• Nombre de visites :
  • 3236
  • 24/1/2009
  • Date :

Allah'a Yakınlık

allah c.c.
“Kâfirler için olan, bu (azabı) geri çevirecek kimse yoktur. (Bu azap) Yüce makam sahibi olan Allah tandır.”

      Bu azab Allah'tan olduğu için, hiç bir güç onu önleyemez.  Anlamı şudur: "Bu azab Allah nezdindendir ki, def olunamaz. Eğer defedecek birisi var ise, O'da Allah’tır.

       Allah da bunu defetmeyecektir. Zira söz konusu azab, ilahi sünnetlerdendir. İlahi Kaza'dır. Bundan dönüş yoktur. Burada Allah-u Teâlâ, kendisi hakkında çok anlamlı bir kelime getirmiştir:

       "(Bu azab) Yüce makam sahibi Allah'tandır" Mearic, "uruç" kelimesindendir. Uruc ise "yukarı gitmek ve yücelmek mahalli" anlamındadır. Allah, kısanların yukarı çıkması ve yücelmesi için bir kısım makamlara, derecelere ve basamaklara sahiptir. Bu mana Kuranı Kerim in birçok ayetlerinde gelmiştir, örneğin:

"Allah katında onlar derece derecedir. Allah yapmakta olduklarını görendir."(Al-i İmran:163)

"Allah sizden iman etmekte olanları ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin."(Mücadele Suresi: 11)

       Dikkat ediniz ki biz, bu kelimeyi çok ağzımıza alıyoruz veya kalpten niyet ediyoruz, örneğin, "bu namazı kılıyorum 'kurbeten ilallah" diye söylüyoruz. Yani, "Allah'a yaklaşmak ve ona takerrübde bulunmak için."

      İnsanlar, örf ve güncel hayatlarında yararlandıkları mana ve anlamları, yanlışlıkla Allah hakkında da kullanabilir ve bu mana ve mefhumların Allah’la ilgili olarak doğru olduğunu sanabilirler. Hâlbuki Allah hakkında hakikattir, itibari ve arazi değildir.

       Örneğin biz şöyle diyoruz, "Falan şahıs filan makama çok yakındır." Bu sözdeki maksadımız, acaba o şahsın o makama "mekân" yönünden yakınlığı mıdır? Mekan yönünden mi herkesten daha yakındır?.. Eğer öyle olacak olsaydı, o makamın hademesi o makama herkesten daha yakın olurdu. Oysaki mekân itibariyle o ma­kamdan kilometrelerce uzakta olan birisinin, o makama daha yakın olması mümkündür.

     Burada söz konusu "yakınlık" tan maksat, o şahsin daha fazla (mevrudi inayet) öncelik hakkına sahip oluşudur. Örneğin. "Hz. Peygamber (s.a.a.) Allah'a diğer in­sanlardan daha yakındır" diye söylenildiğinde, Allah'ın ona lütuf ve ihsanının daha fazla olduğu kast edilmektedir. Öyle zannediyorlar ki Allah'a yakınlık ve uzaklık o anlamdadır.

Sadece insanlar değil, melekler dahi böyledir. Hiç bir melek mekân yönünden diğer melekten daha yakın değildir. (Yakınlık lütuf ve inayetten ibarettir). Oysaki mana âleminde, gerçekten yakınlık dereceleri vardır. Durum sadece bununla sınırlı olmayıp, âlem-i melekût ve âlem-i gayb, gerçekte rütbe ve dereceleri ihtiva etmektedir. Ne sadece inayet ve lütuf azlığı ve çokluğu söz konusudur'. Gerçekte insan ibadetinin eseri ile Allah'a taraf yüceliyor. Her derece yakınlaştıkça, vücudu daha çok hak oluyor, hangi yöne vücudu daha hak olur ise, daha çok o yöne değişim gösteriyor. Vaziyeti, şekli, maneviyatı ve her şeyi değişiyor. Hatta biz amelimizle var olu­yoruz.

"Hoş kelimeler ancak O'na yükselir, kabul olunur. Salih ameli de hoş kelimeler yükseltir." ( Fatır Suresi: 10)

        Teyyib" sözünden maksat "pak itikattır." Demek ki "teyyib söz" O'na (Allah'a) doğru yukarı gidiyor. Ve "pak itikadı" yukarı götüren de "salih amel"dir. Veya "salih ameli" yukarı götüren "tayyip söz"dür. Böylece salih amel yukarı gidiyor. Âlem-i gayb'da da bu hissedilebilen gerçekler (oluşumlar) dışında, bir kısım oluşumlar (vakiiyyetler) vardır. İşte Kur'an-ı Kerim'deki "e'ela iliiyyin) ve (esfele safilin) (yani yukarıların yukarısı ve aşağıların aşağısı) gibi sözler de bu vakalara işarettir.

      Kur'an, şöyle buyuruyor:

     "O Allah ki kendi katında makamları ve dereceleri vardır." Melekler, Hayvanlar, Mevcudat, İnsanlar, her kes ve her şey, hususi bir makamda yerlerini almışlardır. Şia ve Sünnilerin kabul ettikleri ve güvenilir kitapların yazdığı, ayrıca güvenilir kitabımız Usul-ü Kâfi’de de kaydedilen, bir dünya kadar da geniş manası olan bir Hadis-i Kutsi vardır. İmam o hadisi şöyle naklediyor:

       “Allah’ın kulları daima nafilelerin vasıtasıyla O’na doğru yücelirler”

        Bu hadiste "Bihin nevafil" (Nafileler ile) buyurmuş, "Bihil feraiz" (Farzlar ile) buyurmamıştır.

       "Benim kulum daima ve sürekli olarak nafileler(l) vasıtasıyla bana yakın olup yaklaşırlar. Hatta öyle bir merhaleye yetişiyorlar ki benim muhabbetime mazhar oluyorlar."

        Elbette bu sözden maksat, "diğer kulların Allah'ın muhabbetinden uzak kaldıkları" anlamında değildir. Yüce Allah şöyle buyurmak istiyor, "Bizim bir kısım Rahmet ve Rahmaniyetimiz vardır ki, tüm insanların halini ihtiva eder. Bir kısım Rahmet ve Rahmaniyetimiz de vardır ki, hususi kullarımızın haline şamil olur."

       Rahmet ve Rahmaniyetten kasıt, insanın belirli bir merhaleye ulaşmasıdır. (Farz ediniz ki örneğin bir insan bir merkeze ulaşmak istiyor). Müşahhas hududa ulaşmadığı müddetçe, kendi ayakları ile ileri gitme mecburiyetindedir. O müşahhas hududa varınca da merkezin kendi cazibesi onu kendine cezp ediyor (çekiyor). (Yani) öyle bir merhaleye ulaşıyor ki, Allah'ın muhabbeti onu cezp ediyor, onu kapsıyor ve ilahi muhabbet eli onu kendine doğru çekiyor. (Hatta uhubbehu) -ki onu ben dost ediniyorum artık- (fe iza ehbebtuhu) -onu ben dost edinince onun benliğinden ve hüviyetinden bir şey kalmıyor. Onun her şeyi ben oluyorum. (Fe iza ehbebtuhu kuntu sem'uhullezi yesmeu bihi, ve beşeruhullezi yebsuru ve yedihillezi...) işiten kulağı ben oluyorum. Onun tutan eli ben oluyorum. Bu tertiple o, her şeyden vazgeçiyor ve her şeyi terk ediyor, onun için artık bir şey kendine kalmıyor.

       Maksadım şudur ki, sözünü ettiğimiz dereceler, yücelikler ve mertebeler işte bunlardır. O mertebeler ki insan ona doğru yüceliyor, her ne kadar gitse bile, nihayeti yoktur. İla nihayet gitse, ebedi olarak gitse dahi, bir merhaleye varıp ta orada bitecek gibi bir cinsten değildir. Zarfiyeti büyüktür, kendisi de sonsuzdur...


Allah’ı Hakkıyla Tanı!

Ey teslimiyet, senin adın İslam’dır.

Takvanın Hakikati

Allah'ı Çok Anın!

Gerçek Zühd

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)