• Nombre de visites :
  • 13192
  • 22/6/2008
  • Date :

Tövbe ve Nefsi Arındırma 

tövbe ve nefsi arındırma

     Önlem almak ve günahı terketmek nefsi arındırmanın en iyi yoludur. Hiç günaha bulaşmayan ve zatının o sefa ve paklığını koruyan bir nefs önce günaha bulaşıp sonra da tövbe eden kimseden kesinlikle daha üstündür. Henüz günahı tatmamış ve ona alışmamış olan bir insan, günaha bulaşmış olup da şimdi günahı terketmek isteyen kimseden daha iyi ve daha kolay bir şekilde günahtan sakınıp vazgeçebilir.

     Hz. Ali (a.s) şöyle buyuruyor: "Günahı terketmek tövbe etmekten daha kolaydır."[1]

Ancak insan günaha bulaşırsa Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelidir. Zira Allah'a doğru seyr ve sülûk etme ve nefsi ıslah etmenin yolu hiç bir zaman kapalı olmaz. Aksine, Allahu Teâlâ günahkârlar için tövbe ve dönüş yolunu açmış ve onlardan; kendisine dönmelerini ve tövbe suyuyla nefislerini, günahların pislik ve kirlerinden yıkamalarını istemiştir.

     Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmaktadır: "De ki: Ey kendi aleyhlerinde olmak üzere (nefislerine uyarak) ölçüyü taşıran kullarım, Allah'ın rahmetinden umut kesmeyin. Şüphesiz Allah, bütün günahları bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, esirgeyendir."[2]

Yine buyuruyor ki: "Bizim ayetlerimize iman edenler sana geldiklerinde, onlara de ki: "Selam olsun size. Rabbiniz, rahmeti kendi üzerine yazdı (farz kıldı)ki, içinizden kim bir cehalet sonucu bir kötülük işler sonra tevbe eder ve (kendini) ıslah ederse kuşku yok ki, bağışlayandır, esirgeyendir."[3]

TÖVBENİN GEREKLİLİĞİ

    Günahkâr bir kimse için tövbeden daha gerekli bir şey yoktur. Peygamber’e, Kıyamet’e, sevaba, cezaya, hesaba, kitaba, Cennet’e ve Cehennem’e inanan bir kimse tövbenin çabuk edilmesinin gerekliliğinde şüphe etmez. Biz kendi nefsimizi ve günahlarımızı bildiğimiz halde niçin tövbe etmekten gafil oluyoruz? Yoksa Kıyamet’e, hesaba, kitaba ve Cehennem’in azaplarına tam anlamıyla inanmıyor muyuz? Yoksa Allah'ın vaadinde-ki günahkârı Cehennem’de azaplandıracağını buyurmuştur- şüphe mi ediyoruz? İnsanın nefsi günah sebebiyle karanlık, siyah ve alçak olur, hatta insandan hayvana bile dönüşebilir. Böyle karanlık ve alçak bir nefisle Allah'ın huzuruna çıkmayı ve Cennet’te Evliyaullah’la bir yerde olmayı nasıl bekleyebiliriz? Günah işlemekle Allah'a doğru  seyr ve sülûk etmenin doğru yolunu bırakmış ve hayvanlık vadisine yuvarlanmışız, Allah'tan uzaklaşmış ve Şeytan’a yaklaşmışız; yine de Ahiret’te saadete kavuşmayı, kurtuluşa ermeyi, Cennet’te Allah'ın nimetlerinden yararlanmayı nasıl bekleriz?! Ne kadar yersiz ve yanlış bir bekleyiştir bu?!

     Binaenaleyh, kendi saadetini düşünen günahkâr bir kimsenin tövbe ve Allah'a dönmekten başka bir çaresi yoktur. Tövbe etmenin yolunu kullarına açık bırakması Allah'ın büyük lütuflarındandır. Kendi sağlığını düşünen bir adam zehirlenirse hiçbir zaman kendini tedavi etmekte ve zehiri vücudundan çıkarmada tereddüt etmez ve bundan bir an geçikmez, çünkü geç hareket edecek olursa öleceğini bilir. Oysa nefis için günah, bütün öldürücü zehirlerden daha öldürücüdür. Zehir insanın bir kaç günlük dünya hayatını tehlikeye atıyorsa, günah nefsi ebedî helakete iter ve insanın uhrevî saadetini yakıp kül ediverir. Zehir, insanı sadece dünyadan mahrum ederken günah insanı Allah'tan uzaklaştırır; Allah'a yakın olmaktan ve likaullahtan mahrum eder.

Öyleyse tövbe bizim için her şeyden daha gerekli ve daha zaruridir. Zira uhrevî saadetimiz ve manevî hayatımız tövbeye bağlıdır.

    Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Ey müminler, hep birlikte Allah'a tövbe edin, umulur ki kurtuluşa eresiniz."[4]

Başka bir yerde ise şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler, Allah'a Nasuh (sürekli ve halis) bir tövbe ile tövbe edin. Olabilir ki, Allah sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan Cennetlere sokar."[5]

    Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyuruyor: "Her derdin dermanı vardır; günahların dermanı da tövbe ve istiğfardır."[6]

     İmam Bâkır'ın (a.s) şöyle buyurduğu nakledilmektedir: "Her kulun kalbinde beyaz bir nokta vardır. Günah işlediği zaman o beyaz noktada siyah bir nokta oluşur. Eğer tövbe ederse siyah nokta giderilir ve eğer günaha öylece devam ederse siyah nokta beyaz noktayı tamamen kaplayıncaya kadar tedricen büyür. O zaman o kalbin sahibi hiç bir zaman hayra dönmez ve Allahu Teâlâ'nın buyurduğu: "İşte öyle değil, hayır, kazandıkları şeyler, üstüste kalblerine yığılmıştır da kalbleri pas tutmuştur:" (Mütaffifin -14) ayeti de işte budur."[7]

    İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: "Tövbe etmeyi geciktirmek bir nevi hiledir ve geciktirmeye devam etmek de şaşkınlık ve avareliktir. Allah'ın karşısında özür (bahane) getirmek helakettir. Günahta ısrar etmek Allah'ın azabından emniyette olduğunu hissetmektir. Oysa ziyankâr kimselerden başka hiç kimse Allah'ın azabından amanda olduğunu hissetmez."[8]

   

tövbe ve nefsi arındırma

  Biraz kendimize gelelim, geçmiş günahlarımızı hatırlayalım ve akibetimizin ne olacağını iyi düşünelim.. Hesap yerini, amellerin ölçülmesini, Allahu Teâlâ'nın huzurunda mahcup olmayı, meleklerin ve mahlukların arasında rezil olmayı, Kıyamet’in zorluklarını, Cehennem azaplarının sonucunu, likaullahtan mahrum olmayı gözümüzde canlandıralım ve içten olan bir inkılap ve değişimle Allah'a dönelim ve tövbenin hayat verici suyuyla geçmiş günahlarımızı yıkayalım. Nefsin pislik ve çirkinliklerini giderelim, günahlardan kaçınmaya, Ahiret seferine ve Allah'a doğu yönelişe hazırlanmaya kesin karar verelim.

     Ancak, Şeytan bu kadar rahat bir şekilde bizden el çeker mi ki? Tövbe edip Allah'a dönmemize hiç müsade eder mi? Bizi günah işlemeye zorlayan Şeytan elbette tövbe etmemize de engel olur; günahları küçük ve önemsiz gösterir, onları aklımızdan öyle çıkarır ki hepsini unuturuz, ölüm, hesap ve azap düşüncesini aklımızdan çıkarır, bizi dünyaya öylesine meşgul eder ki ölüm gelip çatınca ve günaha bulaşmış bir nefisle dünyadan göçünceye kadar hiç bir zaman tövbe etmeyi akıl etmeyiz.

     Gerçekten de biz insanlar pek zavallı ve nankörüz!...

TÖVBENİN KABUL EDİLMESİ

     Tövbe gerçekten doğru olursa kesinlikle Allah tarafından makbul olur ve bu Allah'ın (c.c) lütuflarındandır. Allahu Teâlâ bizi Cehennem ve Cehennem azabı içiN yaratmamıştır. Bilakis O bizi saadete ve Cennet’e kavuşmak için yaratmıştır. İnsanları saadet yoluna hidayet etsinler ve günahkârları tövbe etmeye ve Allah'a dönmeye davet etsinler diye peygamberler göndermiştir. Tövbenin kapısını herkesin yüzüne açık kılmıştır. Onları devamlı kendisine çağırmaktadır. Peygamberler ve Evliyaullah halkı devamlı Allah'a yönelmeye davet ediyorlardı. Allahu Teâlâ bir çok ayet-i kerimede günahkârları kendine doğru yönelmeye çağırmış ve onların tövbesini kabul edeceğini vaadetmiştir. Allah'ın vaadi ise yalan değildir. Hz. Resul-ü Ekrem (s.a.a) ve Masum İmamlar (a.s) yüzlerce hadisle halkı tövbe etmeye ve Allah'a yönelmeye davet etmiş ve onlara ümit vermişlerdir. İşte bir kaç örnek:

Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Kullarından tövbeyi kabul eden, kötülükleri affeden ve işlemekte olduklarınızı bilen O'dur."[9]

     Ve yine buyuruyor ki: "Doğrusu ben, tövbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım."[10]

     Başka bir yerde de şöyle buyuruyor: "Ve çirkin bir hayasızlık işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah'tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları üzerinde bildikleri halde ısrarla durmayanlardır. İşte bunların karşılığı, Rablerinden bağışlanma ve içinde ebedî kalacakları altında ırmaklar akan Cennetlerdir."[11]

     İmam Muhammed Bâkır'ın (a.s) şöyle buyurduğu naklediliyor: "Günahtan tövbe eden bir kimse hiç günahı olmayan kimse gibidir. Ve günah işlemeye devam edip sadece diliyle istiğfar eden kimse ise alay eden kimse gibidir."[12]

      Buna benzer ayet ve hadisler oldukça fazladır. Bu yüzden tövbenin kabul oluşunda şüphe edilmelidir. Allahu Teâlâ tövbe edenleri sever.

     Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Şüphesiz Allah tövbe edenleri sever, temizlenenleri de sever."[13]

      İmam Muhammed Bâkır (a.s) şöyle buyuruyor: "Allah'ın, kulunun tövbesinden dolayı sevinmesi (hoşnut olması) karanlık gecede bineğini ve azığını kaybettikten sonra yeniden bulan bir adamın sevincinden daha fazladır."[14]

     İmam Sadık (a.s) şöyle buyurmaktadır: "İnsan halis ve devamlı bir tövbeyle tövbe ederse Allah onu sever ve günahlarını örter."

    Ravi: "Ey Resulullah'ın (s.a.a) evladı! Allahu Teâlâ günahları nasıl örter?" diye sorunca Hazret şöyle cevap verdiler:

    "Amellerini yazan iki melek o adamın günahlarını unuturlar. Allahu Teâlâ onun organlarına ve yeryüzündeki noktalara (günah işlediği yerlere) onun günahlarını örtmelerini emreder ve sonra da hiç kimsenin ve hiçbir şeyin günahlarına tanık olmadığı halde Allah'la mülakat eder."[15]

 

--------------------------------------------------------------------------------

[1]- Bihar-ul Envar, c.73., s.364.

[2]- Zumer / 53.

[3]- Enam / 54.

[4]- Nur / 31.

[5]- Tahrim / 8.

[6]- Vesail-uþ Þia, c.11, s.354.

[7]- Bihar-ul Envar, c.73, s.332.

[8]- Bihar-ul Envar, c.73, s.365.

[9]- Þurâ / 255.

[10]- Taha / 82.

[11]- Âl-i Ýmran / 135-136.

[12]- Kafi, c.2, s.435.

[13]- Bakara / 222.

[14]- Kafi, c.2, s.435.

[15]- Kâfi, c.2, s.436.

Kaynak : ruhullah.com

 

 

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)