• Nombre de visites :
  • 2434
  • 1/6/2008
  • Date :

Hicap farzsa Neden Cezası Belirtilmedi?       

Hicap farzsa Neden Cezası Belirtilmedi?

    Bismillahirrahmanirrahim

     Soru: Eğer gerçekten tesettür Kur'an açısından farz ise, neden diğer bir çok hükümde olduğu gibi bu konuda da bunu yapmayanlara cezai müeyyide zikredilmemiştir? Mesela cehennem vaadi verilmemiştir?

    Cevap: Burada iki mesele var:

    a) Kur'an açısından tesettür farz mı değil mi?

    b) Farz ise neden, Kur'an'da cezası belirtilmemiştir?

    Tesettürün Kur'an açısından farz olduğunda hiçbir tereddüt yoktur. Zira bu konuda açık bir şekilde İlahi emir söz konusudur. Bu konuda iki ayet vardır ki ikisinin de tabiri emir şeklindedir:

     “Mümin kadınlara da söyle: gözlerini (haramdan) çevirsinler; namus ve iffetlerini korusunlar. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, ziynetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, (kendi) oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bululanlar (cariyeleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan beyinsiz vb. tabi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah’a tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.” (Nur suresinde 31)

      “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle ki (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) “cilbablarını” (dış örtülerini) üstlerine alsınlar. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.” (Ahzab suresi: 59)

 

    İşte görüldüğü gibi her iki ayette de "Baş örtülerini göğüslerinin / yakalarının üzerine  kadar örtsünler" ve  "Cilbablarını üzerlerine alsınlar." Şeklinde iki açık emir söz konusudur.  Usul-ül Fıkıh ilminde bir kural var deniyor ki, Kur'an veya hadiste eğer açık bir emir olursa, aksi ispatlanmadıkça, o emir insana farziyeti ifade eder.  Yine eğer bir konuda açık bir nehiy söz konusu olursa, aksi ispatlanmadıkça, o nehiy o konuda haramlığı ifade eder. Tabi bunun geniş delilleri vardır ki yerinde işlenmiştir ve burası onları açıklamanın yeri değildir.  Demek ki bu kural gereği, yine ayeti tefsir eden veya müstakillen Resulullah ve Ehli Beyti tarafından beyan edilen hadislerce, tesettürün farziyetinde hiçbir şüphe söz konusu değildir. Tabi ayetlerde bahsi geçen "Hımar" ve "Cilbab"ın manaları hakkında bazıları tarafından bazı aykırı manalar verilmeğe ve güya meseleyi bir başörtüsü olma mecrasından çıkarmaya çalışmışlarsa da bunların hiçbir tutarlı tarafı yoktur. Bilhassa bu kelimelerin şer'i ıstılah açısından ne anlama geldiğini Kur'an'ın birinci derecede muhatabı ve tefsircisi olan Resul ve Ehl-i Beyti'nin açıklamaları ortada olduğu halde bir takım zayıf ve delilsiz ihtimal ve varsayımlardan hareketle başka şeyler söyleme veya uygulama cihetine gitmek, en hafif tabiriyle patavatsızlık ve ihtiyatsızlık olur ki Allah cümlemizi yanılgılardan korusun.

 

    Sorunun ikinci şıkkına gelince, bu soru "Bir şey farz olursa, mutlaka Kur'an'da onun cezası hakkında bir açıklama yapılması gerekir." varsayımından hareketle sorulan bir sorudur. Bu yüzden bir kere bu varsayımın doğru olmadığını söylemek durumundayız. Yani böyle bir genelleme doğru değildir. Zira bir çok farz olan veya haram olan hükümler vardır ki farziyeti Kur'an'da zikredilmiştir, ama cezası zikredilmemiştir. Örneğin oruç konusunun farziyeti açık bir şekilde Kur'an'da  beyan edilmiştir.

   "Ey İman edenler Oruç size yazıldı, sizden öncekilere yazıldığı gibi, takva sahibi olasınız diye." (Bakara, 183)

    "Ramazan ayı İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve hak ile batılı birbirinden ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur'an onda indirilmiştir. Öyleyse sizden kim bu aya şahid olursa (vatanında onu idrak ederse), onun orucunu tutsun…" (Bakara, 185)

    Gördüğünüz gibi bu kadar açıktır. Ancak bu açıklığıyla birlikte oruç tutmayanların cezası hakkında Kur'an'da bir açıklama yoktur. Buna daha başka örnekler de zikredilebilir ki biz şimdilik bununla yetiniyoruz.

    Sözü fazla uzatmadan şunu söylemeliyiz ki genelde bu düşünceler, şu yanlış kanaatten kaynaklanmaktadır ki bir şey farz veya haram olacaksa veya hükümler hakkındaki bütün açıklamalar ve ayrıntılar hepsi Kur'an'da var olmalıdır; aksi takdirde İslam'ın hükmü veya İslam'a mal edilecek bir açıklama sayılamaz. Oysa bunun ne kadar yanlış ve yetersiz bir düşünce olduğunu, İslami hükümlerden ve bunların özellikle detay ve ayrıntılarından haberdar olan her kes bilir.  Kur'an-ı Kerim'de genellikle genel prensipler ve bazı konuların bir kısım ayrıntıları zikredilmiştir. Geriye kalanlar  gayri Kur'ani vahiyle Resulullah'a açıklanmış ve bunların açıklama biçimi ve uygun zamanı ve dili Resulullah'a ve onun  ilim şehrinin kapıları olan Ehlibeyt'ine bırakılmıştır. Bu teferruatın bir çoğuna bu görüşü ileri süren bir çokları bile Kur'an'da olmamasına rağmen amel etmektedirler. Örneğin namazın bir çok teferruatı (rekatları, zamanları, namaz içinde yapılan fililer veya söylenen zikirler vs.)   bunları hiç birisi Kur'an'da mevcut değildir. Peki Kur'an'da olmayana inanmayız diyenler nasıl ve neye dayanarak bir namaz kılma şekli geliştirmişlerdir acaba?

    Bu yüzden tesettürün farziyetinde Kur'an açısından hiçbir problem yoktur. Cezasına gelince evvela Allah'a ve Resulüne itaatsizliğin genel cezalarının delilleri buna da şamildir. Saniyen Resulullah ve Ehlibeyt'inin hadislerinde bu konuda onlarca hadis vardır ki istendiği takdirde inşallah verebiliriz.  

 

 

Hicab Ve Özgürlük İlkesi

Tesettürün Kur'an'daki Yeri

İSLAM DA ÖRTÜNME

KADININ MEDENİ ŞAHSİYETİ

 

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)