• Nombre de visites :
  • 710
  • 24/10/2007
  • Date :

Cesur ve kararlı

Hazırlayan: Ercan DOLAPÇI  -  Milli Gazete

Eski Cumhurbaşkanı Rafsancani ile ikinci tura giren Ahmedinejat, 6 milyon oy farkla İran’ın yeni cumhurbaşkanı olmuştu. Herkes ona “en katı”, “en muhafazakâr” diyordu. Hatta bazıları işi o kadar ileri götürdü ki “ultra muhafazakâr” bile dedi. Bununla aslında Amerika’nın mesajını dünyaya vermiş oldular. Tıpkı ABD’nin başka ülkelerin devlet başkanlarına yakıştırdığı türden sıfatlardı, bunlar. Oysa İran halkı, onu Tahran Belediye Başkanlığı yaptığı dönemden çok iyi tanıyordu. Ve arayış içinde; halkçı ve sade bir adayı seçerek değişim istediğini en iyi ifade ediyordu.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejat, 4 Ağustos 2005 günü yeni görevini iki dönem üst üste cumhurbaşkanlığı yapan Muhammed Hatemi’den devralmıştı. Herkes için Ahmedinejat sürpriz bir sonuçtu. Ahmedinejat 7 adayla seçime girdi ve birinci turda başa baş bir oyla sandıktan ikinci aday olarak çıktı. Eski Cumhurbaşkanı Rafsancani ile ikinci tura giren Ahmedinejat, 6 milyon oy farkla İran’ın yeni cumhurbaşkanı olmuştu. Herkes ona “en katı”, “en muhafazakâr” diyordu. Hatta bazıları işi o kadar ileri götürdü ki “ultra muhafazakâr” bile dedi. Bununla aslında Amerika’nın mesajını dünyaya vermiş oldular. Tıpkı ABD’nin başka ülkelerin devlet başkanlarına yakıştırdığı türden sıfatlardı, bunlar. Oysa İran halkı, onu Tahran Belediye Başkanlığı yaptığı dönemden çok iyi tanıyordu. Ve arayış içinde; halkçı ve sade bir adayı seçerek değişim istediğini en iyi ifade ediyordu.

Nükleer enerjiyle teslim alınmaya çalışılıyor

Mahmud Ahmedinejat, göreve gelir gelmez masada nükleer enerji sorunuyla karşı karşıya geldi. Zor bir konu gibi gözüken sorun, aslında uzun yıllardır ABD’nin elinde bir “tehdit unsuru” olarak duruyor. Sürekli olarak İran’ı bu konuyla sıkıştırmaya çalışıyor. İran da bunun aksine 1975 yılında başlattığı bu çalışmasını kararlı bir şekilde bugüne kadar geliştirerek sürdürüyor. Nükleer teknoloji, İran’ın “millî politika”sı haline getirildi ve her dönem bu konu ciddiyetle kesintisiz bir biçimde devam ediyor. Bu amaçla yakın zamanda Rusya Federasyonu’na 500 mühendis, doktora için gönderildi. İran, bu çalışmasını daha çok kendi imkân ve kabiliyetiyle yürütüyor. Dışarıya bağımlı olmamak için her türlü gayreti gösteriyor. Hatta son krizde nükleer yakıt geliştirmeyi Rusya ile birlikte yapma teklifini bile kabul etmek istemedi. İranlılar, “biz geçmişte bu konuda çok sıkıntı çektik. Özellikle savunma ve teknoloji konusunda dışa bağımlı olmak istemiyoruz. Irak savaşı bize çok şey öğretti. En önemlisi de kendimize güvenmeyi. O savaşta bize kimse yardım etmedi. En zor dönemde her türlü güçlüğü kendi öz gücümüzle aştık” diyor.

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat, 11 Şubat’ta “Millî Gün” dolayısıyla yaptığı konuşmada, 'Barışçıl amaçlı nükleer teknoloji, İranlı bilim adamlarının çabalarıyla yürütülmektedir ve bu konuda hiç kimse İran'a bir şey vermemiştir. Bundan dolayı bir şey alma ve isteme hakkına sahip değildir'' dedi.

Ahmedinejat, nükleer teknolojinin sanayi, tarım, tıp, çevre ve enerji alanlarında geniş bir şekilde kullanım alanı olduğunun altını çizerek, ''Eğer bizi bu hakkımızdan mahrum bırakmalarına izin verirsek o zaman gelecekteki nesillere verecek cevabımız olmayacaktır'' şeklinde konuştu. Ahmedinejat seçim beyannamesinde ise şu önemli saptamaları yapmıştı:

“Zoraki ve dayatılmış ilişkiler zincirinde bir milletin gelişim ve yükselişi engellenemez. İran milletinin bizzat kendisi, dünyada birçok ilim dalının kurucusu olagelmiştir. Nitekim İran’ın yaptığı açılım sonucu, Allah’ın lütuf ve inayetiyle İran milleti, gelecek 10 ila 15 yıl zarfında dünyanın ilim ve teknoloji kulelerini fethedecektir. Boş ve ilgisiz sözlerle bir milletin ilmi ve teknolojik gelişim kararlılığı engellenemez. Bu ilmi gelişim ve yükseliş akımı, bir sel gibidir ve kibrit tanesiyle önüne set çekilemez. Elbette İran, bütün ülkeler ve dünya toplumuyla yapıcı, mantıklı ilişki ve işbirliğini sürdürecektir. Dünya devletleri eğer İran milletinin kanuni ve tabii hakkını kabul ederlerse, İran onlarla birlikte hareket edip, dayanışma ve işbirliği sürecini geliştirir. Fakat İran milletinin mantıksız - zorba istek ve eylemleri kabul etme, zorba güçlere boyun eğme gibi taahhütleri söz konusu değildir. Eğer dünya devletleri, sadakatli davranırlarsa İran da sadakatli bir şekilde onlara kucak açar. Fakat mazlum Filistin halkına karşı dayattıkları bela ve oyunları İran milletine karşı da dayatmak ister ve sözde zaman kazanmaya çalışırlarsa, İran İslâm Cumhuriyeti'nin de politikaları değişecektir. İran’ı barışçı nükleer bilim ve teknolojiyle donatıp, bu teknolojiyi geliştirmek, İran halkının milli davasıdır. İran’da hâkimiyet ve devlet erkânı İran milletinin bu milli idealini gerçekleştirmek zorundadır. Dünyaya egemen güçler bilmelidirler ki, nükleer teknolojinin sınırlarını sınırlandırıp, kendi lehlerine tekel oluşturmaları imkânsızdır. Nükleer barışçı güce ulaşmış olmamız, öz çalışmalarımızın bir ürünüdür. Bu yüzden İran veya herhangi bir milletin gelişim ve yükseliş azmi ve hareketi engellenemez. Fakat dünyaya egemen sultacı düzen, milletleri kalkınma ve gelişme fırsatından mahrum bırakmaya çalışıyor. Sultacı güçler, İran milletinin gelişmesini engellemeye ve zorlaştırmaya çalışıyorlar. İran milleti de akıllı, özgüven ve azimle hareket edip, dünyadaki elverişli şartları kullanarak ilerlemeye çaba harcıyor. Fakat bu hareketi kararlılıkla sürdürmeliyiz.” (Ahmedinejat’ın seçim beyannamesi, www.irib.ir, 20 Haziran 2005)

Ahmedinejat kimdir?

Humeyni çizgisinde olan Mahmud Ahmedinejat, 1957 yılında Germşehr’de dünyaya geldi. İlk ve lise öğrenimini Tahran’da yaptı. 1975 yılında Tahran İlim ve Sanayi Üniversitesi’nin İmar ve İnşaat Bölümü’nü kazandı. 1979 Devrimi sırasında da üniversitede devrimci mücadeleye atıldı.

Devrimden sonra İslami Öğrenciler Birliğini kurdu. Savaşın başlamasından sonra cepheye koştu. İran’ın Batı bölgesindeki savaşta lojistik güçlerde görev aldı. 1986 yılında Devrim Muhafızları’nın özel tümeninde görev yaptı. Kerkük operasyonlarına katıldı. Savaşın bitimine kadar bu bölgedeki lojistik ve askerî mühendislik alanlarında çalıştı. Daha sonra Makû ve Hoy şehirlerinde Kaymakam yardımcısı ve kaymakamlık yaptı. Kürdistan ilinde ise Vali Danışmanı olarak görev yaptı. Erdebil Valiliği’ne atandı. 2003 yılında ise Tahran Belediye Başkanlığı’na getirildi. Bundan önce Tahran İlim ve Sanat Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak dersler verdi. 1997 yılında ulaştırma - taşımacılık ve trafik planlamacısı ve mühendisliği bilim dalında doktora aldı. Tahran Belediye Başkanlığı döneminde yoksul semtlere yaptığı yatırımlarla dikkati çekti. Sade bir hayat sürüyor. Öğretim üyeliği maaşı alan Ahmedinejat, 125 M2 evde kalıyor ve öğlen yemeklerini bile evinden getiriyor. Göreve geldikten sonra lüks hayata açtığı savaşla dikkati çeken Ahmedinejat, yolsuzlukların da peşini bırakmıyor. En önemlisi de sade yaşamını gösteriş olarak sürdürmemesi. Bundan dolayı, İranlılar onu çok seviyor.

2

Filistin’e tam destek

İran, devrimden itibaren ülkedeki İsrail Büyükelçiliği’ne el koyarak, İsraillileri sınır dışı etti ve bu binaya Filistin bayrağını astı. Arafat bu jestten sonra İran’ı ziyaret etti. İran, devrimden bu yana, Filistin’e en ciddi desteği veren ülke. Bu nedenle İsrail’in tepkisini çekiyor. Ahmedinejat’ın gelmesiyle Filistin’e verilen destek daha da arttı. Hamas’ın seçimi kazanmasıyla, Hamas’a yönelik tecrit girişimlerine karşı yardımı artıracağını ilan ederken ilk etapta 50 milyon dolar yardım edeceğini açıkladı.

Hatta geçtiğimiz aylarda yaptığı konuşmayla dünyanın dikkatlerini üzerine çeken Ahmedinejat, ilk defa ve ciddi olarak İsrail’in varlığını sorguladı, bunu tartışmaya açtı. Bu çıkışı Batı’da büyük tepki çekti. Bunu göğüsleyen Ahmedinejat, Tahran’da yapılan Yahudi Soykırımı Yalanları konulu konferansta yaptığı konuşmayla alışılmışın dışına çıkarak, “Filistin mücadelesi İsrail’i yıkacaktır. İsrail haritadan silinecektir. Yahudi soykırımı bir efsanedir. Soykırım kocaman bir yalan. Yahudiler Alaska’ya gitsin” dedi.

 Mahmud Ahmedinejat, bugüne kadar BM aracılığıyla sürdürülen görüşmeleri usta bir diplomasiyle yürüttü. Bu konuda bir hayli de mesafe aldı. Hatta ABD gazeteleri bile bu konuda İran’ın başarılı diplomasi yürüttüğünü yazdı. Aynı görüşleri Avrupa gazeteleri de savundu. İran bu müzakereler sırasında bölgesel ve uluslararası diplomasiyi de ustalıkla yürüttü ve kendisine çok önemli mevziler elde etti. Şanghay İşbirliği Örgütü’ne gözlemci olarak alındı, tam üyelik konusunda kararlı ve vazgeçilmez olduğunu gösterdi. Rusya, Çin ve Hindistan ile ilişkilerini geliştirdi. Bu ülkeler her defasında İran’ın bu teknolojiye “barışçıl” yollarla sahip olması gerektiğini vurguladılar. İran, Hindistan ile 25 milyar dolarlık doğalgaz anlaşması imzaladı. 5 milyar dolara mal olacak olan proje ile İran doğalgazı Pakistan üzerinden Hindistan limanlarına akacak ve buradan hem Hindistan’ın ihtiyacı karşılanacak hem de ihracat yapılacak. Bu projenin 5 yıl içinde bitmesi bekleniyor. (www.irib.ir haber bülteni, 10 Haziran 2005) ABD buna olduğu gibi, İran’ın Çin ile geliştirdiği ilişkilerden de rahatsız. İran, Çin ile de 100 milyar dolarlık petrol ve doğalgaz anlaşması imzaladı. Anlaşmaya göre İran, 2010 yılında Çin’e doğalgaz ihraç etmeye başlayacak. Çin 25 yıl içinde İran’dan 250 milyon ton sıvılaştırılmış doğalgaz alacak. İran ayrıca Yadaveran petrol sahasının işletim hakkını bir Çin şirketine verecek. Bu dev anlaşmalar ABD’yi çileden çıkarırken, İran’ı Asya’nın vazgeçilmez kalesi haline getiriyor. (Tercüman, 19 Şubat 2006)

Asya’nın önemli kapısı olan İran, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ve Uzakdoğu ülkeleri ile de ilişkilerini geliştirdi. Öyle ki İran’a her gün dünyanın dört bir yanından devlet başkanı veya bakanı geliyor. İran, Arap ülkeleriyle de iyi ilişkileri geliştirdi ve bunlar üzerinde de ciddi tesirler bıraktı. Özellikle Hamas yönetimine tam destek verdi. Bununla da kalmayarak ABD tarafından her gün tehdit edilen Suriye ile işbirliği anlaşması imzaladı ve saldırı halinde Suriye’nin yanında olacağını ilan etti. İran ayrıca, Irak’ta işgalin son bulması için yapıcı çabalar harcayarak ülkenin etnik parçalara bölünmesine de karşı çıktı. Irak’ın üçte ikisinin Şii olduğunu düşünürsek İran’ın bu çabalarının ne kadar önemli olduğunu görebiliriz.

Filistin’in en ciddi destekçisi

İran, devrimden itibaren ülkedeki İsrail Büyükelçiliği’ne el koyarak, İsraillileri sınır dışı etti ve bu binaya Filistin bayrağını astı. Arafat bu jestten sonra İran’ı ziyaret etti. İran, devrimden bu yana, Filistin’e en ciddi desteği veren ülke. Bu nedenle İsrail’in tepkisini çekiyor. Ahmedinejat’ın gelmesiyle Filistin’e verilen destek daha da arttı. Hamas’ın seçimi kazanmasıyla, Hamas’a yönelik tecrit girişimlerine karşı yardımı artıracağını ilan ederken ilk etapta 50 milyon dolar yardım edeceğini açıkladı. Hatta geçtiğimiz aylarda yaptığı konuşmayla dünyanın dikkatlerini üzerine çeken Ahmedinejat, ilk defa ve ciddi olarak İsrail’in varlığını sorguladı, bunu tartışmaya açtı. Bu çıkışı Batı’da büyük tepki çekti. Bunu göğüsleyen Ahmedinejat, Tahran’da yapılan Yahudi Soykırımı Yalanları konulu konferansta yaptığı konuşmayla alışılmışın dışına çıkarak, “Filistin mücadelesi İsrail’i yıkacaktır. İsrail haritadan silinecektir” dedi. Arkasından ise aynı kararlılığını sürdürdü ve 14 Aralık günü Sistan - Belucistan eyaletinde yaptığı konuşmada, “Yahudi soykırımı bir efsanedir. Soykırım kocaman bir yalan. Yahudiler Alaska’ya gitsin” dedi. Zaten İsrail de nükleer santralleri vuracağını ilan etmişti. İranlı yetkililer ise bu isteğe karşı, “cevabımız kesin, kararlı ve yıkıcı olur” karşılığını vererek geri adım atmayacaklarını belirtmiş oldular. 2 Ocak günü Ali Laricani’nin şu sözleri İslâm dünyasında pek duyulmayan güzel sözlerdi: “İsrail bizim menzilimizde olan küçük bir ülke. Bizim hazırlığımız caydırıcılığımızdır.” (Milli Gazete, 3 Ocak 2006) 

İran’a uzaklardan önemli bir destek de İran gibi uzun yıllardır ABD’ye kafa tutan Venezuela Devlet Başkanı Hugo Chavez’den geldi. Chavez 3 Aralık 2005 günü yaptığı açıklamada yakında İran’ı ziyaret edeceğini belirterek, “Bugün söyleyebiliriz ki, İran ve Venezuela, İran İslam İnkılâbı ve Venezuela Devrimi kardeştir. Biz bunu başardık. Bu kardeşlik, dünyada eşitliğin olmasını diliyor” dedi. (Yeniçağ, 4 Aralık 2005)

3

İran’a operasyon!

ABD’nin tehdidi, İran ve Suriye’yi de kapsarken, Tahran bu tehditlere karşı kararlılığını her fırsatta ortaya koydu. Hatta bu işi bir adım ileriye de götürerek, kendilerine saldırıyı beklemeden, ciddi tehdit anında ilk saldıranın kendisi olacağını bile ilan etti.

Nisan ayında İran Körfezi’nde gerçekleştirdiği tatbikatlarda yeni silahlar denedi. Uzun ve orta menzilli 6 bine yakın füzeye sahip olan İran, radara yakalanmayan füze ve bot bile denedi. Bunlarda da başarılı oldu. İran, 1980 savaşından sonra hızla savunma sanayini geliştirmek için büyük yatırımlar yaptı. Bugün uçak, tank, savaş gemisi ve denizaltı ile füzelerini bile kendisi üretiyor. Bu konuda çoğu zaman kendi mühendisleriyle hareket eden İran, Rusya, Çin ve Ukrayna ile de geniş işbirliği yapıyor.

Askeri uzmanlar, ABD’nin İran’a -özellikle karadan- saldırı düzenlemesinin “intihar” olacağını kaydederek bunun ancak havadan sınırlı olabileceğini iddia ediyorlar. İranlılar ise buna da ihtimal vermiyor. Saldırı halinde ise kararlı bir şekilde karşılık vereceklerini ve cevaplarının, “kesin, kararlı ve yıkıcı” olacağını belirtiyorlar. Ahmedinejat ise bu konuda daha da cesur ve gerçekçi:

“Bütün analist ve stratejistlere göre, herhangi bir ülke herhangi bir askeri gücü inisiyatifinde bulundurursa bulundursun, İran’a saldırma ve işgal etme potansiyelinden yoksundur. Bölge şartlarının da gösterdiği gibi, herhangi bir ülke İran’a saldırırsa, intihar etmiş sayılır. Bazı devletler İran’ı saldırıyla tehdit ediyorlar. Fakat bunlar İran’ı barışçı nükleer programdan vazgeçirmek için yapılan korkutma teşebbüsleridir. Bu yüzden İran milleti korkup, zorbalıklara boyun eğmemelidir.” (Mahmud Ahmedinejat’ın seçim beyannamesi; www.irib.ir, 24 Haziran 2005)

Aynı sözleri diğer İranlı yetkililerde de görmek mümkün:

İran Yüksek Güvenlik Konseyi Başkanı Laricani 7 Mart 2006 günü yaptığı açıklamada şunları söylüyordu: “ABD’li yetkililerin yaptıkları ve söyledikleri psikolojik savaştır. Onlar yanılıyorlar. Vazgeçilmez hakkımızı engelleyemezler. Bir avuç Siyonist Oryantalist, yine Washington’a kötü tavsiyede bulunuyor. Aynı yanlış, ABD’yi Irak’ta çıkmaza soktu.” Laricani kısıtlı hava saldırısı konusunda ise şunları söylüyor: “Bu, onların kudretinden ziyade ne kadar aciz olduklarını gösteriyor. Onlar belki böyle bir şeye başlayabilir, fakat bitiremezler. Onlar çaresizler, çok çaresizler… Onlar yanlış yapıyorlar…” (Millî Gazete, 8 Mart 2006)

Cumhurbaşkanı Ahmedinejat, Ordu Günü nedeniyle yaptığı konuşmada da İran’a kimsenin saldıramayacağını hatırlatarak şunları söylüyordu: Çünkü bizim ordumuz Allah’a güveniyor ve düşmanlar da bunu biliyor. Bugün İran ordusu bölgede komşu ülkeler için barış ve güvenin kaynağıdır. Bizim ordumuz hiçbir millet ve ülke için tehdit değil.” (Millî Gazete, 19 Nisan 2006)

Cumhurbaşkanı Ahmedinejat 28 Nisan günü yaptığı açıklamada ise bir hayli iddialıydı. Ahmedinejat İran’ın böyle gitmesi halinde “Süper Güç” olabileceğini iddia etti ve şunları söyledi: “Eğer inanırsak, süper güç olabiliriz. Allah’a şükür,  bugün nükleer bir milletiz. İran ulusunun barışçı nükleer enerjiye sahip olmayı başarması o kadar önemlidir ki,  dünyadaki dengeleri değiştirebilir. Nükleer alanda yakında çok daha iyi haberlerimiz olacak.” (Hürriyet, 29 Nisan 2006) Bu açıklamadan 16 gün önce İran uranyumu zenginleştirdiğini açıkladı ve o günü de nükleer teknoloji günü ilan etti.

Türk elçileri Bakan oldu

Mahmud Ahmedinejat, Dışişleri Bakanlığı’na Türkiye eski Büyükelçisi Muttaki’yi getirirken, yine Türkiye eski Büyükelçisi Bageri’yi de Dışişleri Bakan Yardımcısı yaptı. Gerçi Türkiye basını ABD adına bu atamaları beğenmedi (!) ama İran açısından Türkiye’nin aslında ne kadar önemli olduğu bir kez daha ispatlandı. Türkiye ile İran arasındaki diplomatik ilişkiler 1853 yılına dayanıyor. O tarihlerde karşılıklı olarak elçi bulundurma kararı alındı. Her iki ülke de 1639 yılından bu yana dostça yaşama kararlılığı içindeler. 17 Mayıs 1639 tarihinde imzalanan Kasr-ı Şirin anlaşmasından buyana sınırlarımız değişmemiş durumda. İstiklâl Harbi yıllarında da İran hem İstanbul’da elçi bulundururken 30 Haziran 1922 tarihinde de Ankara’ya Milli Eğitim Bakanı Mümtazüddövle’yi özel Elçi olarak atayarak Türkiye’ye verdiği önemi göstermiş oldu. Mustafa Kemal bu atamadan son derece memnun olduğunu belirterek, “Türkiye’nin bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye azim ve mühim bir gayret sarf ediyor. Çünkü müdafaa ettiği bütün mazlum milletlerin, bütün şarkın davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber yürüyeceğinden emindir” dedi. (Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.13, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s.122) Haziran 1934’de de zamanın Şahı Rıza Han, Türkiye’ye gelerek bir ay ağırlandı. Atatürk döneminde İran dostluğuna özel önem verildi. Atatürk en önemli şahsiyetleri İran’a elçi olarak gönderdi. İran da bundan geri kalmadı. 1979 Devrimini de zamanın Ecevit Hükümeti ilk tanıyan ülke olmuştu. Humeyni de Türkiye Büyükelçisi Turgut Tülümen’i ilk olarak kabul ederek gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Ahmedinejat’ın İran’ı, kamuoyunun aksine Türkiye ile gerginlik yerine işbirliği ve dostluk girişimlerine önem verdi. Özellikle ABD adına yapılan arabuluculukları bile nezaket gereği yumuşak bir şekilde ustalıkla geçiştirdi ve adeta Abdullah Gül ve Erdoğan’a ders verircesine derin dostluk bağlarını hatırlattı ve kararlı politikalarından vazgeçmeyeceklerini gösterdiler.

En önemli gelişme ise Irak’ın kuzeyinde gerçekleşti.

İran birlikleri, kendisini tehdit eden PKK’yı kimseden icazet almadan bombalamaya başladı ve bu bölgeye girerek operasyon yaptı. Bu gelişme, Türkiye ile işbirliğine dönüşerek birlikte operasyona dönüştü. Bunu İran Büyükelçisi Devletabadi sık sık vurgulamaktan geri durmadı. İran aslında Türkiye ile -özellikle askerlerle- direkt işbirliği yapmak istiyor. Buna da hazır olduğunu samimi olarak açıklıyor. En büyük sıkıntı ise bölgede bağımsız politika güdemeyen Türkiye’den kaynaklanıyor. 

Buna ilişkin olarak İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İsfendiyar Rahim Maşhei, Millî Gazete yazarı ve Dış Haberler Editörü Hüseyin Altınalan’a şu açıklamayı yapıyordu: “İran ile Türkiye’nin arası her zaman iyi olmuştur. Bugüne kadar Müslüman komşusu Türkiye ile sıcak ilişkiler kuran İran, bugünden sonra da iyi münasebetlerini sürdürmeyi ve yakın işbirliği yapmayı arzu etmektedir. Bölgesel konularda Türkiye ile ortak adım atmak istiyor. Türkiye ile İran arasındaki dostane ilişki ilelebet sürecektir Bunun dışında başka bir yol yok.” (Millî Gazete, 1 Aralık 2005)

Bu ilişkiler istenilen seviyede olmasa da özellikle son aylarda İran’ın Irak’ın kuzeyinde bulunan PKK kamplarına yaptığı saldırılar, Türk halkı arasında memnuniyetle karşılanırken Türk yetkililerine ise ABD nedeniyle elinin kolunun bağlanmasına anlamlı cevap oluşturuyordu. İranlılar bu operasyonların Türkiye ile işbirliği halende yapıldığının da altını çizmekten geri kalmıyorlar. İranlıların öteden beri vurguladıkları iki konu: Irak’ın bölünmesine ve kuzeyde bir kukla Kürt devletinin kurulmasına asla razı olmayacakları…

4

‘Köle olmamızı istiyorlar’


İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi Behnam Azad: “Bizde devrimden önce iki kutup vardı: Kapitalizm, sosyalizm. İslâm İnkılâbı gelince Humeyni, ‘ne Batı, ne Doğu, İslâm!’ dedi. Kendi yolumuzdan gitmeyi seçti. Onların yolundan gitmekle biz bir yere varamayız. Aksi halde onların köleleri oluruz. Onlar da bunu istiyorlar, köle olmamızı istiyorlar.”

İran’ın teknoloji kararlılığını en güzel, İstanbul Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi Behnam Azad, Millî Gazete’ye şu ifadelerle açıklıyor:

“İslam ülkelerinin tepki göstermediği durumlarda Batı’nın stratejisi şudur: Her şeye sahip olmak, dünyaya hâkim olmak. Kapitalizm her şeyi kendisine istiyor, rakip istemiyor. Doğu ülkelerinden, özellikle İslâm ülkelerinden rakip istemiyorlar. İran gibi güçlü bir devletten bu ilerlemeyi istemiyorlar. Bizde devrimden önce iki kutup vardı: Kapitalizm, sosyalizm. İslâm İnkılâbı gelince Humeyni, ‘ne Batı, ne Doğu, İslâm!’ dedi. Kendi yolumuzdan gitmeyi seçti. Onların yolundan gitmekle biz bir yere varamayız. Aksi halde onların köleleri oluruz. Onlar da bunu istiyorlar, köle olmamızı istiyorlar.”

Behnam Azad’ın şu sözleri de İranlıların kararlılığını gösteriyor: “Bakın şunu söyleyeyim: İran, Irak değildir. İran, Afganistan değildir. İran büyük bir ülkedir. Büyük bir medeniyeti vardır. Ve oldukça tecrübeli bir devlettir. Biz 25 yıl ambargoda, buhranda, yaşadık. Bundan sonra teknolojimizi kendimiz üretiyoruz. Ve büyük tecrübeler elde ettik. Ziraatta çok geliştik. Eskiden buğdayı Batı’dan alıyorduk. Şimdi dışarıya buğday satıyoruz. Ziraatta, sanayide, sanatta, ilimde, teknolojide oldukça ilerledik.” (Millî Gazete, 18 Şubat 2006) 

İran ekonomisini düzeltmeye çalışıyor

İran, zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip. Dünyada rezervlerin yüzde 9,2’si (93 milyar varil) İran’da mevcut. Ayrıca zengin bakır madenlerine de sahip. Rezerv 900 milyon ton olarak tahmin edilmekte. Bu da dünya bakır rezervlerinin yüzde 15’ini ifade ediyor. Demir, taş kömürü ve inşaatlarda kullanılan zengin madenlere sahip. İran ihracatını petrol ağırlığından da kurtarmak istiyor. Dünya Bankası verilerine göre geçen yıl İran, potansiyel ekonomi olarak Türkiye’nin ardından dünya 21’ncisi oldu. Kişi başına milli geliri de 5 bin dolar civarında. Nüfusu ise 70 milyondan fazla. Hatemi döneminde başlayan dışa açılma politikasıyla özellikle petrol ve doğalgaz alanında önemli yatırımlar çekti. Ayrıca otomotiv sanayinde de bir hayli gelişme kaydetti ve Fransız Renault ve Peugeot firmalarının lisansıyla özgün otomobiller yaparak ihracat yapmaya başladı. Hatta Türkiye piyasasına da girmeye başladılar. İran’da en önemli sorun ise yüzde 60’a varan genç nüfus nedeniyle işsizlik. Yüzde 11 civarında olan işsizlik diğer yönetimlerden Ahmedinejat’a miras kaldı. Ahmedinejat bu sorunla baş ederse ikinci dönem seçim için kendisini garantilemiş olacak. Şu anda İran’da uyguladığı ciddi ve kararlı dış politika nedeniyle bütün grupları etrafında toplamış durumda. Ülkede adeta muhalefet kalmadı denilebilir. İran halkı Ahmedinejat’tan yolsuzluk ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin de önüne geçmesini istiyor. Ahmedinejat bu konuda da seçim öncesi ciddi eleştirilerde bulunarak iyileştirme yapacağını söylemişti. Bu konuda kararlı olmasının en önemli delili de bir yıl içinde sergilediği tutum. Ahmedinejat lüks makam uçağı ile pahalı zırhlı araçlarını satışa çıkardı. Ahmedinejat, kendi yaşamında sade ve mütevazı davranarak devrimci kadroların, devrimin ilk yıllarındaki yaşamını hatırlatıyor. Özellikle yolsuzluğa bulaşmış kadrolara ciddi mesaj veriyor.

Batıcıları tasfiye etti

Ahmedinejat, göreve gelir gelmez devletin kritik yerlerindeki Batıcı kadroları tasfiye etti. İşe özellikle Dışişleri Bakanlığı ile Kültür Bakanlığı’ndan başladı. Birçok diplomatın yerini değiştirdi. Hatemi döneminde Batıcılar bir hayli mesafe almıştı. Bunların uyguladığı liberal politikalar ülkede rahatsızlığa yol açmış, ileri sürülen vaatlerin de yerine getirilmemesi nedeniyle tepki olarak sade yaşamıyla dikkat çeken Ahmedinejat’a yönelmişti. Ahmedinejat molla olmamasına rağmen Devrimin Lideri İmam Humeyni’nin halkçı ve devrimci çizgisini temsil ediyor. Bu temsili önümüzdeki dönemde çok önemli sınavdan geçecek. Seçim dışı kalan yüzde 45’leri bulan seçmeni de sistem içine çekerek rejimin meşruiyetinin sorgulanmasının önüne geçmiş olacak. Çünkü ABD ve Batı’nın iştahını da en çok bu kesim kabartıyor. Batı, bu kesime güvenerek İran’da, eski Sovyet Cumhuriyetleri’nde gerçekleşen Soros destekli “Renkli Devrimler”i gerçekleştirmeyi umuyor. Bunun için ABD sürekli, dışarıda bulunan İranlılar içinde muhalefeti örgütlüyor ve bunları kışkırtıcı eylemlere sürüklüyor. Bunlar için geçen seçim öncesi 3 milyon dolar harcamış, şimdiki nükleer kriz için de 75 milyon dolar ayırdığını ilan etmişti. İranlı yetkililer ise “boşuna para harcamayın. Paranıza yazık. Renkli devrimler İran’da tutmaz” diyorlar.

Hatta İranlılar nükleer silah konusunda da, “bizim nükleer silaha ihtiyacımız yok. Bizim 20 milyon atom bombamız var. Her İranlı bir atom bombasıdır” diyorlar. İranlıların “20 milyon”dan kastettikleri ise BESİC isimli halk örgütlenmesi. Bu örgütlenme, devrimle birlikte kuruldu ve bütün toplumun savaş ve işgal için eğitilmesi ve örgütlenmesi esasına dayanıyor. Mahalle mahalle örgütlenen İranlılar, düzenli olarak da askeri eğitim alıyor. Bu örgüt, ülke içi muhalefet hareketlerinde de müdahil olabiliyor. 

Zorlukları aşan millet

İşte bu olumlu tabloyla işe başlayan İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejat, önümüzdeki 3 yıl içinde bu politikasını devam ettirerek, İran’ın ciddi sorunlarını çözmek istiyor. Önümüzdeki yıllarda yine dünya gündeminin bir numarası olacak olan İran’ı ise her şeye rağmen zor günler bekliyor. İranlıların en büyük umudu ise ciddi ve kararlı olan Ahmedinejat’ın etrafında birleşecekleri liderleri olması. 2500 yıllık devlet olan İran, bugüne kadar birçok zorlu sınavdan başarıyla geçti. Birinci ve İkinci Cihan harplerinde bölündü. Ancak savaş bitiminde işgalci güçlerin geri çekilmesiyle birleşmesini bildi. 1945 yılında kurulan kukla Azerbaycan ve Mahabat Kürt devletleri tuzla buz oldu. İşte bu nedenle Asya’nın en köklü ve güçlü milleti ve devleti oldu. İranlılar bu nedenle, “biz zorluklara alışığız” diyorlar.



  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)