• Nombre de visites :
  • 3064
  • 24/10/2007
  • Date :

İÇTİHAT

                            kuran

 

Hz. Resulullah"tan (s.a.a) şöyle rivayet edilir
Muhammed Karazî"den şöyle nakledilir:
 Ebu Said Hudrî şöyle diyor:
Dehlevî de içtihadın anlamı hakkında şöyle diyor:

1- Lügatte İçtihat

İbn Esir şöyle yazar:

    İçtihat, bir şeye ulaşmak için çaba sarf etmek anlamına gelir. Bu kelime "güç" anlamına gelen "cehd" kökünün "iftial" kalıbına uyarlanmış türevidir.  [1]

Hz. Peygamber (s.a.a) ve sahabe döneminden, birinci asrın sonlarına kadar içtihat bu manada kullanılmıştır. Örneğin:

Hz. Resulullah'tan (s.a.a) şöyle rivayet edilir:

a) Secdeye gidince. Secdede gücünüz yettiğince dua ediniz ki bu icabet edilmeye daha yakındır.[2]

b) Bana selâm gönderiniz ve gücünüz yettiğince dua ediniz.[3]

c) Alimin müçtehide (ibadet hususunda çaba sarfeden kişiye) üstünlüğü yüz kattır.[4]

 

Muhammed Karazî"den şöyle nakledilir:

İsrailoğulları"nda fakih, âlim, abid ve müçtehid birisi vardı.[5]

Aişe"den ise şöyle nakledilir:

Hz. Resulullah (s.a.a) her ayın son on gününde başka zamanlarda girmediği büyük bir çaba içerisine giriyordu[6] (yani ibadet hususunda büyük bir çaba harcıyordu).

Talha"nın Hz. Resulullah (s.a.a) dönemindeki iki adamla ilgili bir sözünde şöyle yer alır:

Biri diğerinden daha fazla içtihat yapıyordu (daha çok ibadet ediyordu). Daha fazla içtihat eden, savaşa katıldı ve şehit oldu.[7]

 

Ebu Said Hudrî şöyle diyor:

    Resulullah (s.a.a) yemin edip yemini hususunda içtihat ettiğinde (çaba gösterdiğinde) şöyle derdi.[8]

Benî Mustalık Gazvesi"nde Abdullah b. Ubeyy"in rivayetinde de, "Böyle bir şey yapmadığına dair yemininde içtihat etti (büyük bir yemin etti)." diye yer almıştır.[9]

    Savaşta şehit olan oğlunun akıbetini Hz. Resulullah"a (s.a.a) soran Haris"in annesi de şöyle demiştir:

Eğer cennetteyse sabrederim; cennette değilse ağlamak için içtihat ederim (çaba harcarım).[10]

    Sayıları çok olan bütün bu örneklerden "içtihat" kelimesinin birinci asırda "çaba harcamak" anlamında kullanıldığı, sonraları anlam değişikliğine uğradığı ve Müslümanlar arasında "detaylı delilleriyle şer"î hükümlerin istinbat (çıkarılması) edilmesi" anlamına geldiği anlaşılıyor.                     

2- Müslümanlar Arasında İçtihad"ın Anlamı

    Gazalî "içtihat"ın tarifinde şöyle diyor:

    İçtihat, herhangi bir iş için çaba harcamak ve o iş için yoğunlaşmaktır. Çaba ve zorluğu olmayan eylemler için kullanılmaz. Ancak bu kelime din alimlerinin örfünde, sadece şer"î hükümlerle ilgili ilmi elde etme hususunda çaba harcamak ve yoğunlaşmak anlamında kullanılır.[11]

Dehlevî de içtihadın anlamı hakkında şöyle diyor:

İçtihat gerçek anlamda, detaylı delillerden şeriat hükümlerine ulaşılması için çaba harcanmasıdır; detaylı deliller genel anlamda şu dört şeyde özetlenebilir: Kitap, sünnet, icma, kıyas.[12]

Muhammed Emin de hükümlerin delillerini Teysiru"t-Tahrir adlı kitabında aynı şekilde tarif etmiştir.[13]

Hilâfet Ekolü"nde içtihadın terimsel anlamı böyledir. Bu kavram h. 5. asırdan sonra Ehlibeyt Ekolü"ne mensup âlimler arasında da yaygın bir şekilde kullanılmaya başladı. Nitekim Allâme Hillî (öl. 726 h.) de "Mebadiu"l-Vusul" adlı eserinde on ikinci bölümde, birinci konu olarak sunduğu içtihatla ilgili olarak özetle şöyle der:

İçtihat, zanna dayalı şer"î hükümlerde insanın tüm gayret ve çabasını harcamasıdır.

 

    Hz. Peygamber (s.a.a) hakkında içtihat terimini kullanmak doğru değildir. Çünkü birincisi Allah-u Teala şöyle buyurur: "O hevadan konuşmaz.[14] İkincisi, içtihat zanla alakalıdır. Oysa ki Hz. Peygamber (s.a.a) vahiy kanalı ile kesin hükümlere ulaşabilme imkânına sahipti. Nitekim Hz. Peygamber birçok konuda hüküm vermez ve vahyin gelmesini beklerdi. Eğer kendisinin içtihat izni olsaydı, bunu uygular, vahiy beklemezdi.

Üçüncüsü, eğer Hz. Peygamber"in (s.a.a) içtihat izni olsaydı hiç şüphesiz bu konuda Cebrail"in de (a.s) izni olurdu. Böylece de Hz. Muhammed"in (s.a.a) getirdiği hükümlerin Allah"tan olduğu hususunda yakin ortadan kalkar, güven kapısı kapanırdı.

    Zira içtihatta bazen isabet etmek ve bazen de yanılmak vardır. Bu yüzden Hz. Peygamber"in bunu gözü kapalı uygulaması uygun olmazdı. Çünkü bu, onun sözüne olan güveni sarsardı.

Aynı şekilde bize göre Ehlibeyt İmamları"nın da içtihat etmeleri caiz değildir. Çünkü onlar masumdur. Hükümleri Hz. Resulullah"ın (s.a.a) talimiyle almışlardır. Alimlere gelince; onlar için içtihat etmek, Kur"ân ve sünnetin genel nitelikli ifadelereinden hükümleri istinbat etmek ve muarız deliller arasından birini tercih etmek câizdir.

Kıyas ve istihsandan hüküm çıkarmak ise caiz değildir."[15]

     Ehlibeyt Ekolü"ne mensup ulema "içtihat ve müçtehit" kavramını kullandıkları zaman "fıkıh ve fakih" kavramlarını da terk etmemiş, aksine el-Mealim"in sahibi Cemaleddin"in yaptığı gibi bu iki kavramı bir arada kullanmıştır.

    Daha önce de değindiğimiz gibi Cemaleddin, kitabının başlarında şöyle der:

    Fıkıh, lügat açısından anlamak, ıstılahta da şer"î ve fer"î hükümleri detaylı delillerle bilmek anlamını ifade eder.

Daha sonra da içtihadı tanımlamak amacıyla bir bölüm açmış ve başka bir bölümde de şöyle demiştir:

    İçtihat, lügatte çaba göstermeye tahammül etmek. ıstılahta ise fakihin, şer"î bir hükümle ilgili zan ve kanaatini elde etmek için bütün çabasını sarfetmesidir.[16]


[1]- İbn Esir, Nihayetu"l-Lügat, "cehd" maddesi.

[2] - Sahih-i Müslim, "salat" kitabı, h: 207, Müsned-i Ahmed, c.1, s.219.

[3] - Sünen-i Neseî c.1, s.190, "Peygamber"e salat emri" babı, Müsned-i Ahmed c.1, s.199 özetle.

[4] - Sünen-i Daremî, Mukaddimesi, c.1, s.100.

[5] - Muvatta, -Malik- "cenaiz" kitabı, 43.

[6] - Müslim "itikaf" kitabı, h: 8; Sünen-i İbn Mâce "siyam" kitabı, h: 1767.

[7]- Sünen-i İbn Mâce, "rüya" kitabı, h: 3925; Müsned-i Ahmed, c.1, s.163, c.2, s.323, 363, c.6, s.82, 123, 256, c.5, s.40.

[8]- Müsned-i Ahmed, c.3, s.33, 148.

[9]- Sahih-i Buharî, c.3, s.136, Munafikun suresi’nin tefsirinde; Sahih-i Müslim, "Munafikun" kitabı, h.1; Müsned-i Ahmed, c.4, s.373.

[10]- Sahih-i Buharî, c.2, s.92 "cihat" kitabı; Müsned-i Ahmed, c.3, s.260, 283.

[11]- Ebu Hamid Muhammed Gazalî (öl. h.505), "Mustasfa fi Usuli"l-Fıkıh" kitabı, Mustafa el-Babî baskısı, Mısır, h.1356, c.2, s.101; bk. Keşfu"z-Zunun, Gazali"nin biyografisi, c.2, s.1673 ve Ahkamu"l- Amedî, c.4, s.141.

[12]- Bunu, Muhammed Ferid Vecdî, Dairetu"l-Mearif-i Karn-i Bistum, c.3. s.236"da, h.1176 veya 1179"da vefat eden Muhaddis-fakih Ahmed Abdurrahim-i Dehlevi-i Faruki-i Hanefî"nin kaleme aldığı Risaletu"l-İnsaf fi Beyan-i Sebebi"l-İhtilaf"tan nakletmiştir. Dehlevi"nin biyografisi için de E"lam-i Ziriklî, c.1, s.144"e bakınız.

[13]- et-Tahrir-u Fi Usuli"l-Fıkh, -"İbn Humam el-Hanefî" diye meşhur olan Allâme Kemalüddin Muhammed b. Abdulvahid"in (öl. 861 h.) eseridir; bu kitabı öğrencisi Fazıl Muhammed b. Muhammed b. Emir-i Hac el-Halebî el-Hanefî (öl. 879 h.) bu kitabı şerhetmiştir. Bu şerhi de araştırmacı Buharî Padişahı olarak bilinen Muhammed Emin şerhetmiş ve adını Teysirü"t-Tahrir koymuştur. Mustafa el-Babî, Mısır, (1351 h.) c.1, s.171; Biyografisi için Keşfu"z-Zunun"a bakınız. (c.1, s.358).

[14]- Necm,53,4

[15]- Mebadiu"l-Vusul ilâ İlmi"l-Usul, s.240, 241.

[16]- Mealimu"d-Din, 9. Konu: İçtihat ve Taklit, s.381.

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)