• Nombre de visites :
  • 2513
  • 25/11/2008
  • Date :

Biz sana Kevser’i verdik   1

hz. fat?ma zehra

 

Allah-u Tealâ şöyle buyuruyor:

“Rahman, Rahîm Allah’ın adıyla. (Ey Habibim!) Biz sana Kevser’i verdik. Şu hâlde Rabbin için namaz kıl ve (tekbir alırken) ellerini boğazına kadar kaldır. Şüphesiz asıl soyu kesik olan, sana kin duyandır.”

       Kur’an-ı Kerim, açık ve anlaşılır bir kitap olarak beşerin istifadesine sunulmuştur ki onun ayetleri üzerinde dikkatle düşünsünler, ondan azami derecede faydalansınlar. Kur’an üzerinde ne kadar dikkatlice düşünür ve onu derin bir şekilde mütalâa edersek, yeni yeni bilgilere ulaşırız ve yüzümüze yepyeni kapılar açılır. Burada Hz. Fatıma-ı Zehra’nın bereketli doğum günü münasebetiyle mübarek Kevser suresini ele alıp, Kur’an üzerinde tefekkür ederek nasıl yeni bilgilere ulaşıldığının bir örneğini sunacağız.

       Bu mübarek sure hakkında çok söz söylenmiştir, ama bizim çabamız, bu surenin tefsirinde yeni bir mesaj sunabilmektir.

       Asıl bahsimize girmeden önce giriş olarak bir konuya değinmek istiyoruz: Kur’an-ı Kerim’in 114 suresi içerisinde en küçük ve en kısa sure, Kevser suresidir. Çünkü üç ayetten fazla değildir. Kur’anı kerimde üç ayetli olan sureler Asr suresi, Nasr suresi ve Kevser suresidir ve bunlar içerisinde en kısa olanı, Kevser suresidir. Nasr suresi 19 kelimeden, Asr suresi ise 14 kelimeden oluşur, oysa Kevser suresi 10 kelimeden meydana gelmiştir. Harf hesabıyla da Nasr suresi 77 harf, Asr suresi 68 harf ve Kevser suresi 42 harften müteşekkildir.

       Değinmek istediğimiz konu şudur: Bu sure, bu kadar kısa olmasına rağmen Kur’an-ı Kerim’in bütün ayetleri için geçerli olan genel mucizevî yönünün yanında birkaç ayrı mucizevî yöne de sahiptir ki, bahsimizin arasında onlara işaret edeceğiz.

       Şimdi asıl bahsimize geçelim: Bu sure, Hz. Fatıma ile ilgilidir. Allah-u Tealâ, Peygamberine şöyle hitap ediyor: “Biz sana Kevser’i verdik.” Yani Zehra’yı verdik.

       Acaba Hz. Fatıma-ı Zehra’nın adı Kevser midir ki bu sure bu şekilde tefsir ve tercüme ediliyor? Hz. Fatıma’nın isimlerine baktığımızda o isimlerin içinde “Kevser”in zikredilmediğini görüyoruz. Bu yüzden Hz. Fatıma-ı Zehra’nın ismi Kevser olmadığı için bu ayet-i kerimenin anlamı, “Biz sana Zehra’yı verdik.” şeklinde anlaşılmamalıdır.

      Aynı şekilde bu mübarek sureyle ilgili hadislere baktığımızda bu ayet-i kerimede Kevser’in Hz. Fatıma-ı Zehra olduğuna dair bir hadis bulunmamaktadır.

       Öyleyse Kevser’in Hz. Fatıma-ı Zehra’nın isimlerinden biri olmadığına ve Hz. Fatıma’nın Kevser olduğuna dair bir hadis bulunmadığına göre, bazı âlimler ve müfessirler, bundan maksadın Hz. Fatıma-ı Zehra olduğunu nasıl söylemişlerdir?

      Cevap şudur: Değerli âlimler ve müfessirlerimiz, bu sure üzerinde derin bir teemmül ve tefekkürle, maksadın Hz. Fatıma-ı Zehra olduğu sonucuna varmışlardır.

      Biz, “Kevser” kelimesinin lügat manasının daha iyi aydınlanabilmesi için yaklaşık on tane lügat kitabı ve edebî yönü ağırlıklı olan tefsire müracaat ettik.

        Lisan’ül-Arap adlı sözlükte, “Çok olan her şeye ‘Kevser’ denir.” diye geçmektedir.

       Mishab-ı Feyyumî’de şöyle geçer: “Kevser, sayıca çok olan demektir.”

        Zemahşerî, Esas’ul-Belâğa adlı eserinde şöyle der: “Kevser, sayısı çok olan şey demektir.”

       Şey Tusî, et-Tibyan adlı tefsirinde şöyle der: “Kevser, tabiatında çokluk olan şey demektir.”

        Merhum Şeyh Tabersî, Mecma’ul-Beyan adlı tefsirinde, “Kevser, tabiatında çokluk olan şey demektir.” der. Yani, Şeyh Tusî’nin aynı ibaresini kullanır.

        Zemahşerî, el-Keşşaf adlı tefsirinde Kevser’i, çokluğu aşırı derecede olan şey şeklinde açıklar.

        Ebu’s-Suud Tefsiri’nde şöyle denir:“Kevser, aşırı derecede çok olan şey demektir.”

       Bu ibareleri yan yana koyduğumuzda şu neticeye varıyoruz: Kevser, yani oldukça çok olan şey.

      Öyleyse ayeti lügat manasına göre tercüme edersek, demeliyiz ki: Allah-u Tealâ, Peygamberine şöyle buyuruyor: “Biz sana oldukça çok bir şey verdik.”

        Kevser, lügatte oldukça çok bir şey manasına geldiğinden müfessirlerimiz demişlerdir ki: Allah-u Tealâ, Peygamberine oldukça çok bir şey verdiğini açıkladığına ve bunu ona verilen büyük bir nimet olarak zikrettiğine göre, o şey kesinlikle şer değildir. Çünkü Allah-u Tealâ’nın, aziz Peygamberine, biz sana oldukça çok bir şey verdik buyurup da bundan şerri kastettiği düşünülemez.

       Bu yüzden tefsir kitaplarında “Kevser”in, “hayr-ı kesir=çok hayır” veya “bütün hayırlar” ya da “dünya ve ahiret hayrı” anlamına geldiği söylenmiştir.

       Öyleyse lügat kitapları ve Kur’an’ın edebî yönüne ağırlık veren eski tefsirlere başvurduğumuzda karşımıza şöyle bir anlam çıkıyor: Allah-u Tealâ, Peygamberine buyuruyor ki: “Biz sana hayr-ı kesir verdik, biz sana dünya ve ahiret hayrı verdik, biz sana bütün hayırları verdik.”

       Daha sonra tefsir kitaplarında, Resulullah’a verilen bu hayr-ı kesirin, dünya ve ahiret hayrının ve bütün hayırların ne olduğu söz konusu olmuştur.

       Bazıları, “Maksat, Kur’andır.” demişler, “Çünkü Kur’an, hayır ve bereketin kaynağıdır, Kur’an’da dünya ve ahiret hayrı vardır ve Kur’an bütün hayırları kapsamaktadır.”

       Bazı müfessirler,“Maksat, nübüvvettir. Çünkü nübüvvet, dünya ve ahiret hayrıdır. Nübüvvet, hayrın tamamıdır. Nübüvvet, hayr-ı kesirdir.” demişlerdir.

        Bazı tefsirlerde, hayr-ı kesir (çok hayır) olan Kevser’in ne olduğu hususunda yirmi altıya yakın farklı görüş nakledilmiştir.

       Bazıları,“Maksat, Müslümanların çokluğudur.” demişlerdir.

       Bazıları, “Maksat, şefaattir.” demişlerdir.

       Bazı hadislerde, “Kevser, cennette bir nehirdir.” denmiştir.

      Ancak biz, bazı karinelerden yola çıkarak bu mübarek surede Kevser’den maksadın ya özellikle Hz. Fatıma-ı Zehra ya da Hz. Fatıma-ı Zehra’yı da kapsayan bir mana olduğunu düşünüyoruz.

       Öyleyse bazı müfessirlerin söyledikleri gibi bu ayet-i kerimede Kevser’den maksat, Kur’an veya nübüvvet değildir. Bilakis maksat, Hz. Fatıma-ı Zehra’dır. Bir kere daha tekrar edelim ki biz, Kevser’in, Hz. Fatıma’nın ismi olduğunu veya hadislerde bu şekilde tefsir edildiğini söylemiyoruz. Biz diyoruz ki: Bazı büyük âlimler, bu surenin ayetleri üzerinde tedebbür edip iç ve dış karineleri göz önünde bulundurarak şu neticeye varmışlardır ki Kevser’den maksat, Hz. Fatıma-ı Zehra ya da Hz. Fatıma-ı Zehra’yı da kapsayan bir manadır.

        Şöyle ki: Hicrî sekizinci yüzyılda yazılmış çok değerli tefsirlerden olan Tefsir-i Nişaburî’de şöyle deniyor:

“İbn-i Abbas, Mukatil ve Kelbî gibi bütün müfessirler şöyle demişlerdir: As b. Vail ve Kureyş’in ileri gelenlerinden bir kısmı diyorlardı ki: ‘Muhammed ebterdir, soyu kesiktir. Ölümünden sonra yerine geçecek bir oğlu yoktur. O öldükten sonra ismi zikri unutulacaktır ve biz böylece ondan kurtulmuş olacağız.’ Onlar bu sözü söylediklerinde Peygamber’in Hatice’den olan oğlu Abdullah ölmüştü. Bu sözler üzerine Allah-u Tealâ, bu sureyi indirerek onlara, Muhammed’in (s.a.a) soyunun kıyamete kadar devam edeceğini ve İslâm dinin sürekli yükseliş ve artışta, küfrün ise sürekli yenilgi ve çöküşte olacağını bildirdi.”

       Bu olay öncesinde Allah Resulü’nün Kasım ve Abdullah isimlerinde iki oğlu vardı. (Bu iki çocuk başka isimlerle de çağrılıyorlardı. Dolayısıyla da eğer başka isimler duyarsanız, bunların farklı kişiler olduklarını zannetmeyin. Daha sonra Allah-u Tealâ ona İbrahim adında bir oğul daha verdi. Allah Resulü’nün çocukları için duyduğumuz çeşitli isimler, bu üç oğluna aittir.) Biset ve risaletin başlangıcında Allah Resulü’nün Kasım ve Abdullah isimli bu iki oğlu vefat etti. As b. Vail adında bir şahıs Peygamber’le karşılaştı ve biraz onunla sohbet ettikten sonra Kureyş büyüklerinin yanına geldi. Mescid-i Haram’da oturan Kureyş büyükleri ona, kiminle sohbet ettiğini sordular? O cevaben, “Bu ebter, yani soyu kesik şahısla.” dedi. Çünkü iki oğlu da vefat etmişti ve onun yerini alacak oğlu kalmamıştı. Maksadı şuydu: Peygamber vefat ettiğinde ardında bir oğlu olmadığı için birincisi; onun nesli kesilecektir. İkincisi; dünyadan gittiğinde adı ve şanı da unutulacak ve azametle anılmayacaktır. Üçüncüsü; dini ortadan kalkacaktır. Dördüncüsü; biz baki kalacağız.

       Bu sırada Kevser suresi nazil oldu. Yani bu mübarek surenin nüzul sebebi, müşriklerin ileri sürdüğü bu dört iddiadır.

      İlk iddia: Peygamber vefat ettiğinde oğlu olmadığı için nesli kesilecektir.

      İkinci iddia: Oğlu olmadığı için adı tarih sahnesinden silinecek ve azametle anılmayacaktır.

      Üçüncü iddia: Vefat ettiğinde yerine geçecek kimse olmadığından dini ortadan kalkacaktır.

      Dördüncü iddia: Resulullah’ın düşmanları olan bizler baki kalacağız.

     Tefsir-i Nişaburî’de deniyor ki: “Bu sohbetler Resulullah’ın düşmanları tarafından konu edildiği zaman Allah-u Tealâ bu sureyi nazil etti.”

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)