• Nombre de visites :
  • 2047
  • 19/10/2008
  • Date :

Ebuzer'den Daha Doğru Konuşan Yoktur

çöl

     Resulullah (s.a.a), Ebuzer'in şahsiyeti ve büyüklüğü hakkında çeşitli sözler buyurmuştur. Ama doğru konuşması hakkında buyurduğu söz hepsinden daha açık ve güzeldir.

Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Göğün altında ve yerin üzerinde Ebuzer'den daha doğru konuşan  bir kimse yoktur."[1]

     Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Ebuzer, acaba Peygamber ve imamdan da mı daha doğru konuşandı?

İmam-ı Cafer-i Sadık (a.s) bir örnek vererek bunun cevabını buyurmuştur. Birisi  imam Cafer-i Sadık'a (a.s) şöyle soru sordu:"Resulullah (s.a.a), Ebuzer'i nasıl en doğru konuşan olarak tanıtabilir. Halbuki Ali (a.s) ve Hasaneyn  yeryüzünün en doğru konuşanlarıydı."

     İmam Cafer-i Sadık (a.s) buyurdular ki: "Yılın 12 ayının 4 tanesi muhterem ve aziz aydır. O aylarda savaşlar ve cihat haramdır. Bu dört ay Recep, Zilkade, Zilhicce ve Muharrem'dir. Ramazan ayı bunlardan daha üstün ve saygın olmasına rağmen bu aylardan sayılmamıştır. (Zira Ramazan ile o aylar, fazilet açısından kıyaslanamaz."

     Daha sonra şöyle buyurdu: "Biz Ehl-i Beyt ile   hiç kimse kıyas edilemez." Ebuzer'in bu açıdan üstünlüğü diğer normal insanlaragöredir. Masumlara göre değil. Evet İmam Sadık'ın (a.s) da buyurduğu gibi: "Hiç kimse Ehl-i Beyt'le kıyaslanamaz."[2]

      Resulullah'ın (s.a.a), Ebuzer'in doğru konuşmasına şahâdet vermesine rağmen, halifenin ondan şahit istemesi gerçekten şaşılacak bir durumdur. Acaba Resulullah'ın (s.a.a) o büyük sahabisinin doğrulukla meşhur olduğunu bütün müslümanlar biliyordu da, sadece halife mi bilmiyordu; yoksa onun işine gelmeyen bir takım sözler söylediği için mi şahit istiyordu!?

 

Zahitliği Ve Kendinden Geçmişliği

 

     Ebuzer, çok zahit birisiydi. Sade yaşantısında Hz. Resulullah'a (s.a.a) uyuyordu. Hiç bir zaman dünya ve onun güzellikleri onu etkileyemedi ve onu doğru yoldan hiç bir şey saptıramadı. Onun zahitliği hakkında Resulullah'ın (s.a.a) şu sözü yeterlidir: "İsa bin Meryem'in zahitliğini görmek isteyen, Ebuzer'in zahitliğine baksın."[3]    

      Şüphesiz Ebuzer'in zahitliği ve kendinden geçmişliği,  aldığı İslami eğitim ve öğretiminden kaynaklanıyordu. Kendisinin de böyle bir eğilimi olmasının yanında, bu hasleti bizzat Hz. Resulullah'ın (s.a.a) zahitliğinin tesirinden elde etmişti. Hatta kendisi Resulullah'tan (s.a.a) şöyle nakletmektedir: "Kıyamet günü bana en yakın olanınız, dünya malına aldanmayanınız ve benim zamanımda olduğu gibi ölecek olanınızdır."[4] Ebuzer'in yaşantı tarzı, Resulullah'tan (s.a.a) sonra Rebeze'de can verinceye kadar onun zahitliğine canlı bir şahittir.

     Osman'ın halifelik döneminde İslam hükümetine servetler akıyordu. Bu nedenle müslümanların durumu çok iyiydi. Bir grup dünya ve dünyanın ziynetlerine aldanmış kimseler -ki fazilet ve takvada asla Ebuzer'e yetişemezlerdi- köle, para, pul sahibi olmuşlardı. Oysa bunların hiç birisinde Ebuzer'in  gözü yoktu. O, mal ve servetlerin gerçek sahiplerine ulaşması için çalışıyordu. Osman'ın Beyt-ul malı kendi yakınlarına peşkeş çektiğini görünce onu şiddetle eleştirmeğe başladı.

     Osman, ona bir şeyler vermekle susturacağını sanıyordu. Onun için 200 dinar ayırıp iki kölesiyle Ebuzer'e yolladı. Ebuzer, kölelere sordu: Osman aynı şekilde diğer müslümanlara da verdi mi?

- Hayır.

-Ben de onlardan birisiyim. Eğer bir şey onların arasında taksim olunursa bana da ulaşır; yoksa asla kabul etmem!

     -Halife, bu parayı kendi şahsi malından verdi ve asla haram karışmamıştır.

 -Ben şimdilik bu paraya muhtaç değilim. Şu anda hiç ihtiyacı olmayan birisiyim.

-Biz senin evinde hiç bir şey görmüyoruz. Sen nasıl hiç bir şeye muhtaç olmadığını söylersin?

-Benim şu gördüğünüz cübbemin altında kaç günden kalma iki parça ekmeğim var. Acıkırsam bundan bir kaç lokma yer ve onunla yetinirim. Böyle dinarlara ihtiyacım kalmaz. Bu paraları Osman'ın kendisine verin ve ona şöyle söyleyin: "Bu paralara  benim ihtiyacım yok. Halkın muhakemesi seninle benim aramızda kalsın. Adil olan Allah, kıyamet günü hakiki hakimliği yapacaktır." [5]

     O, fevkalade zahitliğinin yanısıra, büyük ve adil bir ruha sahipti. Her gün sabahleyin okuduğu duada Allah'tan, alçak insanlara muhtaç olmamasını niyaz ederdi.

     Bir gün Cebrail-i Emin, Resulullah'ın (s.a.a) yareninden birisinin şeklinde O hazrete inmişti. Bu sırada Ebuzer, O hazretin yanına vardı. Cebrail: "Kim bu, ya Resulullah?" diye sordu. Hazret: "Ebuzer" diye cevap verdiler. Cebrail şöyle dedi: "O göklerde, yerdekinden daha meşhurdur. Ona sorar mısınız sabahları hangi duayı okuyor?"

Ebuzer, Resulullah'ın (s.a.a) cevabında zikri geçen duayı okudu.[6]

Müslümanlardan birisi, Ebuzer'in eski bir elbiseyle namaz kıldığını görünce şöyle sordu:

- Bundan başka elbisen yok mu?

- Olsaydı giyinirdim.

- Kaç gün önce iki kat elbisen vardı.

- Onları, benden  daha çok ihtiyacı olan birisine verdim.

-  Yemin ederim ki senin daha fazla ihtiyacın var.

- Allah, seni affetsin; dünyayı büyük görüyorsun. Omuzumda gördüğün cübbeden başka bir cübbem daha var ki onu mescide gittiğimde giyiniyorum. Kaç tane keçim var, sütünden istifade ediyorum. Kaç tane merkebim var, yükümü taşıyor. Evde işlerimi yapıp, yemeklerimi pişirecek hizmetçim de var. Allah'ın nimetlerinden bundan daha fazla  ne isteyebiliriz ki?

O, keçilerini sağdığında sütünü komşularına dağıtırdı, bazen kendisine bile kalmazdı.[7]

 

Korkusuzca Açık Konuşması

     Ebuzer, çok açık konuşurdu. Hiç bir zaman hakkı gizlemezdi. O, korkusuz ve mücadeleci bir ruha sahip olmasına rağmen, Resulullah'ın (s.a.a) sözleri onu daha fazla korkusuz ve mücadeleci kılıyordu. Resulullah'tan (s.a.a) naklettiği yedi düstur şüphesiz onun ruhuna tesir etmiştir. O, diyordu ki Resulullah (s.a.a), yedi şeyi bana tavsiye ettiler:

1- Fakirleri sevmemi ve onlardan ayrılmamamı;

 2-  Yaşantımda kendimden daha aşağı kimselere bakmamı;

 3-  Hiç bir zaman kimseden bir şey istemememi;

4-  Yakınlarımdan  kopmamamı ve bana kötülük de yapsalar onlara iyilik etmemi;

5-  Her ne kadar acı da olsa hakkı söylememi;

6-  Allah yolunda başkalarının kınamasından korkmamamı;

7-  Mukaddes "La havle ve la kuvvete illa billah-il aliyy-il azim" zikrini çok söylememi."[8]

      Ebuzer, kendi dostlarına bile hakkı söylemekten ve onları eleştirmekten çekinmezdi. O, Bazı müslümanların gayri meşru yoldan ele geçirdikleri makam ve aşırı serveti gördüğünde susamazdı.  Onlar, dostlukla yaklaşsalar dahi onlardan uzaklaşırdı.

     Bir gün, Ebu Musa Aş'ari, Ebuzer'i görür görmez   "Aferin benim kardeşime" dedi. Ebuzer, onu kendisinden uzaklaştırdı ve şöyle dedi: "Ben, senin kardeşin değilim. Sen kaymakam ve vali olmadan önce senin kardeşin idim."

O, Ebu Hureyre'nin de gösterdiği aşırı ilgiye tepki gösterdi.[9]

--------------------------------------------------------------------------

[1]- Tabakât-ı İbn-i Sa'd, C.4, S.228 ; Üsd-ül Gabe, C.1, S.301;  Ricâl-î Keşşî, S.28; Ed-Derecâr-ür Rafia, S.231

[2]- Ed-Derecâr-ür Rafia, S.236; Kâmus-ur Ricâl, C.2, S.454

[3]- Tabakât-ı İbn-i Sa'd, C.4, S.228; Ed-Derecâr-ür Rafia, S.231

[4]- Hilyet-ül Evliyâ, C.1, S.162; Tabakât-ı İbn-i Sa'd, C.4, S.229

[5]- Ricâl-î Keşşî, S.30; Kâmus-ur Ricâl, C.2, S.448; Ed-Derecât-ur Rafia, S.241

[6]- Kâmus-ur Ricâl, C.4, S.446; Ed-Derecât-ur Rafia, S.235; Usul-ül Kâfî, C.S.587

[7]- Tabakât-ı İbn-i Sa'd, C.4, S.235

[8]- Tabakât-ı İbn-i Sa'd, C.4, S.229; Hilyet-ül Evliyâ, C.1, S.160

[9]- Tabakât-ı İbn-i Sa'd, C.4, S.230

 

 

Peygamber Aşığı Ebuzer (ra)

Peygamber Aşığı

 

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)