• Nombre de visites :
  • 3133
  • 26/1/2009
  • Date :

Bir Batılı Gözüyle İmam Humeyni ve İslam İnkılabı  1

imam humeyni

    

  I

      İran Devrimi konusunda taa başından beri Batı, özellikle Birleşik Amerika körü körüne siyasi bir önyargıyla hareket etmektedir. Devrim"in ilk belirtilerine hemen hiç dikkat edilmedi. 1978 İlkbaharından önce Tebriz"de, daha sonra Kum"da halkın galeyana gelmesi, Şah"ın tarım reformlarına karşı olan «gerici» mollaların bir tertibi olarak nitelendirildi. Milyonlarca İranlının eşi görülmez gösterileri, devlet daireleri, fabrikalar, okullar, üniversiteler ve petrol alanlarındaki büyük grevler devleti felce uğratması ve en nihayet Şah"ın rezil olarak ülkeyi terk etmesi de İran halkının dini taassubuna (fanatizm) bağlandı. Batıya göre bu olayların başka izahı olamazdı. Kitleler, bütün hayatını ülkesini modernleştirmeye adamış olan bir lidere kafa tutan «gerici» ihtiyar bir din adamının peşine nasıl takılabilirdi.

        Modernleşmenin mutlaka gelişme ve refah anlamına gelmediği, ve Batıda — ki batıda kısa bir müddette maddî kâr elde etmek en büyük ölçüdür— herkesin genel olarak anladığı ekonomik kalkınma mefhumunun gelişmekte olan ülkelerin ihtiyaç ve menfaatlarıyla her zaman bağdaşmadığına dikkati çekenlerin sayısı ise çok azdı. Yine iradelerini münakaşa edilmez şekilde ortaya koyan bütün bir millete «fanatik» etiketinin yapıştırılın asının ne kadar sakıncalı olduğunu belirtenlerin sayısı daha da azdı. Halbuki İran tarihi ve İran halkının psikolojisini azıcık bilenler İranlıların dini inançları sağlam olmasına rağmen aşırı dindar olmadıklarını ve bölgenin en müsamahakâr insanları olduğuna kanaat getirirlerdi. Etnik grup ve dini cemaatlar bakımından tam bir mozaike benzeyen İran"da yine de geçen iki yüzyılda çok küçük çapta da olsa dini çatışmalar zaman zaman başgöstermiştir.

       Durum böyle iken İran devriminin tek itici gücünün İslam (olduğu nasıl söylenebilir? Ama bu soruyu sormak, geçmişte çeşitli yerlerde ve devrelerde bir takım dinlerin bazı siyasi hareketlere ideolojik boyut sağladığı ve hatta bazı devletlerin temelini teşkil ettiğini unutmak anlamına gelir. İtalyan rahibi Girolamo Savonarola (1452 -1498) Floransa"da hem teokratik hem demokratik rejimini kurmadan önce Fransız istilâcılarına karşı ayaklanmıştı. Reform Hareketinin öncülüğünü yapmış olan Jean Calvin (1509 -1564) Cenevre"de başında bulunduğu teokratik Cumhuriyetinde dini ve siyasi muhaliflerini diri diri yakmıştı. Ne var ki onun getirdiği yeni ahlâk kuralları, yani emeğin kutsallığı ve faizli borçların haklılığı gibi kavramlar, kapitalizmin ge. üşmesi, demokrasinin benimsenmesi ve Batının kültür değerlerinin yayılmasına da katkıda bulunmuşlardı. Oliver Cııomtoell (1599-1658) ve Püritenler, «Orta Sınıf Cumhuriyeti»ni kurmak amacıyla İngiliz Kraliyetini dize getirmişlerdi. Bu üç din ve devlet adamı, Batı"da tarihin çeşitli dönemlerinde dinin nasıl bir devrimci rol oynadığını gösteriyorlar. Bu insanlar tarih kitaplarımızda en yüksek mevkiye sahip kimseler olmasına rağmen çağdaşları tarafından zalim, mezhepçi ve fanatik olarak suçlanmışlardı.

         İşin tuhafı, Batılılar ve özellikle Avrupalılar, İmam Humeyni"nin hareketini değerlendirirken bunu Fransız Devrimi ile mukayese etmeye kalkışmışlardır. Bu mukayeseyi genellikle İran Devriminin, Fransız Devriminin kötü bir kopyası olduğuna inananlar yapmışlardır. Eşraf ve XVI. Louis ile ittifak halinde olan Fransız din adamları ve ruhban sınıfı reform ve gelişme isteklerine karşı çıkmamışlar mıydı? Ve, buna karşılık, din adamları tarafından yönetilen ve gerçekleştirilen İran Devrimi reform talebiyle başlatılmamış mıydı? Şurası bir gerçek ki genellikle Katolik Klişesine hiçbir zaman kurtarıcı bir güç olarak bakılmamış ve toplumlarımızda laiklik fikri demokrasiden ayırdedilmemiştir.

Her ne olursa olsun, İran devrimi ile bir paralellik ve benzerlik haklı olarak kurulabilir. Ancak İran Devriminin, başka devrimlere benzemediği de bir gerçektir. Zannedersem, İran Devrimiyle ilgili günlük gelişmelerin değerlendirilmesindeki güçlükler yukarıdaki durumdan ileri geliyor.

     

  II

       Şiî ulemanın ayaklanmasının sebeplerini Şiîlik tarihi ve ideolojisinde aramak gerekir. Dokuzuncu asırda 12 inci imamın ortadan kayıbolmasından bu yana Şiîler nezdinde hiçbir dünyevi güç ve makam yüksek ve muteber sayılmamıştır. Şiî inancına göre Büyük Sırrın (12. imamın kayboluşuna verilen isim) çözülüşüne ve İmam"ın dünyaya dönüşüne kadar müslüman toplulukta adalet sağlanmayacaktır. Bu tarife göre, her hükümdar ve yönetici ile iktidar partisi gâsıp sayılacaktır. Çünkü sadece iktidar sahibi olmak itibarıyla sözkonusu yönetici ve parti ilahi iradeyi kullanma hakkına sahip olan yegâne kişi 12. îmam"ın yerini gasbetmiş oluyor. Dolayısıyla Şii ulema gayet doğal olarak İran"a hakim olan çeşitli hanedanın selahiyeti ve icraatına zaman zaman karşı çıkmış özellikle İslamiyeti «bozacak» yabancı tesirlere ülkenin açık bırakılması ve müslüman kültür ve geleneğine ters düşen örf ve adetlerin benimsenmesiyle ilgili otoriter hükümetin her icraatını şiddetle reddetmiştir.

       Böylece, 19. yüzyılının başına kadar Şiîlik emperyalizme karşı çıkan ilk güçler arasında yer almıştır. Nitekim 1826"da Şiî ulema Rusya"ya karşı cihad çağrısında bulundular. Üç sene sonra da St. Pe tersburg"dan gelen bir heyetin üyelerini öldürttüler. Aynı ulema 1872"de Baron Julius de Reuter"e maden, orman, demiryolları, banka, gümrük ve telgraf irtibatı hakkında tanınan imtiyazlar ve geniş yetkiler"in ortadan kaldırılmasına sebep oldular. Din adamlarının 1891"de tütünün tüketiminin yasaklanmasıyla ilgili kampanyaları halk kitlesi tarafından da benimsenince bir evvelki sene Talbot adında bir yabancıya tütün konusunda tanınan tekel haklanna son verildi. Şiî alimlerin bir bölümü, anayasal bir rejimin kurulması maksadıyla 1906"da yapılan darbeye de faal olarak katıldılar. Bunu, o zaman bile — Batının anladığı şekildeki — demokrasi adına değil Avrupa"nın tesirlerine açık olan Krallığı daha iyi kontrol edebilmek için yaptılar. Aynı şekilde 1951" de o zamanki Başbakan Muhammed Mussadık"ın ingiliz - İran Petrpl Şirketinin İran"daki bütün varlığını devletleştirdiği zaman ulemanın önemli bir bölümü Ayetullah Kaşâni"nin önderliğinde ona destek oldular.

       Militan ulema"nın başlıca üç hedefi yabancı tasallut, istibdat (mutlak idare) ve adaletsizlik"in hepsi Muhammed Rıza Pehlevi"nin iktidan döneminde İran halkının en çok şikâyet ettiği şeylerdi. Şah"-ın getirdiği tarım reformundan sadece küçük bir azınlık yararlandı. Bu azınlığa dağıtılan topraklar da daha sonra büyük çapta sanayileşmiş ziraate yönelik olan büyük firma ve şirketlerin eline geçti. Birleşik Amerika"dan büyük miktarda tarım ürünleri, özellikle buğdayın ithal edilmesi ve ayrıca dengesiz ve yetersiz gümrük tarifeleri sadece sayısız çiftçilerin mahvolmasına değil aynı zamanda tarım kesiminde işsizliğin büyümesine ve nüfusun şehirlere kaymasına yolaçtı.

        Şah"ın modernleşme programı özlü kalkınmadan daha çok imtiyazlı sınıf için bir tüketim toplumunun yaratılmasına yardımcı oldu. Bu program Kraliyet ailesi, Saray mensupları, özel teşebbüsler (ki bunların hepsi dev Batılı firmaların mümessilleriydiler) güçlü tüccarlar, yedek parça ithalatçıları, tüketim mallarını satanlar, komisyoncular ve spekülasyon yapanlan bir çırpıda zengin ediverdi ve 19. asrın kapitalizmine mahsus bolluk ve sınırsız paralar içinde yüzmelerine zemin hazırladı. Diğer teraf-tan en çok eziyet çeken ve mağdur olanlar arasında asker, işçi (gerçi ücretleri nisbeten iyi idi), hızla büyümekte olan orta sınıf ve çok hızlı seyredenenflasyon altında ezilmekte olan yevmiyeli işçiler yer alıyordu. (Monarşi"nin devrilmesinden önceki iki yıl içinde enflasyon hızı % 50"nin üzerinde idi).

       1976"da İran"ı etkisi altına alan ekpnomik gerileme rejimin desteğini azalttı. Petrpl satışlarındaki azalma ve ithal mallarının maliyetinin yükselmesi Şah"ın kalkınma için tahsis ettiği kredileri kısmasını gerekli kıldı. Bu üst üste meydana gelen olumsuz gelişmeler halkın 1973 - 74 döneminde büyük petrol satışı nedeniyle yükselen morelleri bozdu. Bununla beraber getirilen kemer sıkma politikası da halkı fazlasıyla tedirgin etti. Zira, aynı zamanda Şah milyarlarca dolarlık gereksiz askeri araç gereci Birleşik Amerika ve bazı diğer ülkelerden toplamaya devam ediyordu.

      Orta sınıf, rejimin tek taraflı ve keyfî icraatiyle tehdit altında bulunan maddî güven ve siyasi istikrarın tekrar tesis edilmesi içinanayasal bir sisteme gidilmesini istiyordu. Halk kitlesi ise gizli polis teşkilatı SAVAK"ın işlediği korkunç cinayet ve işkencelere son verilmesini istiyordu. Muhammed Rıza Şah"ın 37 yıllık iktidar döneminde yarım milyondan fazla İranlının geçici olarak ya da uzun süre için tutuklandığı bilinen bir gerçektir. Binlerce muhalif veya şüpheli kişi özel mahkemelerde yargılanmış, binlerde kişi de yakalanarak derhal öldürülmüş ya da işkence sonunda hayatlannı kaybetmişlerdi.

       İranlıların çoğu kendilerine zulüm eden rejim ile 1953"te Muhammed Rıza Pehlevi"yi İran tahtına yeniden geçirmek suretiyle bu baskı rejimini kendilerine musallat eden ve askeri ile kplluk kuvvetlerinin yanısıra siyasi ve ekonomik yardım sağlayarak ayakta tutan Birleşik Amerika"yı aynı potaya koymakta güçlük çekmediler. CİA (Merkezi Haber Alma Örgütü) SAVAK ile yakın işbirliği içinde iken Pentagon (Milli Savunma Bakanlığı ile Genelkurmay Başkanlığının müşterek adı) da Kraliyet Ordusunu silahlarla donatıyor ve eğitiyordu. CİA aynı zamanda İran Ordusuna gereken bilgi ve öğütleri de veriyordu. Amerikan firmaları gereksiz silah, araç gereç, sanayi ürünleri ve tüketim mallarına karşılık İran"dan petrodolarlan alabildiğine çekiyordu. Pekçok İranlıların kanaatine göre bu anlamsız «satış» ların maksadı İran"ı soyup soğana çevirmekten başka bir şey değildi.

 


Devamı...

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)