• Nombre de visites :
  • 979
  • 21/12/2011
  • Date :

Şems Divan'ında Aşkın Sesi  -2

şems divanında aşkın sesi

Bu ilahî aşkın sesi her nefeste sağdan soldan insanın kulağına gelmekte olduğu halde, herkes onun sesini duymaya güç yetiremez. Sadece nefs-i emmârelerini maddî ve dünyevî kayıtlardan temizleyen ve kendilerine baş kulağından başka bir kulak satın alan kimseler onun ayak seslerini duyabilir ve ondan tam olarak lezzet alabilirler. İşte Mevlana bu aşkın sesinin her nefeste kulağında yankılandığı nadir kişilerden birisidir.

“ Her solukta aşkın sesi gelmede sağdan soldan ; Göklere ağıyoruz biz, yok mu seyredecek olan?”‌

Mevlana'ya göre, insanı göklere doğru yükselten, onu meleklerle arkadaş eden ve âlemlerin Rabbinin huzurunda sevinç içinde bulunduran işte bu aşktır. Çünkü insan aslı itibarıyla o yücelere aittir; onun asli vatanı ve şehri bu fani dünya değil, o baki ve gerçek olan âlemdir. Bu yüzden Mevlana şöyle demektedir:

“Göklerdeydik biz, meleklerdi bizim yârimiz. Yine gideriz hepimiz, orasıdır çünkü şehrimiz”‌

      İnsan, yeryüzünde Allah'ın halifesi olarak, yaratıcısını kendi ruhundan ruh üflediği bir varlık olarak feleklerden ve meleklerden daha üstündür. Bu ikisinden de ötelere geçmeyi başarırsa, Allah'ın kibriyasını kendisine menzil edinir. “Felekten de yükseğiz biz, melekten de yüceyiz. Neden geçmeyelim ikisinden de, ululuktur menzilimiz.”‌ İnsan, kimilerinin zannettiği gibi sadece bir avuç toprak parçasından ibaret değildir; aksine o kadar değerli bir cevhere sahiptir ki o cevher varlık âleminde başka hiçbir canlıya nasip olmamıştır. O tertemiz cevher insan ruhudur ve bu ruhun en mükemmel örneği, kâinatın yaratılış sebebi ve varlıkların övüncü olan Hz. Muhammed Mustafa (s)'dır. “Tertemiz inci nerde, toz toprak dünya nerde? Ne diye indiniz, toplanın, ne işiniz var bu yerde? Genç talihtir yârımız, can vermektir kârımız. Âlemlerin övüncü Mustafa, kervanbaşımız, iftiharımız .”‌ Yukarıdaki beyitler Mevlana'nın irfanî görüşünü en güzel şekilde yansıtan ünlü gazellerinden birisinden alınmıştır. Şems Divan'ı baştan sona buna benzer gazellerle doludur. Mevlana gerek Mesnevi'de gerek Şems Divan'ında pek çok kez aşkın çeşitli anlamlarını tarif etmiş, her defasında yeni bir aşk tarifine ulaşmış, aşk ve âşıklık hallerinin sonsuzluğu nedeniyle nihayet aşkın tarif edilemeyeceği sonucuna varmıştır. Bir yerde şöyle demektedir: “Ey aşk herkese göre nice adın ve lakabın var. Ben dün gece bir başka ad verdim sana: Devasız dert .”‌ Dertsiz aşk, meyvesiz ağaç gibidir. “Aşk sözü dertsiz olursa meyve vermez, Heves kulağından, dilden başka bir yere ulaşmaz .”‌     

Aşkın mahiyetini ve hakikatini yine aşktan sormak lâzımdır. Çünkü güneşin delili yine güneştir. O zaman aşkın nazik kimselerin değil pehlivanların işi olduğunu yine aşkın kendisi söyleyecektir.

“Aşkı kimseden sorma, aşktan sor; aşk inciler yağdıran bir buluttur a oğul.

      Benim tercümanlığıma ihtiyacı yok; aşk, kendisinin tercümanıdır a oğul.

      Aşk yufka yürekli naziklerin işi değil; aşk, pehlivanların işidir a oğul .”‌

Aşk, yaşanması ve tecrübe edilmesi gereken bir şeydir; çünkü işitmekle tatmak arasında büyük fark vardır.


Şems Divanında Aşkın Sesi  -1

Mevlana ve İnsan 3

Mevlana ve İnsan 2

Mevlana ve İnsan 1

Mevlana

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)