• Nombre de visites :
  • 1880
  • 15/5/2011
  • Date :

Pârsî-yi Derî- Derî Farsçası-1

pârsî-yi derî- derî farsçası

İslâm öncesi ve İslâm’ın zuhuru esnasındaki İran lehçeleri ve meşhur edebî diller arasından resmî bir dil şeklinde ortaya çıkan ve tüm İslâm dönemi boyunca siyasî, ilmî, ve edebî yararlanma konusu olan hatta uzun bir süre Asya kıtasının büyük bir bölümünün siyasî dili haline gelen tek lehçe, şairlerimizin ve yazarlarımızın bazen “Derî” bazen de “Pârsî” ya da “Pârsî-yi Derî” diye niteledikleri Derî Farsçasıdır.

Bu dilin “Derî” olarak isimlendirilmesi, onun şahların sarayına özgü olmasıdır. Zira sarayda, devlet kademesinde ve padişahlık merkezinde konuşma konusu olan dile Derî dendiği kuralı eskiden beri vardı. Derî, “Der”e (=Saraya, dergaha) mensup olan demektir. Örneğin el-Fihrist’in yazarı İbn Nedîm, İbn Mukaffâ’dan naklen şöyle demiştir: “Sâsânîler döneminde Medâyin şehirlerinde[1] kullanıl­makta olan lehçeye Derî denilmekteydi. Saray halkı bu dille konuşmaktaydı. Bu Derî konuşması saraya özgüdür”. Aynı noktayı, Hamza b. el-Hasan el-İsfahânî de et-Tenbîh adlı kitabında zikretmiştir. Yâkût-i Hamavî de, Mu’cemu’l-Buldân adlı kitabında “Fehlu” isminin zeylinde ondan nakletmiştir. el-Makdîsî de kendi kitabı Ahsenu’t-Tekâsîm’de, Buhârâ halkının dilini zikrederken (onun zamanında yani IV/X. yüzyılda Sâmânîlerin başkentiydi) onu Derî dili olarak kabul eder ve, “Pa­dişahın adı onunla yazıldığı ve kendisine sunulan arzlar bu dille olduğu için Derî diye adlandırılır. Der kelimesinden türemiştir, der ise bab, kapı anlamına gelir. Yani saray ve dergah halkının konuştukları dil demektir.”

Sâsânîler döneminde Medâyin’de kullanılmakta olan dile “Derî” denildiği gibi, III/IX. ve IV/X. yüzyıllarda Sâmânîlerin başkenti “Bu­hârâ”nın dili de bu adla isimlendirilmekteydi. Diğer taraftan Mustavfî-yi İbn Havkal ve el-Makdîsî’nin Horâsân ve Mâverâunnehir’in bir bölümünün dili konusunda yaptıkları açıklamalar, o diller ile Buhârâ dili arasında büyük bir benzerlik olduğunu ve Derî lehçesinin kullanıldığı alanın Nişâbûr sınırından doğu ve kuzeydoğu tarafına doğru uzandığını bizlere ispat etmektedir. O halde İslâm döneminde Derî dilinden söz edildiğinde amaç, eski İran’ın doğu ve kuzeydoğusundaki edebî dildir. İranlı devletlerin İslâm döneminde ilk önce bu bölgeden çıkmış olmaları da bundan ileri gelmektedir. Bu bölgeden çıkmış olan bu devletlerin resmî saray dili de bu bölgede konuşulmakta olan lehçeye dayanmaktaydı. Bu dil, hükümet kademelerindeki ve “Der=saray”daki konuşulan dil olduğu için de “Derî” diye adlandırıldı. Derî dili için takılmış olan her türlü diğer isimler uydurma olup önemsizdir. Yine bu dil, bizim de bildiğimiz üzere, Fars edebiyatının ilk dönemlerinde Derî’ye ilave olarak “Pârsî” ya da “Pârsî-yi Derî” olarak da adlandırılmaktaydı.


[1] Medayin, Tisfun, Sulukiye vb. gibi birbirine bağlı birkaç şehirden oluşmaktaydı. Bu cümlede “Medayin şehirleri” kullanılmış olması da bundan dolayıdır.

Farsçayı ihmal etmeyelim -2

Kısaca Fars Edebiyatı

Fars Şiiri Türleri Ve Konusu 2

Farsça Şiir Söyleyen İlk Şair

TÜRK AYNASINDA FARSÇA

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)