• Nombre de visites :
  • 1039
  • 24/2/2014
  • Date :

Adalet mi, Tevhit mi?(4.Bölüm)

adalet mi, tevhit mi?(4.bölüm)

Mutezile ise, Zat'tan başka sıfatların varlığını kabul etmediklerinden, tabiatıyla Kadim olan varlığı da tek olarak bilmekte idiler. İşte bu sebepledir ki Mu'tezile kendilerini Adl ve Tevhid Ehli diye adlandırıyorlardı. Bundan kastettikleri de Tevhid-i Sıfatî idi.

Buna karşılık Tevhid-i Ef'alî konusunda da Mu'tezile tökezliyor ve Eşaire kendisini Ehl-i Tevhid olarak adlandırıyordu.

Gerçekten de, Tevhid-i Sıfatî konusunda Eşaire'ye yerinde eleştiriler yöneltmiş olan Mu'tezile, Zat'tan ayrı sıfatların varlığını kabul etmemekle birlikte Zat ile sıfatların özdeşliğini, aynılığını ispat konusunda başarılı olmayıp, tökezliyordu. Zat'ın sıfatlara niyabeti görüşünü ortaya attılar ki bu da Mu'tezile Okulu için büyük bir zaaf noktası meydana getirdi.

Eşaire'nin de başka zaaf noktaları vardı. Eş'arî Okulunun adl, akıl, ihtiyar, hikmet sorunlarında yeterli bir yoruma ulaşmaması bir yana, fazla bir duyarlık gösterdiği Tevhid konusunda da önemli ölçüde çaresizlik gösterdi. Eş'arîler; Tevhid-i Ef'alî'yi savunma bahanesi ile, Zat-ı İlâhî'nin nedenler düzenini inkâr etmeye ve her şeyi doğrudan doğruya ve hiçbir şart ve vasıtanın müdahalesine yer vermeksizin Allah'ın iradesi sonucu saymaya mecbur kaldılar. Böyle bir inanış ise, bilgi ve tecrübe sahipleri bilirler ki, Zat-ı Mukaddesi İlâhî'nin şanının yüceliğine aykırıdır.

Her iki Okul da kendisini bir tarafta Adl, bir yanda Tevhid-i Ef'alî arasında tereddütte gördü. Mu'tezile, kendi düşüncesine, Tevhi-d-i Ef'alî'yi Adl'e feda etmekte idi. Eş'arî de kendi kanaatince Adl'i Tevhid-i Ef'alî'ye feda ediyordu. Gerçekte ne Mu'tezile adl'i gerçek özü ile yorumlayabilmiş, ne de Aşaire Tevhid-i Ef'alî'nin derinliklerine varabilmiş idi.

Eşaire ile Mu'tezile'nin ihtilâfta oldukları konular çok ise de, en önemli olan bu ikisidir. Tevhid ve adl anlayışı. Kelâm tartışmaları, daha önce de söylediğimiz gibi, adl ile ilgili sorunlardan başlamış, daha sonra Tevhid ile ilgili sorunlara da uzanmış idi. Tevhid'in mertebeleri, aşamaları vardır. Tevhid-i Zat, Tevhidi sıfat, Tevhid-i Ef'al ve İbadette Tevhit. Tevhid-i Zat, yani Zat-ı Mukaddesin, Zat mertebesinde tek oluşu, eşi ve benzeri olmayışı demektir. "Leyse ke-mislihi şey'un!" Hiçbir şey Zat-ı İlâhî mertebesinde olamaz.

Her şey yaratılmıştır, mahluktur ve O'na muhtaçtır. O her şeyin tek Yaratıcısı, Halik'idir, O'nun Zat'ı başka her şeyden Ganî'dir, hiçbir başka şeye muhtaç veya bağımlı değildir.

Bu Tevhid-i Zat konusunda Müslümanlar arasında ihtilâf da yoktur. Tevhid-i sıfat konusunda ihtilâf doğmuştur. Eşaire bu alanda tevhid'i inkâr etmiş ve teksir'e, çokluğa taraftar olmuşlardır. Tevhid-i Ef'alî konusunda ise durum aksine dönmüş, Eşaire tevhid'e, Mutezile ise teksir'e, çokluğa gitmişlerdir.

İbadette Tevhid konusunda ise Müslümanlar arasında en küçük bir ihtilâf olmamış, diğer bir deyişle, hiç kimse bu konuda çokluk taraftarı olmamıştır. Şamlı İbn Teymiyye-i Hanbelî'nin başlarında göründüğü bir kısım bilgin ise, Müslümanlar arasında cari bazı akide (inanç) ve amellerin İbadette Tevhid'e aykırı düştüğünü ileri sürmüşlerdir. Bu da şefaate inanmak veya bir dileği olunca evliya ile tevessül etmek gibi inanış ve ameller idi. İbn Teymiyye gibilerin bu düşünceleri daha sonraları Vahhabiye Mezhebi'nin doğumuna yol açtı.

Şehit Murtaza Mutahhari


Adalet mi, Tevhit mi?(1.Bölüm)

Adalet mi, Tevhit mi?(2.Bölüm)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)