• Nombre de visites :
  • 1105
  • 23/10/2012
  • Date :

PEŞAVER GECELERİ:On İki İmam Şiası’nın İnancı

peşaver geceleri:on iki imam şiası’nın inancı

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Beşinci fırka, hak olan on iki İmam Şia’sıdır. Bunlar akıl ve nakle uygun şeriatın özüne sahiptirler. Gerçek olan şialar işte bunlardır; ama önce bahsedilen o dört fırka sahte şialardır.

Bu şiaların akidesini, sonralardan yanlış nispetler onlara vermemeniz için özet olarak size arz etmek istiyorum. İmamiyye Şia’sı topluluğu Allah-u Teala’nın varlığına, benzeri ve eşi olmadığına, cisim, surat, cevher ve araz olmadığına ve bütün imkanı sıfatlardan uzak olduğuna inanmaktadırlar. Bütün araz ve cevherleri yaratan O’dur ve varlıkları yaratmada ve onlara feyiz vermede ortağı yoktur.

Ariflerden bazıları Allah-u Teala’da olmayan sıfatları şiirlerinde şöyle zikretmişlerdir:

Ne mürekkebdir, ne cisim, ne cevherdir, ne de araz.

Ortağı yoktur O’nun, müstağni bil yaratıcıyı.

Vacib’ul- Vücudun künhü kesinlikle görülmediğinden ve diğer taraftan da yaratıkları hidayet etmesi gerektiğinden dolayı beşer cisminden bazı elçiler seçerek insanları hidayete yönlendirmeleri için her zamanın halkının ihtiyaçları gereğince açık deliller, mucizeler ve düsturlarla onlara göndermiştir. Onların sayıları oldukça çoktur; hepsi ulu’l- azm ve insanların kılavuzu olan beş peygamberin yani Şeyh’ul- enbiya Nuh, Halil’ur- Rahman İbrahim, Kelimullah Musa, Ruhullah İsa ve peygamberlerin sonuncusu Muhammedin’il- Mustafa’nın emirleri altındadırlar. Son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.a)’in din ve şeriatı kıyamet gününe kadar baki kalacaktır.

Şia topluluğu şuna inanmaktadırlar ki:

“Muhammed (s.a.a)’in helali kıyamete kadar helâldir, haramı da kıyamet kadar haramdır; şeriatı de kıyamet gününe dek devam edecektir.”‌

Allah-u Teala insanların iyi veya kötü bütün amelleri için ceza ve mükafat belirlemiştir. Bunlar cennet ve cehennemde onlara verilecektir. Ceza ve mükafat için tayin olan güne yevm’ul- ceza diyorlar. Allah-u Teala dünya sonra erdikten sonra bütün mahlukatı evvelinden sonuna kadar diriltecektir. Cismi olan bu bedenle mahşere götürecektir. Mahkeme ve sorgu-sualden sonra herkesi kendi ameline göre cezalandıracak veya mükafatlandıracaktır.

Nitekim genel olarak semavi kitaplarda, özellikle Tevrat, İncil ve Kur’an-ı Kerim’de haber vermiştir. Kur’ân-ı Kerim senedi sağlam, sabit ve muhakkak olan muttasıl bir senetle elimize ulaşmış ve tahrif de olmamıştır. Biz bu kitabın düsturlarıyla amel etmekte; Allah katında mükafatlanacağımıza ümitliyiz.

Bu semavi kitapta yazılmış olan, örneğin: Namaz, oruç, zekat, humus, hac, cihat vs. gibi bütün ahkamlara inanıyoruz. Aynı zamanda Resulullah vasıtasıyla bize ulaşan bütün farz ve sünnet olan düsturlara inanmaktayız; Allah-u Teâla’nın yardımıyla onlarla amel etmeye kararlıyız. Şarap kumar, zina, livat, rıba, zulüm ve insan öldürmek gibi büyük-küçük bütün günahlardan titizlikle kaçınıyoruz.

Biz Şia topluluğu şuna inanıyoruz ki, Allah-u Teala, bu İlahi ahkamı ve düsturları getireni seçip halka tanıtmıştır. Resulullah (s.a.a)’in vefatından sonra onun dini ve şeriatını koruyan birinin olması gerekir. Allah-u Teâla Hz. Peygamber’i seçip halka tanıttığı gibi, onu da yani peygamberin vasi ve halifesini de Hz. Peygamber vasıtasıyla ümmete tanıtmalıdır.

Nitekim bütün peygamberler Allah-u Teâla’nın emriyle kendi vasilerini tanıtmışlardır. Onların en faziletlisi olan Hatem’ul- Enbiya da, fesat ve ümmetin ihtilafını önlemek için kendi vasilerini Allah-u Teala’nın emriyle cari olan sünnet üzere onlara tanıtmıştır. Allah-u Teala tarafından tanıtılan Resulullah’ın vasiler on iki kişidir. Onların evveli vasilerin efendisi olan Ali bin Ebi Talib’tir; ondan sonra oğlu Hasan, ondan sonra Hasan’ın kardeşi Hüseyin, ondan sonra Hüseyin’in oğlu Zeyn’ul- Abidin, ondan sonra onun oğlu Muhammed Bakır, ondan sonra onun oğlu Cafer Sadık, ondan sonra onun oğlu Musa Kazım, ondan sonra onun oğlu Ali Rıza, ondan sonra onun oğlu Muhammed Taki, ondan sonra oğlu Ali Naki, ondan sonra onun oğlu Hasan Askeri, ondan sonra onun oğlu Mehdi’dir. Allah’ın hücceti olan 12. İmam gözlerden gayıptır. Ama Allah-u Teâla onunla yeryüzünü zulümle dolduğu gibi adaletle dolduracaktır.

İmamiyye Şiası'nın inancı şudur ki, bu hak olan 12 İmam Allah tarafından Peygamber vasıtasıyla bizlere tanıtılmıştır. Bunların 12.si yani Hz. Mehdi (a.s) mütevatir ve müstefiz hadislere göre gaybete çekilmiştir. Bu hususta siz Ehl-i Sünnet alimlerinden de pek çok hadisler vardır. Bütün peygamber ve vasilerin zamanında gaybet olduğu gibi o zamanda da gaybet olmuştur. O kutsal vücudu Allah-u Teâla zulmü ortadan kaldırmak ve adaleti yaymak için vakti gelince zuhur etmek üzere onu gözlerden uzak kılmıştır.

Bu İmam (Mehdi), bütün alemi ıslah edecektir; herkes böyle bir şahsın zuhur edeceğini beklemektedir.

Velhasıl Şia topluluğu Ehl-i Beyt, has sahabe ve güvenilir raviler vesilesiyle bize ulaşan bütün sahih hadislere ve Kur’ân-ı Kerim’de geçen bütün ahkamlara inanmaktalar. Bu kutsal inanca, ana ve babalarımızı taklit yoluyla değil, aksine tahkik, mantık ve delille yetiştiğimden dolayı Allah’a şükürler etmeyim ve bu inanç ve mezheple iftihar ediyorum.

Kimin bu din ve mezhepte bir şüphesi olursa, ben o şüpheyi gidermek ve gerçekleri ispat etmek için Allah Teala’nın yardımı ile hazırım.

(Bu esnada ezan sesi yükseldi, namaz vakti oldu, namaz kılıp çay içtikten sonra Hafız efendi söze başladı.)

Hafız: Kıble sahip Şia fırkalarının tarihini beyan ettiğinizden dolayı çok memnun olduk. Ama sizin hadis ve dua kitaplarınızda, sizin sözlerinizin aksine, zahirleri İsna Aşeriyye (on iki İmam) Şiası’nın küfrünü gösteren bazı sözler mevcuttur.

Davetçi: O hadis ve duaları ve sakıncalı olan sözleri, hak ortaya çıkması için buyurursanız çok iyi olur.

Marifet Hadisini Eleştiri

Hafız: Çok hadisler görmüşüm fakat şimdi aklıma gelen şey şudur ki, sizin büyük alim ve müfessirlerinizden olan Feyz-i Kaşani, “Tefsir-i Safi”‌de şöyle bir hadis naklediyor: “Bir gün Hz. Hüseyin ashabı karşısında şöyle dedi:

“Ey insanlar Allah-u Teala, kulları ancak O’nu tanımak için yaratmıştır. O’nu tanıdıklarında O’na ibadet ederler, ibadet ettiklerinde O’ndan başkasının ibadetinden müstağni olurlar.”‌

Ashabından bir kişi: “Ey Resulullah’ın torunu, anam-babam sana feda olsun! Allah’ı tanımak nedir?”‌ dediğinde şöyle buyurdular: “Her zamanın ehli, kendisine itaati farz olan İmamları tanımasıdır.”‌

Eleştirinin Cevabı

Davetçi: İlk önce hadisin senedinin silsilesine dikkat etmek gerekir; acaba hadis doğru mu, muteber mi, hasen mi, zayıf mı, veya merdut mu? Doğru olduğu takdirde, tevhit hakkındaki apaçık ayetler ve Ehl-i Beyt yoluyla ulaşan mütevatir hadisler karşısında haber-i vahitle amel etmek doğru değildir. Siz neden tevhit hakkındaki mevcut olan bu kadar hadisleri ve Ehl-i Beyt İmamlarının maddicilerle münazaralarını ve halis tevhidi ispat etmelerini görüp onlara teveccüh etmiyorsunuz? Halbuki Şia’nın önemli bütün tefsirleri ve hadis kitapları örneğin: Tevhid-i Mufazzal ve Tevhid-i Saduk ve Allame-i Meclisi’nin Bihar’ul- Envar kitabındaki tevhid bölümü ve Şia alimlerinin tevhid hakkındaki kitapları Ehl-i Beyt’ten naklolunan mütevatir hadislerle dolup taşmaktadır.

Siz neden hicri 413’te vefat eden ve Şia’nın büyük alimlerinden olan şeyh Mufi’din “En- Nuket’ul- İ’tikaddiyye”‌ risalesini ve böylece o şahsiyetin telif etmiş olduğu “Evail’ul- Mekalat fi’l- Mezahib-i ve’l Muhterat”‌ kitabını mütalaa etmiyorsunuz? Ve neden şeyh Ebu Mensur Ahmet bin Ali bin Ebi Talip et- Tabersi’nin “İhticac”‌ kitabına Hz. Rıza (a.s)’ın muhalifler ve tevhidi inkar edenler karşısında halis tevhidi nasıl ispat ettiğini bilip öğrenmeniz için müracaat etmiyorsunuz da dönüp dolaşıp müteşabih hadisleri bulup onlara dayanarak Şia’ya saldırıyorsunuz? Arap şair ne de güzel söylemiştir:

Acaba benim gözümde çer-çöpü görüyorsun da;

Neden kendi gözündeki hurma gövdesini görmüyorsun?

Güya muhterem beyler kendi kitaplarındaki saçma-sapan, hatta küfriyatı görüp onlara dikkat etmiyorlar. O kitaplarda öyle sözler vardır ki, yavrusu ölen anneyi bile gülmeye zorluyorlar. Eğer onları görseniz utançtan başınızı yukarı kaldıramazsınız. Hatta sizin kendi güvenilir Sihahlarınızda o kadar gülünç hadisler nakl olunmuş ki insanı hayretler içerisinde bırakıyor.

Hafız: Gülünç olan sizin sözlerinizdir ki, büyüklük ve yücelikte eşi görülmemiş kitaplara, özellikle bizim alimlerimizin iftiharla hadislerini kabul ettiği Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim’e hurafe ve hata nispeti vererek değerlendiriyorsunuz. Kim bu iki kitaptaki hadisleri inkar eder ve bunlardaki olan sözlerin hata olduğunu söylerse, gerçekte Ehl-i Sünnet ve’l- Cemaat mezhebini inkar etmiştir. Çünkü bu iki büyük kitap Kur’ân’dan sonra toplum içerisinde en muteber sayılan kitaplardır.

Nitekim İbn-i Hacer-i Mekki “Savaik'ul- Muhrika”‌ kitabının evvelinde görmüş olsanız şöyle yazmıştır:

“Bu bölüm Ebu Bekir’in hilafeti niteliğinin beyanı hakkındadır. Buhari ve Müslim bunu Sahihayn’de rivayet etmişlerdir. Bu iki kitap Kur’ân’dan sonra ümmetin icmasıyla en sahih kitaplardır.”‌

Şu açıktır ki, bu iki kitapta naklolunan hadislerin Resulullah’dan nakl olunduğu kesindir. Çünkü ümmet bunları kabul etmede icma etmiştir ve ümmetin kabul ettiği her şey de kesindir. Binaenaleyh Sahihayn kitaplarında naklolunan hadislerin de doğruluğu kesindir. Öyleyse bir kimse nasıl cüret edip de bu iki kitapta küfriyat, saçma-sapan söz ve hurafeler vardır diyebilir!


PEŞAVER GECELERİ: Zeydiyye,Kiysaniyye,Kaddahiyye ve Gulat fırkalarının inançları

PEŞAVER GECELERİ: Muhammed Ehl-i Beyt’ine Salat Etme Hususunda Yapılan Tenkit ve Onun Yanıtı

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)