• Nombre de visites :
  • 596
  • 22/10/2012
  • Date :

PEŞAVER GECELERİ:Şia’nın Manası ve Teşeyyü’nün Hakikati Hususunda

peşaver geceleri

İKİNCİ OTURUM

Davetçi: Elbette beyler biliyorlar ki Şia sözlükte takip etme ve taraftar manasındadır; “şiat’ür- recül”‌ yani kişinin takipçisi ve yardımcısı. Sizin büyük alimlerinizden olan Firuz Abadi kendi lügatında şöyle diyor: “Şu isim (Şia lafzı) ile genellikle Ali ve Ehl-i Beytini sevenler adlandırılmıştır; öyle ki artık onlar için özel bir isime dönüşmüştür.”‌

Ama siz bilerek veya unutarak veyahut tefsir ve hadis ilmine ihatanız olmadığından ve geçmişlerin sözlerinin etkisinde kalarak hiçbir deliliniz olmaksızın; “Şia lafzı ve onun Ali ve Ehl-i Beytinin (aleyhim’us- selam) takipçilerine verilmesi Osman zamanında ortaya çıkmıştır ve bu ismi veren de Yahudi Abdullah bin Seba'dır”‌ diye buyurarak büyük bir yanlışlığı düştünüz; oysa ki mesele buyurduğunuz şekilde değildir. Sizin kendi kitap ve tefsirlerinizde yer alan muteber hadislere göre Şia terimi Resulullah (s.a.a)’in kendi zamanında Ali bin Ebi talip (a.s)’ın takipçilerine verilen isimdir.

Şia ismini Hz. Ali (a.s)’ın takipçilerine veren, sizin sözünüzün aksine Resulullah (s.a.a)’in kendi şahsı olmuştur. Bu kelime vahiy sahibinin kendi dilinden cari olmuştur; O Peygamber ki Allah-u Teâla onun hakkında şöyle buyurmuştur:

“O, heva ve hevesten (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz; söyledikleri yalnızca O’na vahy olunan şeyden başka bir şey değildir.”‌[2]

İşte böyle bir Peygamber’in kendisi Hz. Ali (a.s)’ın taraftar ve takipçilerini, “Şia”‌, “Naci”‌ ve “Kurtuluşa Erenler”‌ olarak adlandırmıştır.

Hafız: Nerede böyle bir şey var da biz onu şimdiye kadar görmemişiz?

Davetçi: Siz görmemişsiniz veya görmek istememişsiniz veyahut görüp de gerçeği itiraf etmeyi kendi makamınıza uygun görmüyorsunuz veyahut da etba (tabi olan, taraftar...) ve müritlerinizi göz önünde bulunduruyorsunuz.

Ama biz görmüş ve hakkı gizlemeyi de din ve dünyamıza uygun görmüyoruz. Çünkü Allah-u Teâla Kur’ân-ı Kerim’in iki ayetinde hakkı gizleyenlere açıkça lanet etmiş ve onları ateş ehli bilmiştir.

Birincisi; Bakara suresi ayet 159’da şöyle buyurmuştur:

“Şüphesiz apaçık belgelerden (ayetlerden) indirdiklerimizi ve insanlar için kitapta açıkladığımız hidayeti gizlemekte olanlar; işte onlara, hem Allah lanet eder, hem de lanet ediciler lanet eder.”‌

İkincisi; yine Bakara süresi ayet 174’de şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın indirdiği kitaptan bir şey göz ardı edip saklayanlar ve onunla değeri az (bir karşılığı) satın alanlar; onların karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Allah da kıyamet günü onlarla konuşmaz ve onları arındırmaz. Ve onlar için acıklı bir azap vardır.”‌

Hafız: Ayet-i şerife haktır; elbette kim hakkı gizlerse bu ayetlerin konumu dahilindeki kimse olacaktır. Ama biz şimdiye kadar gizleyecek bir hak tanımadık; elbette her hakkı tanıdıktan sonra onu göz ardı edip saklarsak bu ayetin hükmü bizim de hakkımızda geçerli olacaktır; ümidimiz, hiçbir zaman mezkur ayetlerin hükmüne tabi tutulmamaktır.

Davetçi: Şimdi Allah-u Teâla’nın lütuf ve inayetiyle ve Hatem’ul- Enbiya (s.a.a)’in özel teveccühü ile edebildiğimiz kadar güneşten daha apaçık olan hakkı, örtülü perdenin altından çıkarıp aziz kardeşlerime (mecliste hazır bulunan Ehl-i Tesennün’e işaret) göstereceğim. Ümit ederim ki, zikrettiğimiz her iki ayeti daima gözümüzün önünde bulundurup adet ve taassubun bizlere galip gelmesine ve herhangi bir hakkı gizlemeye sebep olmasına müsaade etmeyiz.

Hafız: Allah şahidim olsun ki, her vakit bir hak bana sabit olursa, cidal etmeyeceğim. Alicenap benimle muaşeret etmediğinden dolayı ahlakımı bilmiyorsunuz; nefsimin isteklerine galip olmak için çok ciddi ve kararlıyım. Her vakit bir konuşmanın karşısında sustuğumu görürseniz, o zaman bilin ki o mevzu hakkında tamamıyla aydın (ikna) olmuşum. Eğer mücadele ve mugalâta için bir yol olsa da cedel etmeyeceğim; eğer cedel etmeye kalkışırsam kesinlikle bu iki ayetin hükmüne dahil.

Şimdi hak olan beyanlarınızı dinlemeğe hazırım; inşaAllah ki, Allah-u Teâla bizi ve sizi hakka hidayet eder.

Davetçi: Hafız Ebu Naim-i İsfehanî Ahmed bin Abdullah ki, ulema-i i’zam, muhaddisin-i fiham ve muhakkikin-i kiramınızdandır; İbn-i Hallakan “Vefeyat’ul- A’yan”‌ kitabında onu şöyle tarif etmiştir: “O, en büyük güvenilir hafızlardan ve en bilgili mühaddislerdendir. Onun on ciltlik “Hilyet’ul- Evliya”‌ kitabı en güzel kitaplardandır.”‌

Salahuddin Halil bin İpek-i Safdi “Vafi bi’l- Vefeyat”‌ kitabında onun hakkında şöyle diyor: “Tac’ul- muhaddisin hafız Ebu Naim ilim, zühd ve diyanette imamdı; rivayetleri anlamakta, onları nakl etmekte, hıfz ve dirayet gücünde yüce bir makama sahipti. Onun en güzel tasniflerinden biri de on ciltlik “Hilyet’ul- Evliya”‌ kitabıdır; bu kitap sahihayn (Sahih-i Buhari ve Sahih-i Müslim)’dan tahriç edilmiştir. Buhari ve Müslim’deki hadislere ilaveten, kendisinin duymuş olduğu birçok diğer hadisleri de nakletmiştir. Muhammed bin Abdullah el-Hatibi de “Rical-i Mişkat’il- Mesabih”‌de onu şöyle tarif ediyor: “O, güvenilir hadis şeyhlerindendir; onun hadisleriyle amel edilmiş ve sözlerine de başvurulmuştur; o, şanı yüce birisidir; yaşı ise 69’dur.”‌


[2] - Necm/3.

PEŞAVER GECELERİ:Şia Mezhebini Eleştirme

PEŞAVER GECELERİ: İbrahim Mücab’ın Evlatları

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)