• Nombre de visites :
  • 1818
  • 20/9/2012
  • Date :

KUR’AN’DA ADALET

kuran da adalet

ADALET [2]

Milliyet ve kavmiyet esasına dayalı toplumlara gelince, İslâm bu toplumlarda geçerli olan din dışı bağları nazarı itibara almaz. Anlaşılan o ki, dinî toplumun ölçülerine göre bu şahitlerin mutedil ve ortalama durumda olmaları demek, onların dindarlıklarına güvenilir, dinde mahvedici büyük günah sayılan kötülüklerden sakınan kimseler olmaları demektir. Nitekim yüce Allah,

"Eğer size yasak edilen günahların büyüklerinden kaçınırsanız, sizin küçük günahlarınızı bağışlarız ve sizi şerefli ve güzel bir yere sokarız." (Nisâ, 31) buyuruyor.

 Büyük günahların anlamını bu ayetin tefsiri sırasında dördüncü ciltte anlatmıştık.

Şu ayette bu anlam ifade edilmektedir: "İffetli kadınları zina etmekle suçladıktan sonra bu konuda dört şahit gösteremeyenlere seksen kırbaç vurun ve artık şahitliklerini hiç kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir. Yalnız bu iftira suçunun arkasından tövbe ederek tutumlarını düzeltenler bu hükmün kapsamı dışındadırlar. Çünkü Allah affedici ve merhametlidir." (Nur, 5) "Şahitlerden razı olduğunuz..." (Bakara, 282) ayeti de, inceleme konumuz olan ve adaletli olmayı şart koşan ayetle aynı anlamı ifade ediyor. Çünkü burada söz konusu edilen razı olma, dinî toplumun vereceği bir rızadır. Dinî toplum ise dine dayanması hasebi ile sadece din alanındaki davranışları güvenilir olan kimselere onay verir. Bu, bilinen bir gerçektir.

İşte fıkıhta "adalet melekesi" diye adlandırdığımız sıfat budur. Bu sıfat, ahlâkî anlamda adalet melekesinden farklıdır. Fıkıh alanında söz konusu olan adalet, çevrenin görüşüne göre büyük günahlardan caydıran bir nefis yapısına sahip olmaktır. Ahlâkî adalet ise, gerçek anlamda insanda kökleşen bir meleke demektir. Bu incelemede anlatmaya çalıştığımız adalet, Ehlibeyt İmamlarından (hepsine selâm olsun) gelen rivayetlerde tarif edilen adalettir. Meselâ Men La Yahzuruh'ul-Fakih adlı eserde müellif kendi rivayet zinciriyle İbn-i Ebu Yafur'dan şöyle rivayet eder: "İmam Cafer Sadık'a (a.s), 'Bir kişinin Müslümanlar tarafından adil olduğu ne ile anlaşılacak ki, onun onların lehinde veya aleyhindeki şahitliği kabul edilebilsin?' diye sordum. Bana şu cevabı verdi: kabul edilebilsin?' diye sordum. Bana şu cevabı verdi: Müslümanlar onu terk etmesi [=görünür günahları olmaması], iffetlilik [=kaçınması], karnına, edep yerine, eline ve diline hâkim olması ile, içki içmek, zina etmek, faizcilik, ana-babaya asi olmak, savaştan kaçmak gibi Allah'ın cehennem azabı ila tehdit ettiği büyük günahlardan kaçınması ile tanır ve bilirsiniz."

"Bütün bunlara delil olacak tutum, kişinin kusurlarını gözlerden saklı tutmasıdır. Öyle olunca Müslümanların gördüklerinin ötesindeki kusurlarını ve ayıplarını kurcalamaları haram olur. Onun pâk ve adil olduğunu belirtmeleri gerekir. Ayrıca namazlara bağlılığını göstermesi gerekir. Bunun için namazlarını devamlı olarak vakitlerinde ve cemaatle kılması ve mazeretsiz olarak cemaatten geri kalmaması esastır."


İslâm Hükümlerinde Adalet

Adalet Nedir?

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)