• Nombre de visites :
  • 2653
  • 24/8/2014
  • Date :

Şia'ya Göre Dünyanın Geleceği(1.Bölüm)

şiaya göre dünyanın geleceği(1.bölüm)

Ehlibeyt mektebine bağlı olanlar, asla ümitsizliğe kapılmamışlardır. Beşeriyetin akıbeti hususunda iyimserdirler. Dünyada liyakat sahibi ve iyi insanların başarılı olacağına inanırlar; lakin dünyanın ıslah ve idaresi için beşerî hüküm ve kanunların yeterli olmadığını kabul ederek şöyle derler: "Muhtelif ideolojiler ve insanoğlunun uydurduğu kandırıcı ekoller insanı, hiç bir zaman sefalet girdabından kurtaramaz ve insanlığın içinde bulunduğu tehlike ve buhranları ortadan kaldıramaz. Sadece vahiy kaynağından kaynaklanan İslam'ın güçlü ve kapsamlı kanunları beşerin saadetini temin edebilir."

Ehlibeyt mektebine bağlı olanlar, altın bir çağın beklentisi içindedirler. O zaman dünyanın idaresi her çeşit hata, yanlışlık, bencillik ve düşmanlıktan münezzeh olan masum bir İmamın elinde olacaktır. Genel olarak Ehlibeyt Şia'sı büyük bir ümit ve iyimserlik nimetine sahiptir. Bu karanlık çağda bile tevhit hükümetinin altın çağını zihinlerinde yaşatmakta ve böyle bir dönemi bekleyerek kendilerini böyle bir evrensel inkılâba hazırlamaktadırlar.

Kurtuluş Beklentisi Ve Geri Kalmışlığın Sebebi

Şia'ya dil uzatmak için söz konusu edilen mevzulardan biri de bu mektebe inanların kurtuluş beklentisi içinde olmaları ve Mehdi'ye (a.s) inanmalardır. Bazıları "Şia'nın geri kalmışlığının sebeplerinden biri gaybî bir kurtarıcıya iman etmeleridir. Bu inanç Şiileri pasifleştirerek, sosyal girişimlerden alıkoymuştur. Çünkü onlar sosyal işlerin ıslahını Mehdi'den bekliyorlar." diye Şia'yı eleştiriyorlar.

Müslümanların ve Şia'nın geri kalmışlığının sebeplerini araştırmaya fırsatımız yoktur ama özet olarak şöyle diyebiliriz: Müslümanların geri kalmışlığının sebebi, İslami inanç ve hükümler değildir elbette. İslam âlemini sefalete düşüren şey, dış etkenlerdir. Kesin olarak diyebiliriz ki semâvî dinlerden hiçbirisi İslâm kadar sosyal ilerlemeyi ve insanlığın terakki ve azametini üstelememiştir. İslâm fesat ve zulümle savaşmayı ve kötülükten alıkoymayı, Müslümanların kesin vazifelerinden biri olarak kabul etmiş ve sosyal ıslahatı, adalet severliği ve iyiliği emretmeyi dinî farzların başında saymıştır. İyiliği emretme ve kötülükten sakındırmaya o kadar önem vermiştir ki bu iş için bir grubu hazırlamayı ve teçhiz etmeyi tüm Müslümanlara farz kılmıştır.

Allah-u Teâlâ Al-i İmran suresinin 104. ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun, kurtuluşa erenler işte bunlardır."

Kuran-ı Kerim bu büyük görevi Müslümanların üstünlük ölçüşü olarak kabul etmekte ve Al-i İmran suresinin 110. ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah’a iman edersiniz."

İslâm Peygamberi (s.a.a) Müslümanların işlerinin ıslahı için çalışmayı, İslâm’ın rükünlerinden biri saymış ve şöyle buyurmuştur: "Herkim İslâm dünyasının sosyal işlerinde ilgisiz olur, önemsemez ve çalışmazsa Müslüman değildir."

Kuran-ı Kerim Müslümanlara, düşman karşısında donanmış ve hazırlıklı olmayı emrederek Enfal suresinin 60. ayetinde şöyle buyurmaktadır: "Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın."

Bu çeşit ayet ve yüzlerce hadise rağmen İslâm’ın Müslümanlara, dünyadaki bunca teknolojik ve ilmî gelişmeleri görmezlikten gelmeleri, İslâm dünyasını tehdit eden tehlikeleri küçümsemeleri, İslâm ve Müslümanlara seyirci kalarak sırf vaat edilmiş Mehdi’yi beklemeleri için izin verdiği söylenilebilir mi?


Mehdevi Hükümetinin Ahlaki Kurallar(Birinci Bölüm)

ZUHUR ZAMANINI NASIL BİLİNİR?

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)