Eğer bu ayet daimi nikah hakkındaysa, o zaman tüm Müslümanların inandığı mut’a ayeti hangisidir?

Buna binaen müfessirlerin de dediği gibi mut’a ayeti budur. Bu konuda bir neshedici ayet de nazil olmamıştır. Nitekim kendi muteber kitaplarınızda da bu kaydedilmiştir.

Ehl-i Sünnet Kanalıyla Mut’anın Helal Olduğuna Dair Hadisler

Sahih-i Buhari’de ve Ahmed bin Hanbel’in Müsned’inde Ebu Reca’dan, o da İmran bin Hasin’den naklen şöyle nakledilmektedir: “Mut’a ayeti Allah’ın kitabında nazil oldu. Biz de Resulullah (s.a.a) vefat edinceye kadar bununla amel ettik. Resulullah (s.a.a) bunu nehy etmedi ve Kur’ân da haram kılmadı. Adamın biri kendi görüşünce istediğini söyledi.”‌ Buhari de “Bu adam Ömer bin Hattab’tır”‌ diyor.

Sahih-i Müslim c. 1, s. 535’de Mut’a nikahı babında şöyle yer almıştır: Hasan Halvai, Abdurrezzak’tan, o da İbn-i Cureyh’den, o da Ata’dan şöyle rivayet ediyor: “Abdullah Ensari umre için Mekke’ye geldi. Onun evine gittim. İnsanlar ondan bazı mesele ve olayları soruyorlardı. Söz mut’a’ya gelince şöyle dedi: “Evet biz de, hem Resulullah (s.a.a), hem Ebu Bekir ve hem de Ömer zamanında Mut’a yapıyorduk.”‌

Hakeza aynı kitap (Mısır H.1306 baskısı) c. 1, s. 467’de Mut’a babında Ebi Nazra’dan şöyle rivayet edilmektedir: “Ben Cabir bin Abdullah’ın yanındaydım, adamın biri geldi şöyle dedi: “Abdullah bin Zubeyr ve İbn-i Abbas iki mut’a (hac ve kadın mut’ası) hakkında ihtilafa düşmüşler.”‌ Cabir şöyle dedi: “Resulullah (s.a.a) zamanında biz de onları yapıyorduk. Ama Ömer yasaklayınca artık yapmadık.”‌

Ahmed bin Hanbel Müsned c. 1, s. 25’de Ebi Nazra’nın rivayetini başka bir yolla rivayet etmektedir. Her ikisi de bir başka yerde Cabir’in şöyle dediğini rivayet ediyorlar: “Biz de Peygamber (s.a.a) zamanında bir avuç hurma, öğütülmüş buğday ve un karşılığında, Ömer, Amr bin Haris’i yasaklayıncaya kadar mut’a yapıyorduk.”‌

Hamidi ise Cem’un Beyn’es- Sahihayn’de Abdullah bin Abbas’tan şöyle nakletmektedir: “Biz Peygamber (s.a.a) zamanında Mut’a yapıyorduk. Ama Ömer, hilafeti zamanında kalkıp şöyle dedi: “Allah-u Teala, Resulüne istediğini helal kılıyordu. Ama o şimdi gitmiş durumda. Yerine de Kur’ân-ı bıraktı. Hac veya umreye başlayınca Allah’ın buyurduğu gibi sona erdirin. Kadınlarla mut’a etmekten tövbe edin. Kim mut’a ederse onu recm ederim.”‌

Bu tür rivayetler muteber kitaplarınızda oldukça çoktur. Bunlar mut’anın Peygamber (s.a.a) zamanında meşru ve yaygın olduğunu, ashabın amel ettiğini ve Ömer’in yasakladığını ispat etmektedir.

Ayrıca bir grup ashap ve başkaları da, örneğin: Ubey bin Ka’b, İbn-i Abbas, Abdullah bin Mes’ud, Said bin Cubeyr vs. mut’a ayetini şöyle kıraat ediyorlardı: “Festemta’tum bihi minhunne ila ecelin musemma”‌ (Belli bir zamana kadar mut’a edince.”‌

Nitekim Zemahşer’i de Keşşaf’ta İbn-i Abbas’tan naklen, Taberi Tefsir-i Kebir’de bu ayetin tefsirinde, imam Fahr-u Razi Mefatih’ul- Gayb c. 6’da bu ayetin tefsirinde, imam Nevevi Nikah’ul- Mut’a’nın 1. babında Şerh-i Sahih -i Müslim’den naklen Abdullah bin Mes’ud’un bu ayeti aynı şekilde kıraat ettiğini rivayet etmektedir.

İmam Fahr-u Razi de Ubey bin Ka’b ve İbn-i Abbas’ın sözünü rivayet ettikten sonra şöyle diyor: “Ümmet bu kıraat konusunda bu iki kişiyi inkar etmemiştir. O halde bizim zikrettiğimizin sıhhati konusunda icma vardır.”‌

Bir sonraki sayfada da cevap olarak şöyle diyor: “Bu kıraat mut’anın meşru olduğuna delalet etmektedir ve bizim bu konuda ihtilafımız yoktur.”‌

Şeyh: Resulullah (s.a.a) zamanında meşru olsa da sonradan nesh edilmediği konusundaki deliliniz nedir?

Davetçi: Nesh edilmediği ve hala meşru olduğu hakkında birçok delil vardır. En önemli delil Peygamber (s.a.a) zamanından Ömer’in hilafetinin ortalarına kadar yaygın ve meşru olmasıdır. Dolayısıyla da nesh edilmemiştir. Ashabın büyükleri de bizzat bununla amel etmiştir. Ayrıca en büyük delil, bizzat kendi alimlerinizin de rivayet etmiş olduğu üzere Ömer’in minbere çıkarak şöyle demesidir: “Peygamber (s.a.a) zamanında var olan iki mut’ayı ben haram kılıyorum ve yapanları cezalandıracağım.”‌ Bazı rivayetlerde ise; “Ben nehiy ediyorum.”‌ şeklinde yer almıştır.

Şeyh: Sözünüz doğrudur. Peygamber (s.a.a) zamanında birçok şey ilk etapta yaygındı. Ama sonradan yasaklanmıştır. Bu mut’a da ilk önce yaygın idi. Ama sonradan nesh edilmiştir.

Davetçi: Dinin temeli Kur’ân’dır. Kur’ân’da yer alan her hükmün neshedicisi de bizzat Kur’ân’da olmalı ve Peygamber (s.a.a)’in lisanıyla ifade edilmelidir. Söyleyin, Kur’ân-ı Kerim’in neresinde bu hüküm nesh edilmiştir?

Şeyh: Müminun suresi 6. ayet bunun nasihi (hükmünü geçersiz kılan)dir ki şöyle buyurmaktadır:

“Ancak eşleri ve ellerinin sahip olduğu hariç. (Bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmış değillerdir.”‌

Bu ayet helal olmanın iki sebebini beyan etmektedir: 1- Zevciyet 2- Cariye sahibi olmak. Dolayısıyla bu ayet mut’ayı nesh etmiştir.

Davetçi: Bu ayette mut’anın nesh edildiğine dair hiçbir delil yoktur. Aksine teyit vardır. Zira mut’a da zevciyet hükmündedir. Mut’a edilen kadın da erkeğin gerçek zevcesidir. Eğer mut’a edilen kadın hakiki zevce olmasaydı, Allah-u Teala mut’a ayetinde mehirlerinin verilmesini emretmezdi.

Ayrıca Mü’minun suresi Mekki’dir, Nisa suresi Medeni’dir. Dolayısıyla Mekki olan ayet Medeni olan ayetten öncedir. O halde bu ayet nasıl neshedici olabilir? Halbuki mut’a nikahından önce nazil olmuştur ve bu esas üzere nasih, mensuhtan önce nazil olmuş demektir! Ey basiret sahipleri ibret alın!

Sahabe ve Tabiin Büyükleri, Mut’a Ayetinin Nesh Edilmediğine Hükmetmişlerdir

Ayrıca sahabe ve tabiin büyükleri de mut’a ayetinin nesh edilmediğine hükmetmişlerdir. Örneğin: İbn-i Abbas, Abdullah bin Mes’ud (vahiy katibi), Cabir bin Abdullah Ensari, Seleme bin Ekva, Ebu Zer, Sebere bin Ma’bed, Ekva bin Abdullah-i Eslemi ve İmran bin Hasin gibi zatlar bu ayetin nesh edilmediğini açıkça beyan etmişlerdir.

Büyük alimleriniz de ashaba uyarak nesh edilmediğini beyan etmişlerdir. Örneğin Zemahşer’i Keşşaf’ta İbn-i Abbas’ın; “Mut’a ayeti Kur’ân-ı Kerim’in muhkem ayetlerindendir.”‌ sözünü rivayet ederken; “Bu ayet nesh edilmemiştir.”‌ diyor.

Enes bin Malik de mut’anın meşru ve câiz olduğuna hükmetmiş ve nesh edilmediğini açıkça vurgulamıştır.

Nitekim Molla Sa’d Taftazani Şerh-u Mekasıd’da, Burhaneddin Hanefi Hidaye’de, Askalani Feth’ul- Bari’de ve diğerleri de kendi kitaplarında Malik’in şu fetvasını rivayet etmişlerdir: “Mut’a câizdir. Zira mubah ve meşrudur. İbn-i Abbas’dan helal olduğu rivayet edilmektedir. Mekke ve Yemen ashabının çoğu da bu konuda ona uymuştur.”‌

Bir başka yerde ise şöyle diyor: “Mut’a câizdir. Çünkü mubahtır; nesh edeni zahir oluncaya kadar da bakidir.”‌

Anlaşıldığı gibi Malik, vefat etmiş olduğu H. 179 yılına kadar da henüz Mut’a nikahının nesh edildiğine dair herhangi şer’i bir duymamıştır. Dolayısıyla da bunun sonradan uydurulduğu anlaşılmaktadır. Zemahşeri, Beğevi ve Sa’lebi gibi büyük alimleriniz İbn-i Abbas’ın ve ashabın görüşünü kabul etmiş ve mut’anın helal olduğunu açıkça beyan etmişlerdir.

Şeyh: Mut’a talak, iddet ve nafaka gibi hükümlere sahip olmadığından dolayı hakiki zevce olamaz.

Zevciyetin Tüm Hükümleri Mut’a Hakkında da Geçerlidir

Davetçi: Anlaşıldığı üzere kötü gözle baktığınız için asla Şii kitapları okumamışsınız. Yoksa bu itirazda bulunmaz ve delille istisna edilenler hariç zevciyetin tüm hükümlerinin mut’a hakkında da geçerli olduğunu bilirdiniz. Mut’a da şüphesiz bir çeşit nikahtır. Zevciyet hükümleri onun için de geçerlidir. Ümmete kolaylık olsun ve zina önlensin diye bazı şartları kaldırılmıştır. Şartlarına gelince; Evvela mirasın zevciyetin ayrılmaz bir parçası olduğu kesin değildir. Birçok kadın zevciyet bağına rağmen mirastan mahrumdur. Örneğin; kitap ehlinden olan, eşine isyan eden veya eşini öldüren kadın zevce olduğu halde mirastan mahrumdurlar.

Ayrıca mut’a edilen kadının mirastan mahrumiyeti de kesin değildir. Müctehidlerin bu konuda farklı görüşleri vardır. Nitekim sizin alimlerinin de ahkamda farklı görüşleri vardır.

Şia alimlerinin icmasına göre mut’a edilen kadın iddetini beklemelidir. En az iddet sayısı ise 45 gündür. Kadın menopoz dönemine girmiş olsun veya olmasın, ilişkide bulunmuş olsun veya olmasın kocası ölecek olursa da 4 ay 10 gün olan vefat iddetini beklemelidir.

Ayrıca nafaka hakkı da zevciyetin kesin şartlarından biri değildir. Birçok kadın zevce olduğu halde nafaka hakkından da mahrumdur. Kocasına isyan eden veya öldüren kadın gibi.

Ayrıca müddetin bitmesi de onun talakı sayılmaktadır. Hakeza erkeğin kalan müddeti bağışlaması da onun talakı yerine geçmektedir.

O halde söylemiş olduğunuz bu şartlar, evliliğin gerektirdiği sabit şartlardan değildir. Nitekim Allame Hilli (r.a) de büyük alimlerinizle tartışırken bu delilleri daha detaylı ve daha kamil bir şekilde beyan etmiştir. Vakit az olduğundan ben kısa olarak arz etmeye çalıştım. Detaylı bilgi almak isteyenler, Allame Hilli’nin “Mübahesat’un Seniyye ve Muarezat’un Nasıriyye”‌ kitabına ve diğer eserlerine müracaat edebilirler.

Şeyh: Bu ayetin de ötesinde birçok hadis mut’anın bizzat Peygamber (s.a.a) tarafından nesh edildiğini beyan etmektedir.

Davetçi: Lütfen söyleyin, nesh hükmü nerede varit olmuştur?

Şeyh: Bu konuda farklı rivayetler vardır, bazısına göre Hayber’de, bazısına göre Mekke fethinde, bazısına göre Veda haccında, bazısına göre Tebük’te, bazısına göre de Umret’ul- Kaza’da nesh hükmü varit olmuştur.

Nesh Hükmünün Resulullah (s.a.a)’in Zamanında Olmadığına Dair Deliller

Davetçi: Hadislerdeki bu çelişkiler bizzat böyle bir hükmün olmadığını gösteriyor. Böyle hadislere nasıl itimat edilebilir! Ayrıca Kutub-i Sitte, Cem’un Beyn’es- Sahihayn, Cem’un Beyn’es Sihah’is- Sitte, Müsned ve benzeri muteber kitaplarınızda da sahabeden mut’anın Ömer’in hilafeti dönemine kadar nesh edilmediği rivayet edilmektedir.

Hepsinden en önemlisi de büyük alimlerinizin rivayet etmiş olduğu Ömer’in şu kendi sözüdür: “Peygamber (s.a.a) zamanında varolan iki mut’ayı ben haram kılıyorum.”‌ Eğer bu konu bir hadis veya ayetle nesh edilmiş olsaydı, halife bunun bizzat hadis veya Kur’ân’la yasaklandığını ve dolayısıyla amel edenlerin Kur’ân-ı Kerim ve hadis esasınca cezalandırılacağını beyan ederdi. Üstelik onun böyle söylemesi bizzat kendisinin haram kılmasından daha etkili olurdu.

Eğer sözünüz doğruysa ve Kur’ân’da bir nasih varsa, o halde Abdullah bin Abbas, İmran bin Hasin, Ebu Zer, Abdullah bin Mesud, Cabir bin Abdullah, Ebu Said Hudri, Seleme bin Ekva’ ve diğer ashap ve tabiinler mut’ayla nasıl amel etmişlerdir? Nitekim Buhari ve Müslim gibi birçok alim, muhaddis ve tarihçileriniz de bunu açıkça kaydetmişlerdir. Bütün bunlar, onların Ömer’in hilafetine kadar mut’a ile amel ettiklerine delalet etmektedir.

Ayrıca; “Peygamber (s.a.a) vefat edinceye kadar da nesh edildiğini duymadığımız için amel ettik”‌ diyorlardı. İmam Ahmed bin Hanbel Müsned’inde Ebi Reca’dan, o da İmran bin Hasin’den, bu manaya işaret eden şu sözü rivayet etmektedir: “Mut’a ayeti Allah’ın kitabında nazil oldu ve biz de Peygamber (s.a.a) zamanında bununla amel ettik. Hiçbir nasih nazil olmadı ve Peygamber (s.a.a) de vefat edinceye kadar buna engel olmadı.”‌

İmran bin Hasin’in önceden rivayet ettiğim hadisinde de ne Kur’ân-ı Kerim’in, ne de Peygamber (s.a.a)’in mut’ayı yasaklamadığı ifade edilmiştir. O halde kitap ve sünnette bir nasih ve nehiy olmadığı için kıyamete kadar bu hüküm bakidir.

Nitekim Tirmizi Sünen’de, Ahmed bin Hanbel Müsned’in c. 7, s. 95’inde ve İbn-i Esir Cami’ul- Usul’da çeşitli senetlerle şöyle rivayet etmişlerdir: “Abdullah bin Ömer bin Hattab’a Şamlı bir adam, “Kadın mut’ası hakkında ne diyorsunuz?”‌ diye sorunca, o; “Helaldir”‌ dedi. Adam; “Ama baban yasakladı”‌ deyince de şöyle dedi: “Babam yasaklasa da, Peygamber (s.a.a)’in emri babamın yasağından üstündür ve ben Resulullah (s.a.a)’in emrine uyarım.”‌

Ama sözünü ettiğiniz hadisler, Ömer’in sözünü doğrulamak için sonradan uydurulan hadislerdir. Yoksa konu açıklanmaya gerek kalmayacak kadar apaçık ortadadır. Ömer’in sözü dışında mut’ayı haram kılacak hiçbir doğru deliliniz yoktur.

Şeyh: Bizzat Ömer’in sözü de Müslümanlar için büyük bir senettir. Zira eğer halife Peygamber (s.a.a)’den bir şey duymamışsa rivayet etmezdi!!

Davetçi: İnsaflı ve düşünceli bir alimden, sadece Ömer’e olan aşırı sevgisinden dolayı böyle şeyler söylemesi beklenemez. Zira her işte bir fikir ve düşünce gerekir. Siz Ömer bin Hattab’ın Müslümanlar için bir senet olduğunu beyan ediyorsunuz. Halbuki Peygamber (s.a.a)’den Ömer’in sözünün senet olduğuna ve amel edilmesi gerektiğine dair bir tek hükmün bile olmadığını, birazcık düşünen herkes anlayacaktır.

Ama bizzat kendi muteber kitaplarınızda yer alan birçok rivayet de Ehl-i Beyt’e, özellikle de Hz. Ali’ye uymayı emretmektedir, ki bunlardan bazısına önceki geceler işaret ettim. İşte bu Ehl-i Beyt (a.s)’ın tümü, mut’anın nesh edilmediğini ifade etmiştir.

Ömer’in Peygamber (s.a.a)’den bir şey duymadığı takdirde bunu söylemeyeceğini beyan etmeniz asla doğru değildir.

Evvela; eğer halife Peygamber (s.a.a)’den böyle bir neshi duymuş olsaydı, bunu Peygamber (s.a.a)’in döneminden kendi dönemine kadar önceden ifade etmesi gerekirdi. Çünkü büyük sahabilerin amel ettiğini görünce, en azından kötülükten sakındırmak adına bu amelin nesh edildiğini ve amel edilmemesini söylemiş olması gerekirdi. O halde neden daha önce nehiy etmedi?

İkinci olarak; Peygamber (s.a.a) tarafından söylenen ve yaygınlaşan her hükmün nasihi de bizzat Peygamber (s.a.a) tarafından ifade edilmelidir. Nitekim usul ilminde de beyan edildiği gibi beyanın hacet vaktinden ertelenmesi câiz değildir.

Peygamber (s.a.a) zamanında yaygın olan bir hükmün nasihinin Ömer dışında kimseye söylememiş olması ve Ömer’in de hilafetinin sonlarında belli bir şahsa muhalefet olsun diye siyaset gereği haram olduğunu ilan etmesi doğru mudur?

Acaba ümmet, size göre nesh edilmiş bir hükümle amel etmiş olduğu için sorumlu değil midir ve şeriata aykırı bir iş yapmış olmaz mı? Halka ilan edilmeyen ve size göre nesh edilmiş bu gayri meşru amelin sorumlusu haşa bizzat Peygamber (s.a.a) değil midir? Çünkü böylece Allah’ın kendine bildirdiği nasihi (hükmü neshedeni), size göre o ümmete bildirmemiştir. Sadece Ömer’e demiş, Ömer de hilafetinin sonunda haram olduğunu ilan etmiştir! Ömer’den makamı daha yüksek olan Ebu Bekir de hilafeti döneminde bu nesh edilmiş hükmü ilan etmemiş ve engellememiştir. Peygamber (s.a.a)’in hükümleri ilan etmediğini ve ümmetin de bilmediğinden nesh edilmiş bir hükümle amel ettiğini söylemek küfür değil midir?

Üçüncü olarak; eğer mut’a Peygamber (s.a.a) zamanında nesh edilmişse ve Ömer de bunu Peygamber (s.a.a)’den duymuşsa, söylerken bu hükmü Peygamber (s.a.a)’e isnat etmeliydi ve bizzat Peygamber (s.a.a)’in bunu nesh ettiğini, amel edilmemesi gerektiğini, dolayısıyla amel edenlerin cezalandırılacağını beyan etmesi gerekirdi. Böylece Peygamber (s.a.a)’in sözüne dayanmasının ümmet arasındaki etkisi de daha fazla olurdu.

Peygamber (s.a.a) zamanında helal olduğunu söyleyip de kendisinin bunu haram kıldığını söylemesi ve bunu yapanları recm etmekle tehdit etmesi doğru değildir.

Helal ve haramı tayin etmek gaybla irtibatı olan Peygamber (s.a.a)’in mi görevidir yoksa halkın seçtiği bir halifenin mi?

Henüz gerçekten anlayamadım, Ömer hangi delille Allah’ın helalini haram kıldı ve hangi cesaretle haram kıldığını ilan etti? Hatta Peygamber (s.a.a) bile hükümleri tebliğ ederken kendisinin helal veya haram kıldığını söylemezdi. Allah’ın emrettiğini ilan ederdi. Ama Ömer tam bir cesaretle şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.a) zamanında varolan iki mut’ayı ben hartam kılıyorum ve yapanı cezalandıracağım.”‌ Ey basiret sahipleri ibret alın!

Müçtehit Hükümleri Değiştirebilir mi?

Şeyh: Bildiğiniz gibi bazı alimlerimizin inancına göre, Peygamber (s.a.a) de şer-i hükümlerde bir müçtehitti. Dolayısıyla başka bir müçtehit, içtihat gereği ilk hükmü, yani helal veya haramı değiştirebilir. İşte bu yüzden Ömer de, “Ben onları haram kılıyorum”‌ buyurmuştur!!

Davetçi: Siz beylerden, bir hatayı düzeltmek için başka hatalara düşeceğinizi beklemiyordum. Lütfen Allah-u Teala rızası için iyi düşünün, nass karşısında içtihat doğru mudur? Peygamber (s.a.a)’i bu kadar düşürüp Ömer’i de bu kadar yükselterek iki müçtehit gibi karşı karşıya getirmeniz doğru mudur? Sizin bu dediğiniz Kur’ân ayetlerine de aykırı değil midir? Şimdi vakit dar olduğundan sadece bu ayetlerden bazısına işaret ediyorum:

Allah-u Teala Yunus suresi 15. ayette şöyle buyurmaktadır:

“...De ki: Onu kendi nefsimin bir öngörmesi olarak değiştirmem, benim için olacak bir şey değildir. Ben, yalnızca bana vahy olunana uyarım...”‌

Peygamber (s.a.a) bile kendi meylince vahiy olmaksızın hükümleri değiştiremediği halde vahiyden tümüyle uzak olan Ömer nasıl olur da helal ve haramı değiştirebilir? Halbuki Kur’ân Peygamber (s.a.a) hakkında Necm suresi 3 ve 4. ayette şöyle buyurmaktadır:

“O hevadan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz. O (söyledikleri) vahy olunandan başkası değildir.”‌

Hakeza Ahkaf suresi 9. ayette şöyle buyurmaktadır:

“Yoksa: Kendisi onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer ben onu uydurmuşsam, Allah tarafından bana gelecek şeyi savunmaya gücünüz yetmez. O sizin Kur’ân hakkında yaptığınız taşkınlıkları çok daha iyi bilir...”‌

Bu ayetler, Peygamber (s.a.a)’in tam manasıyla ahkam-ı İlahiye itaat etmesinin gerekliliğini göstermektedir. O halde ne Ömer ve ne de bir başka birisi, hükümleri değiştiremeye ve helalı haram yapmaya kesinlikle hakkı yoktur.

Şeyh: Şüphesiz halife Ömer, ümmetin salahını bu hükmün neshinde görmüştür. Zira bugün de bazı kimselerin bir saat veya bir ay boyunca bir kadını mut’a edip hamile veya hamile olmadan terk ettiğini görüyoruz. Bu fesadın yayılmasına neden olmaktadır.

Davetçi: Af edersiniz, bu beyanınız çok gülünç ve ilginçtir. Nasıl olur da bir avuç şehvet perest insanın yaptıklarını Allah’ın helal ve haramına ölçü sayıyorsunuz?

Eğer bir avuç şehvetperest insanın yaptığını ölçü olarak alırsanız, daimi nikahın da haram olması gerekir. Zira bazı insanlar makam veya mal için soylu bir kadınla daimi nikah kıymakta, sonra da öylece bırakıp gitmektedir. O halde dediğinize göre buradan yola çıkarak daimi nikahın da yanlış olduğunu söylemek gerekecektir.

Halka dini aşılamak gerekir. Dini görevlerini söylemek gerekir. Bir insan dindar olur da daimi nikahla evlenmekten mahrum kalırsa, zina etmeyeceği için gidip mut’a edecektir. Bu adam dindar olduğu için mecburen mut’anın şartlarını araştıracaktır. Zira her hükmün şartları olduğunu, önce şartlarının gerçekleşmesinin gerektiğini, daha sonra da amel etmesi gerektiğini bilecektir. Bu yüzden, nikahlarken kadına mut’adan sonra bekleyeceği 45 günlük surede rahatça yaşayabileceği miktarda mehir verecektir.

Ayrıldıktan sonra da kadının hamile kalıp kalmadığını araştırmalıdır. Eğer kadın hamileyse o çocuk kendisinin olduğu için kadını korumalıdır, çocuk olduktan sonra da ona bakmak zorundadır. Eğer bu şartlara riayet etmezse, siz düşünmeden hemen helal olan bir hükmün nesh edildiğini iddia edemezsiniz.

Üstelik, dediğiniz doğru da olsa, toplumun faydasını Allah-u Teala ve Peygamber (s.a.a) kesinlikle Ömer’den daha iyi biliyorlardı. O halde neden toplumun hayrı için ashabı bundan alıkoymadılar?

Eğer Peygamber (s.a.a) nehiy etmemişse, hiçbir İmam ve halife, maslahat üzere Allah’ın helal kıldığını haram ederek mut’ayı yasaklayamaz.

Mut’anın Yasaklanışı Zinanın Artışına Neden Olmuştur

Eğer dikkat edecek olursanız, mut’a hükmü fesadın nedeni değildir. Aksine mut’ayı yasaklamak zinayı yaygınlaştırır. Zira daimi nikahla evlenemeyen gençler mut’ayı da Ömer yasakladığı için şehvetine hakim olamayınca mecburen zina edecektir.

Zinanın yaygın olduğu toplumlarda ise hürmet perdeleri yırtılır, insanlık namusu sarsılır, birçok cinsel hastalıklar yaygınlaşır ve aileler dağılıp perişan olur.

Nitekim imam Ahmed Sa’lebi ve Taberi kenzdi tefsirlerinde, imam Ahmed bin Hanbel ise Müsned’de mut’a ayetinin tefsirinde müsned olarak Hz. Ali (a.s )’den şöyle rivayet etmektedir: “Ömer mut’ayı yasaklamasaydı, kötüler dışında hiç kimse zina etmezdi.”‌

Hakeza İbn-i Cureyh ve Amr bin Dinar, Abdullah bin Abbas’dan şöyle rivayet etmekteler: “Mut’a rahmettir, Allah-u Teala onunla Muhammed’in ümmetine rahmet etmiştir. Eğer Ömer yasaklamasaydı kötüler dışında hiç kimse zina etmezdi.”‌

O halde Peygamber (s.a.a)’in ashabının da buyurduğu gibi mut’a zinanın sebebi değildir. Aksine mut’ayı yasaklamak zinayı yaygınlaştırmaktadır. Dolayısıyla Allah Teala’nın Peygamber (s.a.a) vasıtasıyla topluma bildirdiği hükümler, kıyamete kadar tüm insanlığın hayrınadır.

Burada söylenecek çok söz ve mut’anın haram olduğunu söyleyen görüşün batıl olduğu hakkında birçok delil vardır. Ama burası yeri değildir.

Ayrıca biz de bu konuyu bahsetmiyorduk, ben sadece Peygamber (s.a.a) zamanında yaygın olan bir amelin, uydurulan hadislerle değiştirildiğine örnek göstermek istemiştim.

İstedim bilesiniz ki, Allah’ın birçok hükümleri değiştirilmiş, helal ve haramlarla oynanmıştır. Şii ve Sünni ulemanın ittifak etmiş olduğu humus ve iki mut’a hükmü, Peygamber (s.a.a) zamanında ümmet arasında yaygın ve uygulanan bir şeydi. Sonradan Ömer kendi arzusunca hiçbir delil olmaksızın helali haram kılmıştır. Şimdi de milyonlarca Müslüman hiçbir delil olmaksızın sadece atalarının izinden giderek bu inancı savunmaktadır. Halbuki bizzat kendi muteber kitaplarınızdaki hadisler ve Kur’ân ayetleri humus ve bu iki mut’a hükümlerinin nesh edilmediğini açıkça beyan etmektedir.

Buna rağmen nesh edildiği hakkında hiçbir delil olmayan bu hükümlerle amel edenleri bizzat sapık ve dalalet ehli sayıyorsunuz.

Dolayısıyla ümmet arasında Ebu Talib (r.a)’in mümin ve Müslüman olduğu bilindiği halde Zehzah hadisi uydurularak tam tersi gösterilmiştir. Halk da düşünmeden taklit ederek gerçekleri çiğnemiştir. Düşünen ve bilgi sahibi insanlar için bu kadar delil yeterlidir. Basiret ehlinin de bildiği gibi Ebu Talib’in iman etmiş olduğu hakkında birçok delil vardır, biz de özetle konuyu aktarmaya çalıştık. Hz. Ali (a.s)’ın düşmanları Hariciler, Nasibiler ve Emeviler Ebu Talib (r.a)’in dirilerek Kelime-i Şahadeti söylemiş olduğunu görseler bile, yine tevil edecek, başka anlamlar çıkaracaklardır.

Bu konuda daha fazla bilgi isteyenler, Celaluddin Suyuti, Ebu’l- Kasım Belhi, Muhammed bin İshak, İbn-i Sa’d, İbn-i Kuteybe, Vakidi, imam Musuli, Şevkani, Telmesani, Kurtubi, Berzenci, imam Şa’rani, Ebu Cafer İskafi ve benzerlerinin kitaplarına müracaat etmelidir. Bunların hepsi de Ebu Talib (r.a)’in iman ettiğini kabul etmekte ve genelde bu konuda müstakil kitaplar yazmışlardır.

Özetle bu söylenenlerden de anlaşıldığı gibi soy açısından Ali (a.s) büyük bir makama sahiptir. Ashaptan hiçbirisi o mukaddes makamda değildir.

Gerçek apaçık ortada, kimseye gizli değildir;

Ancak kör olanlar, ayı göremiyorlar.


PEŞAVER GECELERİ:Hz. Ali (a.s)’ın Düşmanı Kafirdir

PEŞAVER GECELERİ:Muaviye ve Yezid’in Lanetlendiğine Delalet eden Ayet ve Rivayetler

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)