• Nombre de visites :
  • 2152
  • 24/10/2007
  • Date :

ŞİA MEZHEBİNİ TANIYALIM

şia

Şia Mezhebini Tanıyalım (Önsöz)

Dr. Muhammed Ali ŞİMÂLİ

Tercüme: Akın Caba

Tashih - Tatbik: Turgut Atam

Önsöz

  Bu kitap aynı yazar tarafından kaleme alınmış (2004, Londra'da ICAS yayın evi) tarafından basılan Şiî İslam'ı yani; Şia'nın doğuşunu, inanç ve amellerini içeren kitabın özetidir. Bu kitapta İslam'a ve Şia'ya ait temel konular kısaca ele alınmıştır. Gerçekte bu iki kitap genel anlamda İngilizce kaynaklarda, İslami araştırmalarda ve özellikle de Şia'yı tanımada görülen boşlukları doldurmak amacıyla yazılmıştır. Bu iki eser, sade ve açık bir dille yazılması ile birlikte, İngilizce bilenler için iki dönem yazar tarafından Şia'yı tanıma derslerinin neticesidir.

  İlk olarak Camiatü'z-Zehra üniversitesinde 1995-1996 yılları arasında bayanlar için verilen ellinin üzerinde derslerin ve ikinci olarak İngiltere'de 1998-1999 yılları arasında Manchester İslam Merkezi ve Manchester Şiî Refah Merkezinde otuzdan fazla dersin özetidir. Elbette bu konuların bir kısmı daha kısa dönemler için ders olarak verilmiştir, Şia'nın doğuşu ile ilgili konu ise 1995 yılında Tahran Times dergisinin ilk on sayısında yayınlanmıştır.

Kitabın birinci bölümü; 'Şia' kelimesinin sözlük ve ıstılah manası ile başlamaktadır. Bu konuda bazı araştırmacıların sözlerine yer verilmiştir. Daha sonra İslamî rivayetler ve tarihi kaynaklara göre Şia'lığın doğuşu ve ilk Şiîlerden bazılarının isimleri üzerinde durulup incelenmiştir.

  İkinci bölüm; Şia'nın düşünce kaynakları yani; Kurân, Sünnet, akıl ve icmâ konuları ele alınmıştır. Kurân'ın ve onun Şiîler nezdinde ki önemi üzerinde durulmuş, aynı zamanda günümüzde Müslümanların elinde bulunan Kurân'ın Allah tarafından Hz. Muhammed'e (s.a.a) gönderilen kitabın aynısı olduğu kanıtlanmıştır. Şia'nın ikinci düşünce kaynağı olan Sünnet; Peygamber efendimizin (s.a.a) söz ve davranışlarına şamil olmaktadır. Yine bu bölümde ele alınmıştır. Kurâ-ı Kerim Peygamber'in (s.a.a) Müslümanlar tarafından ölçü ve örnek olarak kabul edilmesini, kavga ve anlaşmazlıklarında O'na müracaat etmelerini ve O'nun buyurduğuna itaat etmelerini emretmiştir. Kurâ-ı Kerim Peygamber'i (s.a.a) Kurân'ı tilavet eden, okuyan, öğreten, açıklayan, müfessir olarak tanıtmaktadır. Buna ilave Peygamber (s.a.a) Ehl-i Beyt'i ve nebevî sünnetin anlaşılmasında ki rolü ele alınmıştır. Daha sonra aklın önemi ve inançların, değerlerin, ameli hükümlerin anlaşılmasında ki rolü üzerinde durulmuştur. Bu bölümün sonunda Şia mezhebinin, icmâ ve icmânın sünnet ile olan ilişkisi üzerindeki görüşüne yer verilmiştir.

  Üçüncü bölüm; Şia'nın temel öğretilerini ele alınmaktadır. Bütün dinlerin ortak olduğu tevhit, nübüvvet ve ahiret inancı anlatılmış, ilahi adalet ve imamet konuları kısaca incelenmiştir. Diğer İslam mezhepleri de bu öğretileri az veya çok bir biçimde kabul edebilirler. Ancak sadece bu öğretilerin hepsine inanan kimse Şiî olarak kabul edilmektedir.

Dördüncü bölüm; en önemli ameli hükümler ve onların bırakılmasının felsefesi kısaca işlenmiştir. Bütün Müslümanlar bu ameller hususunda ortak görüşe sahiptirler. Ancak İslam mezhepleri arasında bu amellerin ayrıntıları hakkında görüş farklılığı olması mümkündür.

Beşinci bölüm; dünyadaki Şiîlerin durum ve konumlarını kısaca işlemektedir. Bu bölüm Müslüman nüfusun genel ve Şiî nüfusunun özel bir şekilde en son istatistik sonuçlarının beyanıyla başlamaktadır. Uzun bir Şia tarihine sahip olan bazı İslam ülkelerindeki Şia nüfusunun yüzdesi beyan edilmektedir. Ne yazık ki günümüzde Şia nüfusu hakkında net ve onaylanmış istatistikler bulunmamaktadır. Ama en azından yeni kaynaklar üzerinde büyük bir çalışma yapılarak, sağlam sonuçlar sunulmaya çalışılmıştır.

  Burada bu kitabın yazarı olarak bütün vücudumla İslam birliğinin korunmasına samimice inandığımı vurgulamak istiyor ve kitabın İslam kardeşliğine giden yolda küçük bir adım olmasını temenni ediyorum. Aslında birlik ve beraberliğe ulaşmanın en önemli yollarından birisi de Müslümanların birbirlerini doğru bir şekilde tanımaları ve tarih boyunca birbirlerini anlayıp, idrak etmelerine engel olan ön yargılarını bir kenara bırakmalarıdır. Meşhur bir sözde bu noktaya şöyle değinilmiştir:

Halk bilmediği şeyin düşmanıdır.

  İslam mezhepleri dikkatlice incelendiğinde, ortak konuların ihtilaflı konulardan ne kadar çok olduğu görülecektir. Bütün Müslümanlar bir Allah'a, bir peygambere, bir Kurân'a, kıyamet gününe, sevap ve ilahi cezaya inanmaktadırlar. Bir kıbleye doğru namaz kılmakta, Ramazan orucu tutmakta ve aynı zamanda hep birlikte Hac'ca gitmektedirler. Zekâtın verilmesine, iyiliği emredip kötülükten alıkoymanın farz olduğuna, inançlı ve iyi insanlar ile dost ve Allah'ın düşmanlarından uzak olmanın gerekliliğine inanmaktadırlar. Bütün Müslümanlar ortak ahlakî değerler ve faziletlere bağlıdırlar. Kurân-ı Kerim'in buyruğuyla Müminler birbirleriyle kardeştirler. Bütün imanlı kadın ve erkeklerin, renk, ırk, millet ve mezhep göz önünde bulundurmadan birbirlerine olan görevlerini yerine getirmeleri gerekmektedir.

  Bir gün Mualla b. Huneys imam Sadık'tan (a.s) Müslümanların birbirleri üzerinde olan hakların ne olduğunu sordu. İmam Sadık (a.s) şöyle buyurdular:

Her bir Müslüman için boynunda yedi vacip hak vardır. Eğer insan bunlardan birisini yerine getirmezse, Allah'ın velayet ve kulluğunun dışına çıkar. Allah onun yaptığı hiçbir ameli hesaba katmaz.

  İmam önce Mualla'nın bu haklara amel etmeyeceğinden korktuğu için açıklamaktan kaçındı. Ama Mualla'nın ısrarı üzerine bu yedi hakkı şöyle beyan etti:

  1-Kendin için istediğin şeyleri Müslüman kardeşin içinde iste, kendin için istemediğin şeyleri Müslüman kardeşin için de isteme.

  2-Müslüman kardeşini sinirlendirme, sözünü dinlemeye ve onu sevindirmeye çalış.

  3-Ona malınla, canınla, dilinle ve elinle yardımcı ol.

  4-Onun gözü, kulağı, yol göstericisi ve aynası ol.

  5-Hiçbir zaman sen tok o aç, sen suya tok o susuz, sen giyimli kuşamlı o ise çıplak olmasın.

  6-Eğer senin hizmetçin olur ve kardeşinin olmazsa, mutlaka hizmetçini ona elbisesini yıkaması, yemeğini pişirmesi ve yatağını hazır etmesi için göndermelisin.

  7-Onun yemini ve davetini kabul et, hastalandığı zaman onu ziyaret et ve öldüğü zaman cenazesinde hazır bulun. Ne zaman bir ihtiyacı olsa, ihtiyacını bir an önce karşıla. O senden istemeden önce isteğini yerine getir.

Sonra imam şöyle devam etti: Bu şekilde davrandığın zaman senin velayetin onun velayetine, onun velayeti de senin velayetine bağlanır.

  Ne yazık ki! Her zaman bütün mezhepler ve cemaatler arasında dar görüşlü insanlar olmuştur. Bu tip insanlar küçük farklılıkları büyük göstererek aradaki birlik ve beraberliği ihtilaf ve anlaşmazlığa dönüştürmeye çalışmaktadırlar. Bu tür insanlar bir takım bahaneleri öne sürerek kendi fikirlerine aykırı olanları kâfir veya müşrik; beğenmedikleri amel ve davranışları da bidat (dinden olmayan bir şeyi dine sokmak) diye adlandırmaktadırlar. Hiç kuşkusuz kâfir ve bidat ehli kişiler mevcuttur. Ancak bu unvanlar çok dikkatli bir şekilde kullanılmalıdır.

Büyük Müslüman liderleri ve âlimleri (Şia ve Sünnî) bu tür yakıştırmaları hiçbir zaman birbirleri hakkında kullanmamışlardır. Ve bu yolla kendi fetva, söz ve davranışlarında İslam'ın ruhunu, evrensel barışı, adaleti, birlik ve merhameti ortaya koymuşlardır.

  İslam, düşmanlık ve anlaşmazlıklardan acı çekenler için birlik ve beraberliği getirmiştir. (Al-i İmran.(3), 103), Kurâ-ı Kerim'de birlik ve muhabbeti oluşturmak büyük ve ilahi bir davranış olarak adlandırılmıştır. (Enfal.(8), 63). Bunun karşısında halk arasında ayrılık ve ihtilaf oluşturmayı da Firavun'un işlerinden saymıştır. (Kasas.(4), 28). Kurân müminleri birbirleriyle savaştıkları takdirde zayıf ve yenik düşecekleri hususunda uyarmaktadır. (Enfal.(8), 46).

Gerçek olan şu ki bu beraberlik çağrısı sadece Müslümanlara özgü değildir. Kurâ-ı Kerim dünyada Allah'a inanan bütün herkesi, Yahudi ve Hıristiyanlar da dâhil olmak üzere, ortak noktaları vurgulayarak tek bir safta birleşmek için çaba sarf etmelerini istemektedir. (Al-i İmran.(3), 64)

  Gelin hep beraber ellerimizi kaldırarak ümitli bir şekilde, bu birlik ve beraberlik hissinin günden güne artması için dua edelim.

  Son olarak bu kitabın yazılmasında yardımcı olan herkese ve bütün kuruluşlara özellikle Ayetullah Muhsin Erâki'ye, Londra İslam Koleji'ne, İngiltere ve İrlanda Ehl-i Beyt Cemiyeti'ne teşekkür etmeyi kendime bir borç bilirim. Son olarak alnımı şükürle Allah'ın dergâhına koyarak, ondan kalplerimizi kendi nuruyla aydınlatmasını ve muhabbetinin tatlılığını bize tattırmasını diliyorum.

Doktor Muhammed Ali Şimâli

Ramazan.1323, Kasım. 2002


ŞİA MEZHEBİNİN GEÇMİŞİ

ŞİA FIKHININ KAYNAKLARI

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)