• Nombre de visites :
  • 1859
  • 25/4/2009
  • Date :

Risalet Zaruridir (1)

risalet

 İsa Polat  

  Geçen 9 bölümde Kur’an-ı Kerim’de İmamet konusu üzerinde durduk. Önce imam kelimesinin ne anlama geldiğini ayetler çerçevesinde ortaya koyduk.  Daha sonra İslam’dan önce ve fakat Kur’an’da sabit olan imamet olgusu üzerinde durduk ve Allah’la kulları arasında risalet ve imamet denilen bir ilişkinin bulunduğunu anladık.

  Diğer yandan bahsimizin ikinci bölümünde, İslam’dan sonra imamet konusunu ele alarak İslam ümmeti üzerinde yine Kur’an kaynaklı imameti ispat etmiş olduk. Bu ikinci bahis sonucunda da anladık ki; mutlaka Allah-u Teala ile kulları arasında bir münasebet kurulacaktır.

  Allah’ın kimi ayetlerinde ululemr, kimi ayetlerinde sadikun, kimi ayetlerinde veli, kimi ayetlerinde hadi şeklinde bildirdiği, hadislerin yardımıyla da Allah’ın salât ve selamı cümlesinin üzerine olsun On iki İmam’dan bahsetmiş olduk. Sünni kaynaklarda da mütevatiren sabit olduğu üzere bütün bu bahislerden şunu anlamış olduk ki, yeryüzü Allah’ın hüccetinden ari olmaz.

  Bu bahislerden sonra imamet ispat edildiğine göre. Bu bölümde şu anki imamın kim olduğu konusuna değineceğiz. Fakat içinde bulunduğumuz kültürel çevre açısından konunun işlenişinde biraz farklılığa gideceğim.

  Bu çerçevede şu anki imam kimdir? Şu anki imam hazırda; ama bizim muhatap olamadığımız bir konumda ise o hüccetin boşluğu nasıl doldurulacaktır’ Biz nasıl imamlı topluluk oluruz? Gibi hususları şimdilik bir kenara bırakıyoruz. Zira bunları işleyeceğimiz zaman içinden geldiğimiz kültür açısından yine bir takım problemler olacak. O problemleri önceden ortadan kaldırabilmek açısından bugünden itibaren inşallah Risalet müessesesi üzerinde duracağız. Resullerin keyfiyeti üzerinde duracağız.

risalet
Resuller ile İmamların ortak bir noktası var. O ortak nokta ikisinin de Allah’ın yeryüzündeki hücceti olmalarıdır.

Allah’ın, kullar ile ilişki kurmak için seçmiş olduğu aracı kişilerdir. Bu ortak özelliklerinden dolayı biz bu manada resullerin konumunu, resullerin keyfiyetini açıklamadan o keyfiyetlerde ortak olacak imamlardan bahsedersek biraz kopukluk olur. Bu kopukluğu yaşamamak için inşallah bugün Risalet konusuna biraz değineceğiz.

  Şimdi her zaman ve her mekânda ifade ettiğimiz bir gerçek var. ‘Ben Müslüman’ım’ diyen insanın, ‘Allah’tan gelen her şeyin altına ben imza atarım’ dediğini biliyoruz. Yani o konuda Müslüman olarak insan Allah ile sözleşme yapmış, Allah’ın kendisi için öngördüğü kendisine emrettiği her şeye ‘evet’ demiştir. Bu ‘evet’in çerçevesini insanlar kendi bulundukları kültürlere göre çerçevelendiriyorlar. Problemler de büyük ölçüde işte bu noktada ortaya çıkıyor.

  Halbuki o akdi, o sözleşmeyi hiç kimse, hiçbir kültür, hiçbir tarih kendi zaviyesinden çerçevelendiremez. Biri ile anlaşma yapıp o anlaşmanın altına imza koyduktan sonra kendinizce o anlaşmaya değişik çerçeveler geçirmeye çalışırsanız aranızda mutlaka problem çıkacaktır. Çünkü sonradan yaptığınız müdahaleyle anlaşmaya sadık kalmamış oldunuz.

  Bu anlaşma bütünsel bir anlaşmadır. Ben Müslüman’ım diyen insan diyor ki: ‘Varlık felsefesi açısından İslam ne demişse ben öyle inanıyorum. Gerek harici varlık dediğimiz, afaki varlık dediğimiz evren; gerekse enfüsi varlık dediğimiz biz, insanlık alemi, benim varoluşum konusunda İslam ne demişse ben öyle inanıyorum.’

  Öte yandan bu varoluşun içinin doldurulması da gerekiyor: Niye var olduk? Nasıl var olduk? Niye var edildik? Var ediliş maksadımız nedir? Bizden talep edilen bir şey var mı? Biz nereye gidiyoruz? Gibi konularda o altına imza attığımız sözleşmede her ne varsa onlara sadık kalmak zorundayız.


Peygamberlik ve sonuçları

Peygamberlere İman

PEYGAMBERLER VE SEMAVİ DİN

Masum Peygamber

Peygamberlik Müessesesi ve Din

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)