• Nombre de visites :
  • 4938
  • 30/9/2008
  • Date :

Helal ve Haram

helal ve haram

   Şüphesiz insanın zahmetlerinin ürünü olan şey, ticaret ve meşru kazanç yoluyladır. Hak Teâlâ’nın emrettiği kazanç ve ticaretin detayları da Ehl-i Beyt fıkhında beyan edilmiştir. Meşru olmayan yolla elde edilen rüşvet gasp, hırsızlık, zorbalık, hile, kandırma, yağma ve faiz sebebiyle elde edilen her şey haramdır.

  Helal mal elde etmek için adım atmak ibadettir. Ecir ve sevaba neden olmaktadır. Haram elde etmek için harekete geçmek ise bir günahtır. Azaba ve Allah’ın nefretine sebep olmaktadır. Eğer bir kimse helal yoldan sapacak, haram yola koyulacak ve kendisine nasihat eden kimseye: “Ne yapayım Allah bana böyle takdir etmiştir” diyecek olursa şüphesiz Hak Teâlâ’ya ve yaratılış sistemine iftirada bulunmuş, yüzde yüz şeytani olan bir söz söylemiş ve kuyruklu yalana sarılmış olur.

   Kur’ân’daki birçok ayetler bu anlamı ifade etmektedir. Hak Teâlâ herkesin rızkını helal rızık olarak takdir etmiştir. İnsanları helal mal elde etmeye, helal yemek yemeye davet etmiştir. Hiç kimse için haram rızık takdir etmemiştir. Şüphesiz haramın kaynağı insanın ahlâki ve fikirsel sapmaları ve iman zayıflığıdır.

Hak Teâlâ’ya haram isnadında bulunmak, uygunsuz bir isnat, yersiz bir iftira ve kıyamette azap ve cezası olan büyük bir günahtır.

   Allah-u Teâlâ’nın temiz helalden yememizi emrettiği halde rızkın O’nun tarafından haram kaynaklardan verilmesi bizzat Allah’ın adalet, hikmet, rahmet ve şefkatine aykırıdır. Eğer böyle olsaydı, Allah’ın irade ve emirleri arasında bir çelişki olurdu. Oysa böyle değildir. Allah’ın mukaddes dergâhında herhangi bir çelişki söz konusu değildir. Bu, insanlıktan uzak ve cehaletleri sebebiyle Allah’a iftirada bulunan cahil kimselerin yaptığı bir şeydir.

Kur’ân şöyle buyurmuştur:

“Ey insanlar! Yeryüzünde temiz helalden yiyin ve şeytanın adımlarına uymayın, şüphesiz şeytan size apaçık bir düşmandır. Şüphesiz şeytan size kötülüğü ve fuhşu ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.”[1]

   “Andolsun ki, biz Âdemoğullarını şerefli kıldık, onların karada ve denizde gezmesini sağladık, temiz şeylerle onları rızıklandırdık”[2]

   İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur:

  “Allah’ın, rızkını helal rızıktan karar kılmadığı hiçbir kul yoktur. Bu helal rızık tam bir afiyetle kendisine ulaşır. (Haram yolun Hak Teâlâ ile hiçbir alakası yoktur. Haram yol başka bir yol ve şeytani bir iş ve programdır. ) İnsana haram bir kazanç ulaşırsa, haram miktarınca kendisine helal rızkın ulaşmasına engel olunur. Allah nezdinde helal ve haram dışında insanlar için büyük bir ihsan vardır.”[3]

Kendinizi Helalden Mahrum Kılmayın

   Emir’ul Müminin (a.s) mescide girdi. Adamın birine merkebine bakmasını emretti. O adam Hz. Ali’nin olmadığı bir anda merkebin yularını çıkartıp götürdü. Ali (a.s) mescitten çıkarken o adama çektiği zahmet karşılığında mükâfat olarak iki dirhem hazırladı. Mescitten çıktığında merkebinin yularsız olduğunu görünce iki dirhemi hizmetçisine verip ona yular almasını emretti. Hizmetçi, o hırsızı tanımadığından dolayı aynı o yuları hırsızdan iki dirhem karşılığında aldı. Daha sonra Hz. Ali’nin huzuruna vardı. İmam Ali (a.s) yuları görünce şöyle buyurdu:

   “Kul, kendisini sabırsızlığı yüzünden helal rızıktan mahrum kılar. Ama Allah’ın kendisine mukarrer kıldığı miktardan daha fazlası ona ulaşmaz.”[4]

Kadının ve Çocukların Nafakasını Helal Yoldan Sağlayın

   Helal ve haramda, hiç kimsenin kendisinden kurtulamayacağı bir takım zahiri ve batıni eserler vardır.

Helalin zatı ve tabiatında, Hak’ın rızayeti, nuraniyet, ibadet için kudret elde etmek, ruhi sevinç, kalbin saflığı, derdin şifası karar kılınmıştır ve haram bunun tam tersidir.

   Kur’ân-ı Kerim’de ve Ehl-i Beyt'in rivayetlerinde yer alan fevkalade önemli fıkhi meselelerden biri kadının ve çocukların nafakasının evin erkeğine farz olduğudur.

   Evin erkeğinin, kudreti miktarınca kadın ve çocuklarının ev, elbise, merkep ve yiyecek ihtiyaçlarını temin etmesi, ilâhi ve şer’i farzlardan biridir ve erkek bunu temin etmekle mükelleftir.

   Allah’ın ilâhi bir teklif olarak evin erkeğinin uhdesine bıraktığı bu farzın yanı sıra, mükellef olduğu diğer bir farz da evin geçimi için helal rızkı talep etmesidir.

   Evin erkeği, tüm vücuduyla bu iki emre karşı şükür içinde olmalıdır. Zira bu iki emirde de ahlâki gerçeklerin ortaya çıkışı söz konusudur. Bu ortaya çıkış ise kadının ve çocukların yaşam işlerine teveccüh ile mümkündür; insan karşısında önem ve sevabı çok bir ibadet durumundadır. O ise, Allah yolunda cihadın türlerinden bir tür olan helal rızkı talep etme yolunda atılan adımdır.

   Helal ve pak rızık kadın ve çocuklara ulaşınca, yüce ve melekuti eserleri onların vücudunda zuhur eder ve bu yolla ailenin kalbi ve ruhi emniyet ve rahatlığa ulaşmasına büyük bir yardımda bulunulmuş olur.

İslâm Peygamberi ve Helal Yemek Meselesi

   Bir rivayette şöyle yer almıştır: Bir şahıs süt kabıyla Peygamber’in (s.a.a) huzuruna varıp şöyle arz etti: “Bu sütle orucunuzu açınız.” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Bu süt kimin tarafından verilmiştir? ” O şöyle arz etti: “Bir kadın bunu size hediye olarak göndermiştir.” Peygamber şöyle buyurdu: “Süt kabıyla geri dön ve ondan bu sütü nereden elde ettiğini sor.” O şahıs o kadının evine gitti ve Peygamber’in sorduğu soruyu ona söyledi. Kadın şöyle cevap verdi: “Kendi koyunumdan” O şahıs Peygamber’in huzuruna geri dönerek macerayı anlattı. Peygamber şöyle buyurdu: “Geri dön ve o koyunu nereden elde ettin? diye sor.” O şahıs geri dönüp kadından Peygamber’in sorduğu soruyu sordu. O kadın şöyle dedi: “Kendi emek ve zahmetim sayesinde aldım” O adam geri dönüp kadının sözlerini Peygamber’e arz etti. Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Şimdi bu sütle orucumu açacağım.”

   Ertesi gün süt kabının sahibi Peygamber’in huzuruna vardı ve şöyle arz etti: “Geçen akşam ne olmuştu da bu süt kabını kaç kez geri gönderdiniz? ” Peygamber (s.a.a) şöyle buyurdu: “Allah-u Teâlâ biz peygamberlere helalden başka bir şey yemememizi emretmiştir.”

   Peygamber’in (s.a.a) bu işi bütün Müslümanlar için bir ibret olmalıdır. Yani haram ve helal hakkında dikkat etmelidirler. Sakın bu erken gelip geçen iki günlük hayat için kendileriyle suç ve günah götürmesinler. Varlık omzunu bunlardan hafifletmek çok zor, hatta mümkün olmadığı bir yükü yüklenmesinler.

   Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helalı talep etmek, her Müslüman erkek ve kadına bir farzdır.”[5]

  Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helalı talep etmek, her Müslüman farzdır.”[6]

  Hakeza şöyle buyurmuştur: “Helalı talep etmek bir çeşit cihattır.”

  Hakeza şöyle buyurmuştur: “Kendi alın teri ve zahmetinle elde ettiği helal rızkı yiyen kimsenin üzerine cennetin kapıları açılır ve istediği herhangi bir kapıdan içeri girer.”[7]

Hakeza şöyle buyurmuştur: “İbadet on kısımdır; onun dokuzu helal talep etmektedir.”[8]

   İmam Rıza (a.s) şöyle buyurmuştur: “Ailesini geçindirmek için Allah’ın fazlından rızkı talep eden kimsenin mükâfatı, Allah yolunda savaşan kimseden daha büyüktür.”[9]

   İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Nefsinin iffetini insanlar karşısında korumak, ailesinin rahatlığı ve komşularına iyilik ve rahmette bulunmak için dünya talebinde bulunan kimse, kıyamet günü, yüzü dolunay gibi parladığı bir halde Allah’ı mülakat eder.”[10]

   Altıncı İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Yüzsuyunu korumak ve borcunu ödemek için mal toplamaya ilgisi olmayan kimsede hayır yoktur.”[11]

   Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Geceyi, helal rızkı talep etmekten dolayı yorulduğu için uyuyan kimse, affedildiği bir halde uyumuştur.”[12]

  Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah kulunu helal rızkı talep etme yolunda zorluk çekerken görmeyi sever.”[13]

Rivayetlerde, rızkın azlığı ve çokluğunun, sadece derecelere sahip olmak amacıyla Allah tarafından kulun imtihan edilmesi için olduğu yer almıştır.

   Rızkın azlığına sabreden ve rahatlık için harama bulaşmayan ve hakeza çok rızık sebebiyle Allah’a şükreden kimse, imtihandan başarıyla geçmiş sayılır. [14]

   Mümin, rızkı az olduğu zaman alçalmaz ve rızkın bolluğu anında da mest olmaz. Rızkın az olduğu zamanlar, rızkın azına kanaat eder ve onla geçinir, bolluk anında da yer, yedirir ve mali farzları eda etmekte hızlı davranır.

Rızkın Çoğalmasının Yolu

   Kur’ân-ı Kerim’de ve rivayetlerde rızkın çoğalması için birçok deliller görmekteyiz. Onları uygulamak, rızkı arttırmasının yanı sıra, insanların aile ve toplumda ahlâki ve duygusal gelişimine de neden olmaktadır.

   Emir’ul Müminin Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur:

   “Rızkın hazineleri, ahlâki genişliktedir.”[15]

   Hakeza şöyle buyurmuştur: “Zorlaştırmak ahlâkı bozar ve kolaylaştırmak ise rızkı çoğaltır.”[16]

   Hakeza şöyle buyurmuştur: “Allah için din kardeşiyle yardımlaşma ve birliktelik rızkı çoğaltır.”[17]

   Hakeza şöyle buyurmuştur: “Emanete riayet etmek rızkı arttırır.”[18]

   İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: “Karısına ve çocuklarına karşı iyiliği güzel olanın rızkı artar.”[19]

   Hakeza şöyle buyurmuştur: “İyilik rızkı arttırır.”[20]

   Hakeza şöyle buyurmuştur: “İyi ahlâk, rızkı çoğaltır.”[21]

   Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Sadaka vermekle rızkı indirin.”[22]

   İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Kardeşlerinin arkasından dua et. Şüphesiz bu iş rızkı yağdırır.”[23]

   Beşinci İmam (a.s) şöyle buyurmuştur: “Zekât rızkı arttırır.”[24]

   Emir’el-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Niyeti iyi olanın rızkı artar.”[25]

Haram Mal

   Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Mal elde etmekte nereden geldiğini önemsemeyen kimseyi, ben de kıyamet günü cehennemin hangi kapısından atacağım konusunda önemsemem.”[26]

   Hakeza Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Helal olmayan yoldan rızık elde eden kimseyi Allah fakir kılar.”

Hakeza şöyle buyurmuştur: “Kim helal olmayan yoldan bir mal kazanırsa, o mal ona cehenneme gitme azığı olur.”

Zekât, humus, fakir hakkı, mahrum hakkı ve diğer şer’i hakları ödenmemiş olan para, haramla karışık olan helaldir. O malda tasarruf haramdır ve o haram veya haramla karışık olan maldan karısına, çocuklarına ve diğerlerine yedirmek ise haram elde etmek veya farz hakları esirgemekten apayrı bir günahtır.

   Emir’el-Müminin Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Malların en kötüsü, münezzeh olan Allah’ın hakkının ödenmemiş olduğu maldır.”[27]

   İmam Bakır (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teâlâ kıyamet günü, kabirlerinden elleri boyunlarına bağlı, bir şey almak hususunda karıncanın gücüne bile sahip olmayan ve meleklerin şiddetli bir şekilde kendilerini kınadığı bir takım kimseleri haşredecek ve melekler şöyle diyecekler: “Bunlar, Allah’ın kendilerine servet verdiği ama mallarından Allah’ın hakkını sahiplerine ödemediği kimselerdir.”[28]

   İmam Hasan-ı Mücteba şöyle buyurmuştur: “Mertliğin nişanelerinden biri, malı temizlemektir.”[29]

Aziz kardeşler! Ey kadın ve çocuklarını ruhi açıdan terbiye etmek ve maddi ihtiyaçlarını karşılamakla görevli olan kimseler! Ey gelecekte aile kuracak olan kimseler! Kadın ve çocuklar sizden vacip hakkı istemektedirler.

    Fıkhi kitaplarda nafaka olarak bahsedilen bir haktır bu. Onlar sizin iş ve kazanç yolunuzdan sorumlu değillerdir. Kıyamet günü, sizin kazanç yolunuzdan haberdar olmadıkları takdirde sizin haram kazancınızın sorumluluğunu üstlenmezler. Kendisinin orada azap edileceği haram kazancın cehennemi, haramı elde eden kimseye hastır. Haram elde ettiği, haramı başkalarına yedirdiği sebebiyle yapılan azaptır bu. O halde dikkatlice kazancınızı kontrol ediniz. Allah’ın helali ile kanaat ediniz, haramdan sakınınız, dünya ve ahiretinizin bayındır olması için malın farz haklarını ödeyiniz.

----------------------------------------------------------------

[1]- Bakara, 168, 169

[2]- İsrâ, 70

[3]- Bihar, c. 5, s. 147

[4]- Mizan’ul-Hikmet, c. 2, s. 123

[5]- Bihar, c. 103, s. 7- 19; Mizan’ul-Hikmet, c. 4, s. 119

[6]- a. g. e.

[7]- a. g. e.

[8]- a. g. e.

[9]- Bihar, c. 78, s. 339

[10]- Vesail, c. 12, s. 11

[11]- Bihar, c. 103, s. 7

[12]- Bihar, c. 103, s. 2

[13]- Mizan’ul-Hikmet, c. 4, s. 119

[14]- Nehc’ül-Belâğa, 91. hutbe

[15]- Bihar, c. 77, s. 389

[16]- Mizan’ul-Hikmet, c. 4, s. 117

[17]- Bihar, c. 74, s. 3895

[18]- Bihar, c. 75, s. 172

[19]- Bihar, c. 69, s. 407

[20]- Bihar, c. 74, s. 81

[21]- Bihar, c. 71, s. 396

[22]- Bihar, c. 78, s. 60

[23]- Bihar, c. 76, s. 60

[24]- Bihar, c. 66, s. 15

[25]- Bihar, c. 103, s. 21

[26]- Bihar, c. 103, s. 11

[27]- Mizan’ul-Hikmet, c. 9, s. 308

[28]- Bihar, c. 7, s. 197

[29]- Bihar, c. 103, s. 6

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)