• Nombre de visites :
  • 1456
  • 2/7/2012
  • Date :

İslam’da Tasavvuf ve İrfan -2

islamda tasavvuf ve irfan

Ama bütün bu görüşler arasında en meşhur ve sahih görüş, en son görüştür. Zira sufiler genelde istihbabı bir takım rivayetlere istinat eden yün elbise giyerlerdi. Bu yüzden halk arasında "sufi" (yün elbise giyenler) olarak meşhur olmalarına sebep oldu. (Aynı Eser, s,73-76)

İrfan ve tasavvuf kelimelerinin Müslümanlar arasındaki tarih‌çesine gelince "Tasavvuf ve İslam" yazarı bu hususta şöyle nakle‌diyor:

"Tarihte ilk defa kendisine sufi denilen kişi, M. 8, H. 2. asrın yarısında yaşamış olan ve kendine has riyazet akidesi olan Kufeli Şİİ kimyager Cabir b. Hayyan ve Ebu Haşim el-Kufidir. Tarihte ilk defa sufi kelimesi şahıs bazında Kufe'de kullanılmıştır." (Tasavvuf ve İslam s. 8)

Evvela sufi kelimesinin ilk defa Kufe'de kullanıldığı doğru değildir. Bazıları ilk defa Bağdat ahalisi tarafından kullanıldığını söylemişse de Ebu Nasr-i Sirac bunu reddederek şöyle diyor: "Su‌fi" kelimesinin Bağdat ahalisince icad edildiği iddiası doğru değil‌dir Zira sufi kelimesi ashaptan bazısını derk eden Hasan-i Basri za‌manında da meşhur idi."

Elbette ki içinde “suf”‌ (yün) kelimesi bulunan bir takım ha‌disleri göz önünde bulundurur ve sahih kabul edecek olursak "su‌fi" ve "tasavvuf kelimesinin Peygamber zamanında da kullanıldığını ve dolayısıyla Sufi kelimesinin İslam'dan önceki dönemlerde de mütedavil olduğunu söyleyenlerin iddiasını kabul etmek de mümkündür.

İrfan ıstılahının Müslümanlar arasında ne zamandan beri kullanıldığı hususunda da kesin bir şey söylenemez. Ama H. 298 yı‌lında ölen Cüneyd-i Bağdadi'nin sözlerinde yer aldığına göre H. 3. asırda arifler arasında mütedavil olduğunu söylemek de müm‌kündür

Elbette şunu da söylemek gerekir ki ilk başlarda irfan, ibadet zühd ve tasavvuf kelimeleri birbirinden pek farklı şeyler değildi. İbn-i Sina bu hususta şöyle diyor:

"Dünyadan yüz çevirene zahid diyorlardı. İbadetlerine titiz olanı abid, Allah'a teveccüh eden ve ilahi nurlara mazhar olan kimseye ise arif diyorlardı. Bazen de bunlardan bazısı diğer bazısı ile terkib ediliyor ve öyle ifade edili‌yordu." (Aynı eser; s. 69-70)

İrfan kelimesi tarih boyunca bir takım değişiklikler geçirmiş ve sonun da da tasavvuf ile eşanlamlı sayılmıştır Ama demek ge‌rekir ki tasavvuf irfanın cilvelerinden bir şube konumundadır. Ta‌savvuf irfanın tümü değildir. İrfan genel manasıyla tüm din ve mezheplerle uyumlu olan bir yoldur. İrfan çeşitli şekilleriyle tüm din, mezhep, millet ve kavimler arasında var olan bir yoldur.

Hat‌ta totemci kavimlerin bile sır ve rumuz dolu bir dünyaları vardır ve iş bu sırlara erişebilmek için âşıkane çaba sarf ediyor, çalışıyor‌lar. Eski Hind, İran, Hıristiyan ve İslam dininde de irfanın hakikati müşahede edilmektedir. Hatta cabbar ve müntakim bir Allah'a inanan ve dolayısıyla da irfandan nasibini alamadıkları sanılan Ya‌hudilikte de bu manada irfani bir zevk ve hakikat vardır.

Ama dediğimiz gibi irfan tasavvuf ile eşanlamla bir kelime değildir. İrfan tasavvuftan daha yüce bir mana ifade eder. Tasav‌vuf irfandan feyizlenen bir yoldur. İrfan genel manasıyla tasavvuf ve diğer yollara da şamildir. İslam sufilerinin büyüklerinin dilinde de arif, sufiden daha yüce bir manada kullanılmıştır.

Velhasıl irfan ve tasavvuf, hakikatlerin- keşf, şuhud, riyazet-tezkiye-i nefs ve batma teveccüh yoluyla derk edileceğini mümkün sayan bir yoldur. Arif ve safinin bu seyr-i sülükteki maksadı da sa‌dece Allah'tır. Arif insan Allah'a aşk ve muhabbet ile tapar; sevab ümidi veya azab korkusuyla değil. Nitekim Hz. Ali (A) Dua-i Kü‌meyl'de şöyle buyuruyor:

"Farz edelim ki azabına sabrettim, ama ayrılığına nasıl sabre‌deyim" Allah'ın veli ve arif kullan Allah'a besledikleri aşk ile iba‌det ederler ve Allah'tan uzak kalmanın cehennem azabından daha şiddetli olduğuna inanırlar.

Akıl yolu düğüm üzere düğümdür.

Arifler için Allah'tan gayrisi hiçtir."


İslam’da Tasavvuf ve İrfan -1

İRFAN VE AKIL

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)