• Nombre de visites :
  • 2702
  • 15/2/2009
  • Date :

Allah'ı kalple görmek 1

allah

      Bu incelemede Allah"ı kalple görmenin anlamı konusunda Ehlibeyt İmamları"ndan gelen bazı rivayetlere yer vereceğiz.

       et-Tevhid ve el-Emalî adlı eserlerde verilen bilgiye göre İmam Rıza (a.s) bir konuşmasında şöyle dedi: "Allah birdir, ama bu birlik sayı anlamında değildir. O zahirdir, ama bu zahirlik dokunulabilir değildir. O tecelli eder, ama bu tecelliye görünme eşlik etmez. O batındır, ama bu batınlık kaybolma yolu ile değildir." [et-Tevhid, s.37, h: 2]

     Ben derim ki: Yüce Allah"ın sürekli olarak yaratıklarına tecelli ettiği görüşü İmam Ali ile onun soyundan gelen diğer imamların (hepsine selam olsun) sözlerinde sık sık tekrarlanmıştır. "Allah üçün üçüncüsüdür, diyenler kesinlikle kâfir olmuşlardır." (Mâide, 73) ayetinin arkasından İmam Ali"nin (a.s) tevhit konusundaki bazı seçme sözlerine yer vermiştik.

       et-Tevhid adlı eserde verilen bilgiye göre İmam Cafer Sadık (a.s) tevhit ile ilgili bir konuşmasında şöyle dedi: "Allah birdir, sameddir. Ezelîdir, samedîdir. O"nun kendisini tutan bir gölgesi yoktur. Bütün nesneleri gölgeleri ile birlikte tutan O"dur. O meçhulü bilir, her cahil tarafından bilinir. Ne O yaratıklarındadır ve ne yaratıkları O"ndadır." [et-Tevhid, s.57, h: 15]

      Ben derim ki: İmam"ın, "O, her cahil tarafından bilinir." sözünün anlamı şudur: Bütün yaratıklarda Allah"a ilişkin bilgi vardır, bu bilgi ne gaflete maruz kalır ve ne cahillik örtüsü altında kalır. Eğer bu bilgi akıl yolu ile elde edilmiş olsa, zihindeki taslağının silinmesi ile kaybolurdu. Eğer İmam, "O, her cahil tarafından bilinir." derken insanın her şeyin cahili olabileceğini, fakat Rabbinin cahili olamayacağını kastetti ise, bu yorumumuz doğrudur. Ama eğer İmam Allah"ın kendisini bilmeyen herkes tarafından aslında bilindiğini söylemek istemiş ise, bu bilginin akıl yürütme yolu ile elde edilen bilgiden başka bir bilgi olduğu daha açıktır.

       İmam"ın, "O"nun kendisini tutan bir gölgesi yoktur. Bütün nesneleri gölgeleri ile birlikte tutan O"dur." sözüne gelince; gölge sözcüğü, Ehlibeyt İmamları"nın sık sık kullandıkları bir terimdir. Bir şeyin gölgesinden maksat, o şeyin varlığının sınırıdır. Bundan dolayı bu kavram Allah"a izafe edilmez, ama diğer varlıklar hakkında sabit kabul edilir. İmam Muhammed Bâkır (a.s) bu kavramı zer âlemi ve insanların yaratılışı ile ilgili bir rivayetinde[1] şöyle açıklıyor:  "Yüce Allah yaratıklarının bir kesimini cennet balçığından ve öbür kesimini de cehennem balçığından yarattı, sonra onları gölgelere gönderdi." İmam"a, "Gölgeler nedir?" diye sordular. İmam bu soruya şu cevabı verdi: "Güneşteki gölgeni görmedin mi? O bir şeydir, ama aslında bir şey değildir." Buna göre nesnelerin varoluşlarına göre varoluş sınırları, varoluşlardan başkadır; ama aslında varoluşlardan başka da değildir. Çünkü nesneler, varoluş sınırları ile belirginlik kazanırlar. Eğer bu sınırlar olmasa, nesneler geçersiz olurdu." Bu terim, gölge içerikli ayetlerden alınmış olmalıdır.

      el-İrşad adlı eserde ve başka eserlerde verilen bilgiye göre İmam Ali (a.s) bir konuşmasında şöyle dedi: "Yüce Allah, herhangi bir nesneye gizli kalmayacak kadar veya herhangi bir şeyin kendisine gizli kalmayacağı derecede yücedir."

Yine İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu: "Gördüğüm her şeyden önce mutlaka Allah"ı gördüm."

Yine İmam Ali (a.s) şöyle buyurdu:"Ben görmediğim rabbe kulluk etmem."

Nehc"ül-Belâğa adlı eserde verilen bilgiye göre İmam Ali (a.s) şöyle dedi:"Gözler Allah"ı, gözlerin görmesi yolu ile görmediler. Fakat kalpler onu iman gerçekleri ile gördüler."

 

et-Tevhid adlı eserde verilen bilgiye göre Ebu Basir şöyle dedi: İmam Cafer Sadık"a (a.s) müminlerin Allah"ı kıyamet günü görüp göremeyeceklerini sordum. Bana, "Evet, onlar O"nu kıyamet gününden önce de gördüler." dedi. "Ne zaman?" diye sordum. "Allah"ın onlara, "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" diye sorduğunda, "Evet." dedikleri zaman." dedi. Bir an sustuktan sonra şöyle dedi: "Müminler O"nu kıyamet gününden önce dünyada da görürler. Sen O"nu şu anda görmüyor musun?"

"Bu sözlerini sana dayanarak başkalarına nakledeyim mi?" diye sordum. Bana şu karşılığı verdi: "Hayır, nakletme. Çünkü sen bu sözlerimi nakledersen, senin bu sözler neyi kastettiğini bilmeyen cahil biri buna karşı çıkar ve sonra bu görüşü küfürden ibaret bir benzetme sanır. Oysa kalple görmek, gözle görmek gibi değildir. Allah, benzet-me yapan ve küfre sapanların anlattıklarından münezzehtir." [s.117, h: 20, Tahran basımı]

Ben derim ki: Bu rivayetten anlaşılıyor ki, burada kastedilen görme, somut gözle görme olmadığı gibi, delil aracılığı ile elde edilen kalbî bir inanç da değildir ve yüce Allah hakkında görme kelimesinin çok kullanılmamasının, bu kullanımın yaygınlaşmasından kaçınılmasının sebebi, bu kelimenin sıradan halkın zihninde yüce Allah hakkında mümkün olmayan somut görme çağrışımı yapmasıdır. Yoksa gerçek anlamı ile görmek Allah hakkında geçerlidir. Çünkü gerçek anlamı, delile dayalı akıl yürütme yoluna başvurmaksızın bir şeyi ilmî gözlemle kavramak demektir. Hatta Allah"ın düşünce yolu ile bilinebileceğine karşı çıkan bazı rivayetler vardır ki, bunların birkaçına ileride yer vereceğiz.

----------------------

[1]- Bu hadisi Merhum Kuleynî Usul-i Kâfi adlı eserinde kendi rivayet zinciriyle Abdullah b. Muhammed el-Hanefî"ye dayandırarak İmam Muhammed Bâkır"dan (a.s) nakletmiştir. İnşaallah buna, "Fakat daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi." (Yunûs, 74) ayetinin tefsirinde değineceğiz. (Müellif)

 

DEVAMI...

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)