• Nombre de visites :
  • 2184
  • 10/11/2012
  • Date :

PEŞAVER GECELERİ:Hz. Ali Hilafet Makamına Daha Layık ve Evla İdi

peşaver geceleri:hz. ali hilafet makamına daha layık ve evla idi

ONUNCU OTURUM

Bütün İlimler, Hz. Ali’nin Yanında Elinin İçi Gibiydi

Nitekim Harezmi, Menakıb’ında şöyle rivayet etmiştir: “Ömer bir gün meraktan Hz. Ali’ye şöyle dedi: “Nasıl oluyor da sana sorulan tüm hükümlere, hiç düşünmeden cevap veriyorsun?”‌

Hz. Ali avuçlarını açarak; “Elimde kaç parmak var?”‌ diye sordu.

Ömer; “Beş parmak var.”‌ dedi.

Hz. Ali; “Neden düşünmeden hemen cevap verdin?”‌ dedi.

Ömer; “Düşünme gereği duymadım. Çünkü beş parmak karşımda duruyor.”‌ dedi.

Hz. Ali; “İşte bütün ilim ve hükümler benim karşımda şu elimin içi gibi duruyor. Dolayısıyla sorulara cevap verirken düşünme gereği bile duymuyorum.”‌ buyurdu.

Beyler, öylesine büyük bir kültür merkezinde bir öğretmenin buğz veya sevgisi yüzünden böylesine delilsiz konuşması ve “Ömer öyle bir büyük alimdi ki Hz. Ali bile hükümleri ona soruyordu.”‌ demesi vicdansızlık değil midir?

Muaviye’nin Hz. Ali’nin Makamını Savunması

Şimdi aklıma gelen ve dediklerime delil teşkil eden şu rivayeti de sizlere aktarmak istiyorum:

İbn-i Hacer-i Mekki Savaik 11. Bab 5. Maksad s. 110’da şöyle diyor: “İmam Ahmed bin Hanbel, Mir Seyyid Ali Hemedani ve İbn-i Ebi’l- Hadid şöyle rivayet etmektedir: “Adamın biri Muaviye’ye bir soru sorunca; “Git Ali’ye sor, o daha bilgilidir.”‌ diye cevap verdi. Adam; “Senin cevap vermen Ali’nin cevap vermesinden daha güzeldir”‌ deyince de Muaviye kızarak şöyle dedi: “Peygamber (s.a.a)’in ilim verdiği kimseyi mi hoş görmüyorsun? Peygamber (s.a.a) ona şöyle buyurmuştur: “Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranı gibisin; şu farkla ki benden sonra peygamber yoktur.”‌ Ömer de ne zaman karmaşık bir hükümle karşılaştığında onu Ali’den öğrenirdi.”‌

İşte fazilet, düşmanların bile tanıklık etmiş olduğu bir şeydir. Ali (a.s)’ın en büyük düşmanı olan Muaviye’nin bu itirafı da Hz. Ali (a.s)’ın gerçek makamını göstermeye yeterlidir. Büyük alimlerinizden İbn-i Sabbağ Fusus’ul- Muhimme’de, Muhammed bin Talha Metalib’us- Süul’de, imam Ahmed bin Hanbel Müsned’de, Harezmi Menakıb’da, Süleyman Belhi Yenabi’ul- Mevedde’de ve diğerleri kendi muteber kitaplarında şöyle kaydetmişlerdir: “Ömer bin Hattap yetmiş kez, ‘Ali olmasaydı Ömer helak olurdu.’ demiştir. Ali olmadığı takdirde karışık meselelerde zor duruma düşeceğini itiraf etmiş, helak olacağını bildirmiştir.”‌

Ömer’in, Zor Sorular Karşısında Acizliğini İtiraf Etmesi

İbn-i Sabbağ, Fusus’ul- Muhimme, 1. Fasıl 3. Bölüm, s. 18’de şöyle rivayet etmektedir: “Adamın birini Ömer’in yanına getirerek; “Nasıl sabahladın?”‌ diye sordular. Adam şöyle dedi: “Fitneyi sevdiğim, haktan hoşlanmadığım, Yahudi ve Nasranileri tasdik ettiğim, görmediğim şeye iman ettiğim ve yaratılmamış şeyi itiraf ettiğim bir halde sabahladım.”‌

Ömer, Hz. Ali’yi çağırttı. Hz. Ali gelince olayın neden ibaret olduğunu kendisine anlattılar. Hz. Ali şöyle buyurdu: “Doğru demiştir. Fitneyi sevmesinden maksat, Allah’ın da Kur’ân’da buyurduğu gibi çocukları ve malı sevmektir. Zira Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Şüphesiz ki mallarınız ve evlatlarınız sizin için birer fitnedir.”‌

Haktan hoşlanmamasından maksat ise ölümdür. Nitekim Kur’ân şöyle buyuruyor: “Ölüm sarhoşluğu hak ve hakikat olarak gelmiştir...”‌ [4]

Yahudi ve Nasranileri tasdik etmesinden maksat ise Allah-u Teala’nın şu sözüdür: “Yahudiler; ‘Nasraniler bir şey üzere değildir’ dediler, Nasraniler de; ‘Yahudiler bir şey üzere değildir’ dediler.”‌

(Yani Yahudiler Nasranilerin Nasraniler de Yahudilerin hak olmadığını beyan ediyor ve birbirini yalanlıyorlar. Bu adam da her ikisini tasdik ederek onları bu konuda doğruluyor.)

Görmediği şeye iman etmesinden maksat ise, görmediği Allah-u Teala’ya iman etmesidir.

Yaratılmayan şeye itiraf etmesinden maksat da kıyamettir ki henüz yaratılmamıştır.”‌

Bunun üzerine Ömer şöyle dedi: “Ali’nin olmadığı sorunlardan Allah’a sığınırım.”‌

Bu olayı Muhammed bin Yusuf, Kifayet’ut- Talib’in 57. babında başka bir yolla daha geniş bir şekilde Huzeyfe bin Yeman’dan, o da Ömer’den rivayet etmektedir.

Bu tür olaylar Ömer ve Ebu Bekir zamanında çokça vuku bulmuştur. Onlar cevap veremeyince Ali (a.s)’ı yardıma çağırmışlardır. Özellikle de Yahudi ve Nasrani alimleri veya materyalist düşünceli kimseler gelip soru sorunca sadece Hz. Ali onlara cevap verebiliyordu.

Buhari ve Müslim kendi Sahih’in’de, Nişaburi Tefsir’inde, İbn-i Meğazili Menakıb’da, Muhammed bin Talha Metalib’us- Süul 4. Bab s. 13’de, Hamidi Cem’un- Beyn’es- Sahihayn’de, imam Ahmed Müsned’de, İbn-i Sabbağ Fusul’ul- Muhimme s. 18’de, İbn-i Hacer Askalani Tehzib’ut- Tehzib s. 338’de, Kadı Fazlullah bin Ruzbehan Şirazi İbtal’ul- Batıl’da, Taberi Riyaz’un Nazre c. 2, s. 194’de, İbn-i Esir Usd’ul- Gabe c. 4, s. 22’de, İbn-i Kuteybe Tevil-u Muhtelif’il Hadis s. 201 ve 202’de, İbn-i Abdulbirr Kurtubi İstiab c. 2, s. 474’de, yine c. 3, s. 39’da, İbn-i Kesir Tarih c. 7, s. 359’da, Muhammed bin Yusuf Kifayet’ut- Talib 57. Bab’da, Suyuti Tarih’ul- Hulefa s. 66’da, Seyyid mümin Şeblenci Nur’ul- Ebsar s. 73’de, Semhudi Cevahir’ul- Akdeyn’de, Hacı Ahmed Efendi Bidayet’ul- Murtab s. 146 ve 152’de, Muhammed bin Ali Sebban İs’af’ur- Rağibin s. 152’de, Sibt bin Cevzi Tezkire s. 87’de, İbn-i Ebi’l- Hadid Nehc’ul- Belağa Şerhi, c. 1, s. 6’da, Ali Kuşçu Şerh-u Tecrit s. 407’de, Harezmi Menakıb s. 48 ve 60’da ve hatta bağnaz İbn-i Hacer Savaik s. 7’de, İbn-i Hacer Askalani İsabe c. 2, s. 509’da, İbn-i Kayyım Cevziye Turuk’ul- Hikemiyye s. 47 ve 53’de, birçok olay rivayet etmektedirler ki Ömer zor sorunlarda, özellikle de Rum Padişahının sorduğu zor sorularda Hz. Ali (a.s)’a müracaat etmiştir.

Velhasıl tevatüren rivayet edildiği üzere Ömer birçok olayda Ali (a.s)’a müracaat etmiş ve sorunlarını çözmüştür. Bu yüzden de bazen şöyle demiştir: “Ali’nin olmadığı sorunlarla karşılaşmaktan Allah’a sığınırım.”‌ Bazen de şöyle demiştir: “Ali olmasaydı Ömer helak olmuştu.”‌ Ve bazen de açıkça şöyle beyan etmiştir: “Ali olmasaydı Ömer neredeyse helak olacaktı.”‌

Bu bilgisiz öğretmenin aksine İbn-i Meğazili Menakıb’da ve Hamidi Cem’un- Beyn’es- Sahihayn’de şöyle rivayet etmektedirler: “Halifeler her zaman Hz. Ali ile istişare ediyorlardı. Din ve dünya işlerinde fetva merkezi Ali idi. Halifeler O’nun emir ve sözlerini dinliyordu, amel ve istifade ediyorlardı.”‌

Hz. Ali Hilafet Makamına Daha Layık ve Evla İdi

Nitekim biz de bunlardan bazısına işaret ettik. O halde Hz. Ali (a.s)’ın diğer kemalatları ve hakkında rivayet edilen onca nasların yanı sıra, O’ndan menkul bu hüküm ve olaylar da, basiret sahibi herkes için O’nun imamet, hüccet ve diğerlerinden öncelikli olduğunun en büyük delilidir. Zira a’lemiyet (herkesten ilmi çok olmak) insanın diğer kemallere sahip olduğu takdirde, evla ve layık olmanın en büyük delilidir. Nitekim Yunus suresi 35. ayette açıkça şöyle buyurulmaktadır:

“Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha layıktır, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?”‌

Elbette hidayet yolunu bilen, bilmeyenden ve hidayete muhtaç olan kimseye oranla insanlar için uyulmaya daha layıktır. Bu ayet, imamet, hilafet, dini ve dünyevi genel riyaset ve Peygamber (s.a.a)’in yerine geçme noktasında akli bir kaide olan mefzulun fazile (aşağı olanın üstün olana) tercih edilmeyeceğinin en büyük delilidir.

Nitekim Zümer suresi 9. ayette şöyle buyurulmaktadır: “De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”‌

İnsaflıca Hüküm Vermek Gerekir

Beyler lütfen Allah’ın rızası için adetlerinizi ve bağnazlığı bir tarafa bırakıp insaflıca hüküm verin. Her konuda ilmi kuşatıcılığı apaçık ortada olan, Şii/Sünni hatta dinden uzak kimselerin dahi kabul etmiş olduğu ve Peygamber (s.a.a)’in tavsiyede bulunduğu bir şahsın alaşağı edilmesi insafa sığar mı? Onu gerçekten hile ve siyasetle işten alıkoymadılar mı?

Acaba bütün ümmet ve ashap arasında,Peygamber (s.a.a)’in ilim kapısı, muttakilerin İmamı ve Müslümanların efendisi olacak ve hilafette herkesten öne geçirebileceğiniz başka bir kimse var mıdır? Eğer Peygamber (s.a.a)’den sonra ümmet arasında Ali’den daha bilgili takvalı ve zahit birisini bulamazsanız, o halde aklın hükmü gereği tasdik edin ki Ali hak üzere olan bir İmam, halife, Peygamber (s.a.a)’in vasisi ve hilafete en layık olan kimseydi. Ama ne yazık ki, böyle bir insan hile ve oyunlarla işten uzaklaştırıldı.

Şeyh: Efendimiz Ali’nin (k.v) ilmi ve ameli faziletleri herkesin ittifak etmiş olduğu bir şeydir. Bir avuç inatçı, bağnaz ve cahil kimse dışında hiç kimse bunu inkar etmemiştir.

Ama şu da kesindir ki Ali (k.v) bizzat halifelerin hilafetini kabul etmiş, onların öncelik hakkına teslim olmuştur. Biz neden, sizin tabirinizle kraldan çok kralcı olalım, 1300 yıl sonra birbirimizle savaşıp Ali (a.s)’ın hakkının gasp edildiğini soralım? Neden barış içerisinde olmayalım? Tarihin ve alimlerinizin de tasdik etmiş olduğu üzere Peygamber (s.a.a)’den sonra Ebu Bekir, Ömer ve Osman sırasıyla hilafete geçmişlerdir. Biz de Hz. Ali’nin Peygamber (s.a.a)’e olan yakınlığı, ilmi ve ameli üstünlüğünü kabul ederek bir arada yaşayalım. Diğer dört Ehl-i Sünnet mezhebi birbiriyle uyum içinde olduğu gibi Şia da bize yakınlaşsın, uzak durmasın.

Elbette biz de efendimiz Ali’nin (k.v) ilmi ve ameli makamını inkar etmiyoruz. Ama siz de tasdik edersiniz ki yaş, siyaset, ihtiyat, tahammül ve düşmanlar karşısında sabır noktasında elbette ki Ebu Bekir daha üstündü ve bu açıdan ümmetin de icmasıyla hilafete geçti. Ali ise genç ve tecrübesiz olduğundan hilafet gücüne sahip değildi. Nitekim 25 yıl sonra da hilafete geçince siyaset gücü olmadığı için onca kanlar döküldü ve ayaklanmalar oldu!

Davetçi: Birden fazla konuya girdiniz. Aldığım notlar esasınca hepsine ayrı ayrı cevap vermek zorundayım.


[4] - Kaf/19

PEŞAVER GECELERİ:İbn-i Sabbağ Maliki’nin Hz. Ali’nin İlim ve Faziletleri Hakkındaki Beyanı

PEŞAVER GECELERİ:Ömer’in İlmi Makamı Hakkında Soru ve Onun Yanıtı

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)