• Nombre de visites :
  • 905
  • 29/8/2011
  • Date :

Hayyul Kayyum-2

hayyul kayyum

Görüldüğü gibi, yüce Allah dünya hayatını bu şekilde nitelendiriyor ve onu bir meta konumuna indirgiyor. Meta ise, başka bir şeyi elde etmeye yönelik bir araçtır. Yine, bir ayette "geçici" olarak niteliyor. Bir görünüyor, sonra da kaybolup gidiyor. Sonra "süs" olarak tanımlıyor. Süs ise, onu çekici kılmak için bir şeye eklenen güzelliktir. Böylece kastedilmeyen gerçekleşir, gerçekleşmeyen kastedilmiş olur. Bir ayette de "oyalanma" olarak nitelemiştir. Oyalanma ise, insanı önemsediği şeylerden alıkoyar, oyalar. "Oyun" olarak da tasvir ediyor dünya hayatını... Bilindiği gibi, oyun, gerçekliği bulunmayan hayali bir amaca yönelik fiilin adıdır. Bir ayette de "aldanış metaı", yani insanı aldatıp yoldan çıkaran meta olarak nitelendiriyor.

"Bu dünya hayatı, yalnızca bir oyun ve 'tutkulu bir oyalanma'dır. Gerçekten ahiret yurdu ise, asıl hayat odur. Bir bilselerdi." (Ankebut, 64) Dünya hayatının, gerçek hayat olmadığı, mükemmel bir yaşayış olarak değerlendirilmeyeceği belirtiliyor ve ardından ahiret hayatının gerçek ve mükemmel hayat olduğu vurgulanıyor.

Ahiret hayatının ardından ölüm gelmez. Nitekim yüce Allah şöyle buyurur:

"Orada güvenlik içindedirler; onda, ilk ölümün dışında başka ölüm tatmazlar." (Duhan, 5556)

"Orda diledikleri her şey onlarındır; katımızda daha fazlası da var." (Kaf, 35) Ahiret hayatında ölmemek üzere yaşarlar. En ufak bir eksiklik bir üzüntü hissetmezler. Ama ahiret hayatı ile ilgili olarak gündeme getirilen niteliklerden ilki, yani ahiret hayatının güvenli oluşu, yaşamanın gerçek ve zorunlu bir özelliğidir.

Şu hâlde, asıl hayat ahiret hayatıdır. Çünkü dünya hayatının aksine, orada ölüm diye bir şey yoktur. Yüce Allah, birçok ayette, ahiretteki gerçek hayatı bahşettiğini, insanları ölümden sonra o hayatı yaşamak üzere dirilteceğini, her şeyin kontrolünün kendi elinde olduğunu vurgulamaktadır. Bu da gösteriyor ki, ahiret hayatı da mülktür, malik değil. Boyun eğdirilmiştir, kendi başına bırakılmış değildir. Yani, söz konusu özellikleri yüce Allah ona kazandırmıştır, o kendisi bu özellikleri elde etmemiştir.

Bundan da anlaşılıyor ki, gerçek hayatta ölümün imkânsız olması gerekir. Bu, söz konusu hayatın temel niteliğinden kaynaklanmalıdır. Bu ise, ancak adı geçen hayatın, kendisini yaşayanın zatının aynısı olması, ona arız olmamış, bir anda ortaya çıkmamış yani başkasının mülk edindirmesi ve bağışı sonucu olmaması durumunda tasavvur edilebilir. Yüce Allah bir ayeti kerimede şöyle buyuruyor: "Sen, asla ölmeyen ve daima diri olan Allah'a tevekkül et." (Furkan, 58) Buna göre gerçek hayat, vacip nitelikli hayattır. Yani, varlığı öyle bir biçimdir ki zatı ile bilen ve zatı ile her şeye güç yetirendir.

Buradan hareketle anlıyoruz ki: "Ancak O, diridir, O'ndan başka ilâh yoktur." (Ğafir, 2) ifadesindeki özgü kılma, gerçektir, izafî değil. Dolayısıyla, ölümün ulaşmadığı, yokluk ve tükenişle buluşmayan gerçek hayat, yüce Allah'ın hayatıdır.


Hayyul Kayyum-1

Allah sonsuzdur-1

Arş ve Kursi -1

Allahın Zatı Ve Sıfatı-1

Allahın Varlığı-1

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)