• Nombre de visites :
  • 1672
  • 24/10/2007
  • Date :

HZ. ALİ"YE GÖRE DÜNYA

hz.ali

Hz. Ali şöyle buyuruyor:

Dünya! Seni boşadım, hem de talak-ı selase ile, bu boşanmanın dönüşü yoktur. Ey Dünya! Benden uzak dur! Dünya! Allah"a andolsun ki sana, beni hor ve zebun edesin diye uymam ve teslim olmam![5]

Hz. Ali daima dünyanın karşısında, yâni eşyanın karşısında bir isyan ve baş kaldırma durumundaydı. Hiçbir zaman, ruhuna pençe atması için dünyaya müsaade etmedi. Ben, beni istediğin yere götüresin diye yularımı senin eline vermem işte bu, tam İslami zühttür, İslami ölçüler doğrultusunda dünyayı terktir. Özgür yaşamak ve kendini dünya nimetlerine satmamaktır.

Hz. Ali yine şöyle buyuruyor:

Dünya pazarında, iki tür insan vardır: biri kendini satar parasını alır, diğeri de dünyada kendini satın alır ve hür bırakır.[6] Vaktiyle Hz. Ali, kendisinin olan dirhem ve dinarı eline alıp ona bir müddet bakmış ve şöyle buyurmuştur:

Ey para! Sen avcumda oldukça benim değilsin. Bu, bizim söylediğimizin tam aksidir. Biz, Para ancak benim cebime girdiği zaman benimdir; elimden çıktığı zaman benim değildir diyoruz. Oysa Hz. Ali: Sen benim elimde oldukça benim değilsin buyuruyor. (Neden) Benim elimde oldukça benim değilsin! Senin malın olmalıyım, senin kölen olmalıyım, seni korumalıyım ki seni harcayayım. Seni korudukça, bekçiliğini yaptıkça sen benim hizmetimde değilsin, benim malım değilsin, çünkü ben senin hizmetindeyim ve ben senin malın olmuşum.

Hz. Ali bir kasabın önünden geçerken, kasap Hz. Ali"yi görünce:

Bugün pek güzel etler getirdim, arzu ederseniz buyurun alın dedi.

Hz. Ali:

Param yok buyurunca, kasap:

Onun parası için sabrederim dedi.

Hz. Ali:

Ben kendi karnıma sabretmesini söylerim, neden senden et alayım ki sen de parası için bekleyesin? Ben sana bağlı ve borçlu olmamak için karnımı bekletirim buyurdu.

BENLİKTEN KURTULMANIN YOLU GÖNLÜ TEMİZLEMEKTİR

İslam mektebi şöyle diyor; eğer insanı ben olmaktan kurtarmak ve biz yapmak istiyorsanız, onun içini ıslah ediniz, onun eşyanın kulu olmasına müsaade etmeyiniz, yoksa kişisel mülkiyetin inkar edilmesiyle, bu derdin devası olmaz.

Burada iki okulun varlığından bahsetmemiz lazım gelecektir. Bu ekollerden biri, Mülkiyet işleriyle hiç ilgimiz yoktur, ne kadar farklılık olsa da önemli değildir, yalnız içe bakılır diyor.

Öbür mektep de, Evet, esas olan içtir, ama dış temizlenmedikçe iç temizlenmez diyor. Biz İslam"da dışa da dikkat edildiğini görüyoruz. İslam, dıştaki uygunsuzlukların giderilmesini, mülkiyeti tamamıyla ortadan kaldırmadan, ister.

İslam, çeşitli yollardan, toplumun eşit olmasını ister ama aynı zamanda benin bize dönüşmesi için bunu yeterli görmez, bunun gerçekleşmesi için bir gerçeği ruhlara hakim kılmayı gerekli görür.

Edebiyatta geçen muzaf ve muzafun ileyh[7] olayını duymuşsunuzdur mutlaka. Sosyalizm ekolünde bütün dikkatini muzaflara yönelterek Bu muzaflar ben ile bir araya geldiğinde, mesela Benim evim veya Benim param olarak kullanıldığında beni ben eder. Muzaflar özellik ifade ettiğinden ben ortaya çıkar. Öyleyse muzaflar yok edilmeli, ortadan kaldırılmalı diyorlar.[8]

Ama bu mektep, hayır diyor. Hayır, bu benin muzafları bir iş yapmıyor, iş yapan benin muzafun ileyhleridir belirtileridir, diyor sonra da Ben nedir? Yâni bu ben neye bağlıdır? Eğer bu ben kişisel işlere bağlı ve sınırlı özelliklere sahip olursa ben ben olur.[9] ama ruh toplumsal işlerle ilgili olursa, mesela bir fikre, iman ve Allah"a bağlı olursa, o zaman ben, bize dönüşmüş olur.

Bu okulun taraftarları şöyle diyorlar: Biz bir yandan çok eşyaya sahip olan, fakat benleri benlikten çıkmış ve biz olmuş çok insan görüyoruz. Onların hiçbir şeye bağlılıkları kalmayıp benleri biz olduğu zaman her şeye hem sahip olurlar, hem de onların, benleri biz olur. Çünkü artık onların ruhları eşyaya bağlı değildir.

Hz. Ali, hayatta iken böyleydi. Onun yönelişlerle dolu bir hayatı vardı. Evinde eşi ve çocuklarıyla beraber bir gece yiyebileceği, yiyeceklerinden başka bir şeyi yoktu.

Hz. Ali, o zamanın dünyasında büyük bir ülkenin yöneticisi olduğu günleri yaşadı. Halkın canı üzerinde yetkiliydi. Devletin hazinesi elinin altındaydı. İsteseydi her çeşit nimete ulaşabilir ve benini her şekilde tatmin edebilirdi. Fakat ne her şey elinin altında olduğu zaman ve ne de hiçbir şeyi olmadığı zaman onun beni, ben olmadı. O daima biz oldu. Daima kendini unutur ve başkalarını düşünürdü.

Demek ki bu felsefe doğru değildir, çünkü benin biz olması için özel mülkiyetin ortadan kaldırılması lazım değildir.

BENLİK SEBEPLERİNİN MÜLKİYETTE SINIRLI OLMAYIŞI

Öte yandan sosyalizm ekolüne verilen başka bir cevapta şöyle söylüyorlar: İnsanın istediği ve ekonomik işler cinsinden olmayan o şeylerin hepsinin mülkiyetini ortaklığa dönüştürelim ki bir defa ben biz olsun. Hayatın bir bölümünde mülkiyetin sözkonusu olduğu ekonomik işler vardır. Ancak ekonomik işlere bağlı olmayan, mülkiyetin söz konusu olmadığı pek çok kısımlar da vardır, örneğin makam ve kadın konusu. Bunların kıymeti insan için ekonomik işlerden çok olmasa da, az değildir.

Bazen insan parası, pulu ve her neyi varsa bir kadının uğruna harcamaya hazırdır veya bütün servetini ve varlığını, dünya çapında, sosyal hayatta çok şöhreti olan bir makam elde edebilmek için kaybetmeye hazırdır. Bunları ne yapacaksınız? Acaba eşitlik olsun diye bütün kadınları birbirinin üzerine döküp, onlardan biri diğerinin aynısı olan tek tip bir kadın mı üretelim? Cinsel ilişkide ortaklık sorun olmasa bile -oysa bugün bütün komünist ülkelerde yoktur- sonuçta herhangi bir evde güzel bir kadın ve başka bir evde çok çirkin bir kadın olduğunda; bu konu tekrar benliği gündeme getirir.

Peki makam nasıldır? Birinin sosyalist bir ülkenin başkanı olduğunu varsayarsak (tekrar ediyorum ki bu bir gerçek değil, sadece varsayımdır), o kişi beslenme ve ulaşım bakımından diğer insanlarla, halkla eşit midir? Mesela falanca sosyalist ülkenin başbakanı ekonomik imkanlardan faydalanma bakımından, filan fabrikada çalışan bir işçi ve filan tarlada çalışan bir çiftçiyle aynı seviyede midir? Bütün bu varsayımlar doğru olsa bile o başbakanlık makamında olduğu için her gün yüzlerce fotoğrafı gazetelerde yayınlanır, bir günde adı radyolardan bütün dünyaya duyurulur ve televizyonlardan dünyaya tanıtılır. Şimdi, fabrikanın bir köşesinde suskun oturan işçi de aynı imkanlardan yararlanabiliyor mu? Bunları onların aralarında paylaştırmak mümkün değildir. İşçi ile başbakanı eşitleyemeyiz.

Bir parti liderliği ister istemez bir kişiye mahsustur ve onun yardımcılığı başka birine, baş müdürlük de diğer birine. Böylece bir grup en üstte diğer grup da onun altında olacaktır. İdari makamlar da böyledir.

Hal böyle ise benin, bize dönüşebilmesi için sadece özel mülkiyetlerin ortadan kaldırılması da yetmez. Biz özel mülkiyetin kaldırıldığı yerlerde benin bize dönüşmediğini gördük; savaşlar, kavgalar ve tasfiyeler onların içine girer ve rekabetler açığa çıkar. Hatta bunların iki büyük devi (Çin ve Rusya) hala birbiriyle çatışma halindedirler.[10] Çatışmalarının sebebi de karşılarındaki emperyalizmdir, (Amerika"yı kastediyor) kendileriyle dostluk kursun diye birbirleriyle yarışıyorlar.

Bunların hepsi benlerin bize dönüşmediğinin işaretiydi ve onların söyledikleri palavradır.

Şurası doğrudur ve biz de kabul ediyoruz; mülkiyetin benlik yapan çok etkisi vardır. Biz olmayla çok çatışmaları vardır. Bunun için İslam"da servetin dengelenmesi çok mühimdir. Ancak bu, meselenin (bu eşitsizliklerin) ortadan kaldırılması için ve benlerin bize dönüşmesi için yeterli değildir. Sonra bu biz konusunun (onların arasında) lafu güzaftan başka bir şey olmadığını ve kendi aralarında ihtiyaç baş gösterince konunun daha farklı olduğunu görürüz.

Gerçek bir okul olarak burada benin bize dönüşmesinin insan-ı kamil olmanın ilk şartlarından biri olduğunu biliyoruz ve bunu kabul ediyoruz, ama bir kimsenin benin bize dönüşmesiyle insan-ı kamil olacağını sanması yanlıştır, doğru değildir.

Sosyalizm mektebi de tek değere sahip, tek boyutlu bir mekteptir. Buna göre: Bütün insani değerlerin benin bize dönüşmesinde olduğu doğru değildir. Benin Bize dönüşmesinden başka değerler de vardır. Biz önceden incelediğimiz okullarda bunlardan en azından birine önem verildiğini açıklamıştık. Öyleyse yalnız bir şeyi insanlığın değeri olarak bilmek doğru değildir.

BENLERDEN (KURTULUP) BİZ OLMANIN YOLU; İMAN

İkinci olarak bu ben, daha önce Ona dönüşmüş olursa, hakikaten biz olur. Yâni ariflerin de dediği gibi ben, Ona dönmeden bize dönüşmez. Benlerin biz olmasının yolu benlerin önce O olmasıdır, yâni Allah"a iman olmasıdır:

De ki: Ey kitap ehli: Aramızda ortaklaşa (ölçü ve adil dengeyi sağlayacak) bir kelimeye gelin; (o da): Allah"tan başkasına kulluk etmememiz, hiçbir şeyi O"na ortak koşmamamız ve Allah"ı bırakıp kısmımızın bir kısmımızı rabler edinmememizdir.[11]

Muhatap, kitap ehli olanlardır: Ey kitap sahibi olanlar! Yahudiler, Hıristiyanlar, Mecusiler ve Zerdüştiler! Gelin hepimizin bir kelime ve hakikat etrafında toplanalım.

Bizim ve sizin aranızda ortak olan bir hakikat etrafında. Bu hakikatın özelliği benden olmayışıdır, senden olmayışıdır, bizden[12] ve sizden olmayışıdır. Genel anlamıyla bizden hikayet eden bir hakikattır. bizi de sizi de kapsar, hem siz hem biz o hakikate ortağız.

Ben peygamber olduğum için Allah yalnız benim Allah"ımdır, Hıristiyan olduğun için senin Allah"ın değildir, Yahudi olduğun için senin Allah"ın değildir, Zerdüşti olduğun için senin Allah"ın değildir, diyemem. Bu taşın, bu suyun ve havanın Allah"ı değildir diyemem. O her şeyin Allah"ıdır. Onun her şeyle irtibatı vardır. Eğer insan O"na bağlanırsa sınırlı bir şeye bağlanmış olmayacağından Benliği sınırlandırılamaz.

O, benim veya senin bağlanacağın ve savaş çıkmasına sebep olacak bir para değildir.

O, her şeyi kendi etrafında toplayabilen bir gerçektir. Gelin topluca biz, olalım, ama hangi araç vasıtasıyla?

Bir iman vasıtasıyla, bir fikir vasıtasıyla, bir kelime vasıtasıyla: Allah. Gelin topluca biz olalım, ama önce hepimiz O olmalıyız

O olduğumuz zaman, Onun karşısında olan bu benlikler aradan kalkınca, hepimiz tek renk oluruz, O oluruz. İşte o zaman hepimiz biz olalım diyebiliriz.

Aramızda ortaklaşa (ölçü ve adil dengeyi sağlayacak) bir kelimeye gelin Yalnız O"na tapınalım ve O"na ortak koşmayalım. Sonra buyuruyor:

Allah"ı bırakıp bir kısmımızın bir kısmınızı rabler edinmememizdir. Ona doğru gittiğimizde O oluruz. O olduğumuzda da biz oluruz. İşte yalnız o zaman biz olabiliriz. (Bu esnada) bazılarımız, bazılarımızı kendi rabbi (yâni kendi ilahı) olarak seçmez. Hanlık, beylik ve uşaklık ortadan kalkar; sömüren ve sömürülen lafları ortadan kalkar, seviye farkları ortadan kalkar, ama bir şartla; oradan başlamak şartıyla:

Aramızda ortaklaşa (ölçü ve adil dengeyi sağlayacak) bir kelimeye gelin; (o da): Allah"tan başkasına kulluk etmememiz, hiçbir şeyi O"na ortak koşmamamız ve Allah"ı bırakıp bir kısmımızın bir kısmımızı rabler edinmememizdir.

İşte Kur"an"a inananların daima bahsettikleri biz olma, budur.

Namazda, Allah"a hamd ettikten sonra O"nu övüyoruz Hamd, alemlerin Rabbi Allah"adır diyerek Allah"a hitab ediyoruz ve söz veriyoruz. Ben yalnız namaz kılıyorum ve benim namazım kişiseldir. Yâni Allah"ım sana tapınıyorum, demek istiyoruz. Ancak bunu yalnız, sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz şeklinde söylüyoruz:

Ey Allah"ım biz yalnız sana tapıyoruz ve biz yalnız senden yardım istiyoruz.

Ben yalnız sana tapıyorum demiyoruz. Namazın sonunda; Allah"ın selamı üzerimize ve Allah"ın salih kullarının üzerine olsun diyoruz.

SADİ"NİN ŞİİRİNDE EKSİK OLAN MANA

Ademoğlu, birbirinin organı (gibi)dir. Ki aynı cevherden yaratılmıştır. Zamandan birine bir dert gelse diğer organların da düzeni bozulur. Başkalarının derdine aldırmıyorsan sana insan adını vermek yakışmaz.

Sa"di"nin bu şiiri çok önemli bir teşhiste bulunmuştur. Hem de haklı ve doğru bir teşhistir bu. Hz. Peygamberin bir hadisinin tam tercümesi gibidir. Ama biraz eksiktir ve o hadis-i şerifin tamamiyle aslı gibi değildir. O hadis-i nebevi şöyledir:

İman ehlinin, karşılıklı dostluk ve karşılıklı şefkati bir vücudun organları gibidir. Acaba bir vücudun parçalarından olan bir organ rahatsızlandığı zaman, diğer organlar rahat uyuyabilirler mi? O organ ne kadar acı çekerse çeksin (bize ne) diyebilir mi? Veya öteki organlar onunla beraber acı çeker mi?

Hz. Peygamber, diğer organların bu acı çeken organın acısını iki şekilde paylaştıklarını buyuruyor: Biri uykusuzluk diğeri de ateş (hararet)tir. Diğer organlar uyumuyor ve daima ateş içinde yanıyorlar. Örneğin bağırsakta bir rahatsızlık olsa veya böbrekte bir taş olsa, el de uyumuyor, baş da uyumuyor kalp de uyumuyor; beden asla istirahat etmiyor, çünkü bir organ acı çekmektedir. Ateş, bir organda ortaya çıkan bir rahatsızlığa karşı, bedenin tümünün bir tepkisidir.

Ancak Hz. Peygamber, Mü"minin misali, bir vücut gibi olmasıdır şeklinde buyurmakla vücudun bir ruh istediğine dikkat çekiyor. Bir vücudun bütün organlarının O olması sonra da biz olması için bir ruh lazımdır.

Acaba vücut ölmüşse siz bir organı kıtır kıtır doğrasanız, diğer organlar bunu hiç hisseder mi? Hayır. Çünkü vücutta ruh yoktur. Bütün mü"minleri bir yapan bu ruhtur. Çünkü bunlar o ruhta bir olmuşlar, biz olmuşlar ve birbirleriyle, dertleşmektedirler. İşte o ruh imandır; Aramızda ortaklaşa (ölçü ve dengeyi sağlayacak) bir kelimedir.

Çünkü mü"min iman sahibidir ve Aramızda ortaklaşa (ölçü ve dengeyi sağlayacak) bir kelime onlara hükmetmektedir. Onların benleri O olmuştur. Zaten gönüldaş ve derttaş olmuşlardır. Ama Ortak bir kelimesi olmayan insanlar böyle değildirler.

Hz. Peygamber (s.a.a), mü"minleri, bir ruhu paylaşanlar ve ortak bir kelimenin hükmü altında olanlar diye tanıtmıştır.

Sa"di, Ademoğlu birbirinin organıdır demekle hata etmiştir. Ademoğlu, Aramızda ortaklaşa (ölçü ve dengeyi sağlayacak) bir kelime olmadıkça asla bir vücudun organı olamazlar ve değildirler. Ademoğlunun birbirinin organı olduğu yalandır.

Acaba Amerikalılar ve Vietnamlılar, Ademoğulları mıdır? Yoksa değil midir? Eğer Vietnamlıların Ademoğlu olduğunu, Amerikalıların Ademoğlu olmadığını veya tam aksini söylersek doğru değildir. Hayır, her ikisi de Ademoğludur ama Ademoğlunun bir vücudun organı olduğu yalandır.

Ademoğlu ne zaman bir ruh ve bir ben onlara hükmederse, yâni onların benleri Oda son bulursa, bir imanda hallolursa, onlarda hiç ben kalmadıysa, o zaman birbirleriyle dertleşirler. O zaman:

Zamandan birine bir dert gelse

Diğer organların düzeni bozulur.

Demek ki bu ekolde insan-ı kamil konusunda yanlış bir hüküm vardır. Bütün değerler unutulmuş ve yalnız bir değer kalmıştır, o da biz olmaktır. Bu biz olmak doğru bir sözdür, yâni bir insanın beni bize dönüşmedikçe insan-ı kamil değildir, ama beni bize dönüşen bir insanın, insan-ı kamil olacağını sanırsanız yanılırsınız. Biz olmak insan-i kamil"in simasındaki hatlardan sadece biridir, onun simasının bütün çizgileri değildir.

Bir diğer hataları da benleri ortaya çıkaran şeyin özel mülkiyet olduğunu sanmaları ve özel mülkiyetin kaldırılarak ortak mülkiyetin getirilmesiyle bu sorunun çözüleceği vehmidir.

TİLKİ İLE DEVENİN HİKAYESİ

Birkaç yıl önce derginin birinde bir hikaye okumuştum. O hikayede bir deve ile bir tilki arkadaş oluyorlar ve tilki deveye, gel ortak bir hayat sürelim, yaşadığımız bu hayatın şahsiliklerini, özel mülkiyeti ortadan kaldıralım, bir birimizle dost, müttefik olalım ve hatta birbirimizi Yoldaş diye çağıralım. Ben sana Deve yoldaş diyeyim; sen de bana Tilki yoldaş de; ben aramızda söz konusu olmasın. Hatta ben hiçbir zaman benim çocuğum demeyeyim; Bizim çocuğumuz diyeyim ve sende kendi yavruna benim deve yavrum deme, bizim yavrumuzde.

Gel beni tamamiyle ortadan kaldırıp bize dönüştürelim. Ben bundan sonra senin palanına bizim palanımız sen de benim kuyruğuma bizim kuyruğumuz de, böylece aramızda benlik sözkonusu olmaz, dedi.

Zavallı deve buna inanmıştı. Birkaç gün ortak bir hayat sürdükten sonra bir olay meydana geldi. Tilki birkaç gün avlanamadı. Çok huzursuz ve sinirli olduğu bir gün ortak evlerine geldi, açlıktan midesi kazınıyordu, gözüne devenin yavrusu ilişti, onu bir köşeye sıkıştırıp parçalayarak karnını afiyetle doyurdu.

Eve dönen deve yavrusunu aradı, tilkiye sorunca, bilmiyorum haberim yok dedi. Deve, yavrusunun cesedini görünceye kadar aradı. Yorgun düşmüştü ve kim benim yavrumu bu hale getirdi diye başına vuruyordu.

Deve benim yavrum deyince, tilki hemen: sen hâlâ akıllanmamışsın benim yavrum diyorsun? Bizim yavrumuz de, dedi.

Ben bu şekilde bize dönüşecek olursa o zaman tilki ile devenin şekli ortaya çıkar.

Öyleyse bu mektep insan-ı kamil konusunda yeterli değildir. Bu mektepte yalnız bir değere -o da eksik bir şekilde- yönelinmiştir.

EGZİSTANSİYALİZM TEORİSİNİN ÖZETİ

Bu oturum sonunda başka bir mektepten kısaca bahsedeceğiz: Onun ayrıntılarını ise gelecek oturumda açıklayacağız.

Bugün pek revaç gören bir okuldur bu. İnsan-ı kamil için çizdiği resimden ve onların bahsettiği insani değerler bakımından sosyalizm okulunun karşısında olan bir okul olduğunu söyleyebiliriz.

Sosyalist okulda daha çok toplumsal yönlere önem verilmiştir. Sosyalizme göre insan, bütün insanlar arasında eşitlik, ortaklık ve birlik olduğu zaman, insan-ı kamildir. Bahsettikleri Ortak mülkiyet (yalandan) toplumsal istikametlere yönelmektedir.

Arz edeceğimiz gibi bu mektepte ne kişisel değerlere ne de toplumsal değerlere yönelinmiştir. Dikkat çekilen konular: Hür irade sorunu, hür düşünce sorunu, kişisel hakimiyet ve bağımsızlık sorunu bu okulun en çok önem verdiği şeylerdir. Bu okula göre insan-ı kamil, beni her türlü baskıdan uzak bulunan, hür olan, hiç bir gücün ona etki etmediği, mutlak bir hürriyet içinde hayat süren, iradesi hür olan insandır.

Bu mektepte gerçek insanlık için bir ölçü söylemek lazım gelirse, o da hürriyettir ve hürriyetin başlangıcının da bilgi olduğunu söylerler.

Onlara göre insan-ı kamil, yâni hür insandır, insan ne kadar hür olursa o kadar kamildir; ne kadar başka şeylerin etkisinde kalırsa, onun insanlığı o kadar azalır.

Hatta bu okula göre iman sahibi olmak, Allah inancı ve Allah"a kulluk, insanın insanlığını azaltır, kusurlu kılar. Çünkü iman, insanı Allah karşısında boyun eğmeye, Allah"a kul olmaya zorlar. Allah"a karşı kulluk, insanın hürriyetini ortadan kaldırır. İnsan-ı kamil her şeyden bağımsız olan bir insandır. Onun için dini bağlardan da kurtulmuş olmalıdır. Hafız şöyle söylüyor:

Bu mavi göğün altında bağlılık rengi taşıyan her şeyden hür olanın himmetinin kölesiyim ben.

Eğer bu masmavi göğün altında yaşayan birinin hiçbir şeye bağlılığı yoksa o kamildir.

Ay yanaklar yüzünden ortaya çıkan

Bütün gamlar onun sevgisiyle sevinç olur.

Veya başka bir yerde şöyle söylüyor:

Açıkça söylüyorum ve dediğim için sevinçliyim

Aşkın kölesiyim ve her iki dünyada azadım.

Egzistansiyalizm mektebi diyor ki: Hayır. Aşk kölesiyim demek yanlıştır, her iki cihandan azadım, aşktan da azadım ve hatta o ay yanaklara ilgili olan şeylerden de. İnsanlık, yâni hürriyet, hürriyeti ortaya çıkaran, gerektiren şey, insaniyet, yâni baş kaldırmak, her şeye karşı asi olmak ve hiçbir şeye teslim olmamak. İnşallah gelecek oturumda bu okuldan çokça bahsedeceğiz.

Vela havle vela kuvvete illa billah"il aliyyil azîm.

(Yüce ve ulu Allah"a dayanmayan hiçbir güç ve kuvvet yoktur)


Hz Ali’nin Tevazusu

Ali’nin (a.s) Elleri

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)