• Nombre de visites :
  • 1674
  • 12/4/2009
  • Date :

İnanıyorsanız Mutlaka Üstünsünüz!”  2

islam

Anlattığını yaşamayanların ahiretteki durumu

  Müslüman, İslam’a gölge düşürmekten ya da engel olmaktan çok korkar, ödü patlar. Çünkü bilir ki, İslam’ın güzelliğini yansıtmak ve insanların onu sevmesine sebep olmak ne kadar sevapsa; ürkütücü, korkutucu ve kaçırıcı olmak da o kadar günahtır.

  İnandığı ve hatta tavsiye ettiği güzelliği yaşamamak, tebliğ değil, büyük bir vebaldir. Efendimiz’in bu konudaki bir uyarısı, müthiştir. Buyurur ki:

“Kıyamet günü bir adam getirilip ateşe atılır. Karnındaki bağırsakları dışarı çıkar. Onları, eşeğin değirmen taşını dönderdiği gibi dönderir.

 Derken, Cehennem ahalisi etrafında toplanır ve ‘Ey filan! Sen dünyada iken, bize iyilikleri emredip, kötülükleri yasaklamıyor muydun?’ derler. O kişi de, ‘Evet, iyilikleri emrederdim ama kendim yapmazdım, kötülükleri yasaklardım ama kendim yapardım’ diye cevap verir.” (Müslim, Zühd, 51)

  Müslüman’ın görevi, İslam’ın güzelliklerini gösteren bir ayna olmaktır. Güzellik dini İslam’ın üzerini örten bir perde olmak ise müslümanın müthiş vebali, büyük cürmü… Bu suçun çokluğu yüzünden, bugün yeryüzünde, İslam’ın önündeki en büyük engel, ne yazık ki, müslümanlardır. Oysaki müslüman, inancının engeli olmaktan titrer;

“Benim bir yanlışım sebebiyle, bir kişi İslam’dan soğusa ve Allah’tan uzaklaşsa, bu vebal bana yeter de artar”

 diye düşünüp ürperir.

  Rabbimiz, sürekli kirlenen bir dünyada, müslümanlara sürekli bir temizlik görevi verir:

“İçinizden öyle bir topluluk bulunsun ki, onlar insanları hayra çağırsın, iyiliği tavsiye edip kötülükten sakındırsın. İşte onlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.” (Al-i İmran–104)

  İslam, fıtrat dinidir. Yaratılışa uygun olan her şey, İslam’dır; bu açıdan İslamlık, insanlıktır. İnsani olan her şey de, İslamidir. Bu hakikat, İslami tebliği kolaylaştıran en önemli husustur. Çünkü İslam’da insana zor, aykırı ve ters gelecek hiçbir şey yoktur.

  Bu gerçek de gösterir ki tebliğ, insana insanlığını ve yaratılış gayesini hatırlatmaktan başka bir şey değildir. Aslında her insan, bilerek ya da bilmeyerek Allah’ı arar. Tebliğ, bu arayışı fark ettirmektir. Zira bulanlar arayanlardır. Her arayan bulamasa da bulmak için aramak gerekir.

Önce tebliğ ortamı oluşturulmalı

  Bu yüzden, öncelikle, insanlar için bir tefekkür ortamı oluşturulmalı… Zira ancak ulvi konularda derin düşünenler, arayışa geçerler. Düşünebilmek içinse sakin, güvenli ve huzurlu ruh hallerine ihtiyaç vardır. Kargaşa, korku ve tedirginlik halleri, tebliğe uygun değildir. İşte bu gerçek, müslümanı güvenilir kılar, barışçı yapar. Zira ancak sakin ve huzurlu ortamlarda, insan doğru düşünebilir ve hakikati kolay bulabilir.

  Bu bilincin sahibi olan müslüman, bulanıklığı, kargaşayı, kavgayı hiç sevmez. Çünkü o, imanının gerçekliğine ve geçerliliğine tam inanır. O imanı bütünüyle ve şüphesiz benimser; eksiksizce yaşar. Bunu sadece kendisi için yapar. Tabii ki, bu güzelliğin bütün insanların da hakkı olduğunu bilir; paylaşmayı candan isterler. Bu yüzden de tebliği aşar, temsil makamına çıkarlar; inançlarını en üst düzeyde yaşayarak örnek olurlar.

  Tebliği tam anlayan mü’min, hiçbir şartta ümitsiz olmaz. Bilir ki, bütün mesele “Bir gönüle girmektir. ”

  Her gönül, yüz kapılı bir saraydır. Doksan dokuz kapısı kapalı olsa, insan olmak itibariyle mutlaka bir açık kapısı vardır.

müslüman

  O açık kapıyı bulup oradan girerek, bütün paslı sürmeleri arkalarından kolaylıkla açmak mümkündür. Böyle yapılmaz da kapalı kapılar, kaba kuvvetle zorlanırsa, asla açılamaz. Çok aşırı bir güç kullanılırsa, tabii ki kapılar kırılır. Ama kapısı kırılarak girilen ve işgal edilen kalpler fethedilemez. Orada ancak bir enkaz bulunur.

Zorla güzellik olmaz

  Hiçbir gönül işi, zorlamayı kaldırmaz. Yüceler Yücesi Rabbimiz, gönüle girme hususundaki başarısı sebebiyle Efendimiz’i över. Zira o, sevgisizlik simgesi olanları bile, manevi bataklıktan alıp yıldızlaştırmış ve âleme öğretmen yapmıştır.

  “Allah’tan bir rahmet eseridir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer sen, huysuz ve katı kalpli birisi olsaydın, muhakkak onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları affet. Allah da onları bağışlasın diye dua et ve işlerinde onlarla istişare et. İstişare ile karar verip azmettiğinde ise Allah’a güven ve O’na tevekkül et. Şüphesiz ki Allah, kendisine tevekkül edenleri sever. ” (Âl-i İmran, 159)

  İnsanı ürkütüp tedirgin etmek ve kaçırmak kolaydır. Ama gönülleri Allah adına kazanmak, bilgi, sevgi ve fedakârlık ister. Bu hususta, İsra Suresi’nin 53. ayeti dikkatimizi çeker:

“Kullarıma şunu söyle ki, en güzel sözü söylesinler; hiddet göstermeksizin, delilleri en güzel bir şekilde ortaya koysunlar. Çünkü Şeytan aralarını bozmaya çalışır. Şüphesiz ki Şeytan, insanın apaçık bir düşmanıdır. ”

  Rabbimiz, Hz. Musa ile kardeşi Hz. Harun’u peygamberi olarak, tebliğ maksadıyla Firavun’a gönderdi. Oysaki Firavun, tanrılık iddia edecek kadar azgınlaşmıştı. Buna rağmen, peygamberlerinden, Firavun’a karşı yumuşak ve tatlı bir üslupla konuşmalarını istedi. Böylece Firavun’un biraz öğüt alması yahut Allah’tan biraz korkup çekinmesi umuldu. Ancak Rabbimiz, Hz. Musa’ya, “Haydi, kardeşinle birlikte, ayetlerimle gidin” buyururken, şu ilginç tenbihatta bulunuyor: “Beni anmakta gevşeklik göstermeyin!”

  Bu ikazdan anlıyoruz ki, tebliğ için gidenler, inançlarından taviz vermemeli ve gidiş gayelerini asla unutmamalıdırlar.

Biz vazifemizi yapalım…

  Müslüman, sadece inancını yaşar. Onun planı programı bellidir. Kendisini sonuçlara göre ayarlamaz. O vazifesini yapar. Akif Dedemiz’in deyimiyle, “İnsan çalışmakla mükelleftir, başarmakla değil.” Çalışmasının neticesi ne olursa olsun, ortaya çıkana razıdır. “Olanda hayır vardır” der. Sonucu kendisinden bilmez. Çünkü hidayet Allah’tandır. Dolayısıyla, kendi eseri olmayan bir başarı için şımarmaz. Sadece, başarıyı nasip edene şükreder.   

Tebliğ, her müslümanın kendiliğinden işidir. Güneşin doğması, gülün kokması gibi…

  Birçok hidayet olayı, mü’minlerin İslam’ı yaşaması sonucu gerçekleşmiştir. Mesela İslam, Endonezya’ya, dürüst müslüman tüccarlar vasıtasıyla girmiştir. Günümüzde de küçük bir iyilik, basit bir yardım, hidayetlere davet olabiliyor.

  Müslüman işini yapar ve sonuca bakmaz. Çünkü sonuç almak, başarmak Allah’ın iradesindedir. Daha doğrusu, bazen başarısızlık başarıdır. Bazen yenilgi, galibiyettir. Kaybetmek kazanmaktır bazen de. Neyin gerçek kazanç olduğunu ancak Allah bilir. Bu sebeple mü’min, “Rabbim, Sen’den gelen başım gözüm üstüne” der ve her sonuca rıza gösterir. Çünkü bütün neticeleri O’ndan, Yüceler Yücesi’nden bilir.

  Efendimiz’den sahabeye, en zor zamanda en önemli zafer müjdeleri erişti. Hendek Savaşı’nda mesela, kayaya çarpan kazmanın çıkardığı kıvılcımlar, önce Kıbrıs’ın alınmasını, sonra da Kostantiniyye fethini aydınlattı.

Böylece anlaşıldı ki, Allah yolunda hizmet esas olunca, kuvvet azlığı önemli değildir. İnsan kalitesi, kulluk bilinciyle kıvamını bulmuşsa, sayıca, silahça zayıf olmak önemini kaybeder. Allah ile beraber olan, daima güçlüdür. Rabbimiz dost olursa, hiçbir düşmanın tesiri kalmaz.

“İnanıyorsanız, mutlaka üstünsünüz” buyuran, bizzat Rabbimizdir.

Bugün, İslam’a alternatif olabilecek bir din, felsefe ve dünya görüşü kalmamıştır.

  Müslüman, doğru İslamiyet’i, İslamiyet’e layık bir doğrulukla yaşadığında, dünya yeniden ve bir daha mutluluk çağını yakalayacaktır.

  Bu ümitle çalışacağız. Büyük bir mütefekkirimizin verdiği müjde, liyakatimizi bekliyor: “Şu istikbal inkılabı içinde, en yüksek gür seda, İslam’ın sedası olacaktır!” 

VEHBİ VAKKASOĞLU


İnanıyorsanız Mutlaka Üstünsünüz!” 1

Kulluk ve Ubudiyetin Etki ve Bereketleri

Bencil Dünyada Ahlakın Önemliliği

Müminler nasıl kardeş olur?

Allah’ı Hakkıyla Tanı!

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)