• Nombre de visites :
  • 2370
  • 16/1/2014
  • Date :

Bak, delilleri nasıl döndürüyoruz

bak, delilleri nasıl döndürüyoruz

Düşündünüz mü hiç? [2]

Sağlam bir akla ve ayırt etme gücüne sahip olan bir insan, insanlar tarafından taştan veya ağaçtan ya da herhangi bir madenden yapılma, insan zihninin tasarımı olan bir şekli, bir heykeli evrenin yaratıcısı, evren üzerinde var etme ve yok etme tasarrufunda bulunan bir ilâh olarak göremez. Aklı başında hiçbir insan, başkaları tarafından imal edildiğini gözleriyle gördüğü, tanrı edinilen bir heykeli, bir putu evreni örneksiz yaratan bir mabut gibi algılayamaz. Başka bir ifadeyle: Ulûhiyet kavramı, aracı şefaatçi anlamında bir ortaklığı onaylamaz. Çünkü yapma ve yaratmanın kaynağı olma, özü itibariyle dilediği gibi tasarruf etmede bağımsız olmayı ve yapılan/yaratılanın boyun eğmesini hak etmede tek ve ortaksız olmayı gerektirmektedir.

Eğer ileri sürülen aracıların bağımsız iş yapma yetkileri varsa, o zaman demek ki bunlar, aracı veya şefaatçi değil, asıl ve kaynaktırlar. Yok eğer bağımsız hareket etmek gibi bir yetkileri söz konusu değilse, o zaman bunlar için alet ve araç demek daha doğru olur. Bu da demektir ki, onları meydana getiren ve kendileri üzerinde ilâhlık yetkisine sahip olan biri vardır.

Bu nedenledir ki, evrendeki bütün sebepler, sadece ve sadece alet ve araç fonksiyonuna sahiptirler. Yemenin doymanın sebebi, içmenin kanmanın sebebi, anne babanın çocuğun dünyaya gelişinin sebebi, kalemin yazmanın sebebi ve yürümenin mesafe katetmenin sebebi olması gibi.

"Bak, delilleri nasıl döndürüyoruz (açıklıyoruz), sonra yine onlar yüz çeviriyorlar?!" Delillerin döndürülüp çevrilmesi, onların insanların anlamalarını sağlayacak ifadelerle sunulması demektir. "es-Sudûf" ise, yüz çevirme, arkasını dönme anlamına gelir. Bir şeyden yüz çevrildiği, ona eğilim gösterilmediği zaman, "sadefe/yesdifu/sudûfen" fiili kullanılır.

De ki: "Düşündünüz mü hiç? Eğer Allah'ın azabı ansızın ya da açıkça size gelse..."

Ayette geçen "cehreten" kelimesi, kuşkuya yer bırakmayan tam açıklık demektir. Bu yüzden, ansızın gelmek anlamına gelen "bağteten" kelimesine karşılık olarak kullanılmıştır. Çünkü bir şey ansızın geldi mi, kişi ancak onunla karşılaştıktan, o şey kendisini kuşatıp sardıktan sonra o şeyi fark eder, dolayısıyla ona tedbir alıp sakınma imkânını bırakmaz.

Ayetin akışı içinde sunulan bu kanıt bağlamında genel olarak şu hususa dikkat çekiliyor: Zalimler, Allah'ın azabından yana büyük bir tehlike içindedirler. Bu, atlatabilecekleri veya onlardan şaşıp başkalarına dokunacak bir azap değildir. Şaşması ve sapması olmayan bir azaptır. Ardından da, onların zalim olmalarının nedeninin, ilâhî davetin dışına çıkmaları, Allah'ın ayetlerini yalanlamaları olduğu açıklanıyor. Hiç kuşkusuz, azabın anlamı; suçlunun kendisine zarar veren, kendisini çökerten bir cezayla karşılaşmasıdır, suçunun cezasını görmesidir.

Bir suç da ancak zulüm niteliğine sahip olunarak işlenir. Buna göre, eğer Allah katından üzerlerine bir azap indirilecek olursa, bu azap ancak zalim olanları helâk eder.


Düşündünüz mü hiç?

Kur’an-ı Kerim Hidayet Ve Saadet Kitabıdır(1.Bölüm)

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)