• Nombre de visites :
  • 1003
  • 15/5/2011
  • Date :

Ahlak-Din İlişkisi-6

ahlak-din ilişkisi

    Kemalin Fıtrî Bakımdan İstenir Olması

    Her insan fıtrî bakımdan kendi yetkinliğine taliptir. Bu, iyi bir şey olduğu için insanda kemal isteği uyandıran türden bir şey değildir. Bazen kemal edinmenin iyi bir şey olduğu söylenir ve bu, bu durumda ahlakî bir hüküm olacaktır. Fakat siz, “Ben tam anlamıyla cahil olmak istiyorum ve hiçbir şeyi bilmek istemiyorum.” diyen birinin var olabileceğini düşünebiliyor musunuz? Bunu diyebilecek biri sağlıklı olamayacağından dolayı, hemen ruh ve sinir hastalıkları doktoruna görünmesi istenir. Akıllı bir insan asla böyle bir şey söylemez. İnsan yaratılışı itibariyle hakikati anlamak ve keşfetmek ister, hakikatin izini sürer, araştırmayı ve bilgiyi sever. Bu, fıtrî bir hükümdür. “Ben mutluluk ve saadet istemiyorum, mutluluktan hoşlanmıyorum.” diyebilecek birini de bulamazsınız. Böyle bir sözü diyebilecek kişinin aklî problemleri ve aklından zoru vardır. Mutluluktan nefret eden biri olabilir mi? Hoşlanmak veya hoşlanmamak varlıksal bir zarurettir ve insanın hoşluktan hoşlanmaması bir çelişkidir.  Yani insan böyle yaratılmıştır ve bunun aksi mümkün değildir. Bu, aynı zamanda burhanî bir konudur.

    Etik Değer Ve Mukayeseli Zaruret

    Fıtrî olarak öyle bir şekilde yaratılmışız ki mutluluk ve kemali istemezlik edemeyiz. Akıl sahibi hiçbir insan bunu inkâr edemez. İşte bundan dolayıdır ki bir kusur ve aybı olan kimse, kusurunu örtmeye çalışır. Kimse kusurlu olmaktan hoşlanmaz. Herkes kemal ve ilim sahibi olmak ister. O halde insanın kemal ve yetkinlik talibi olması ahlakî bir konu değildir, ahlak ötesi bir konudur. Bu, varlık bilimi konusudur ve varlıksal bir zarurettir. Dünya hayatındaki çalışmalarımızın tümü, daha çok kemal kazanabilmemiz içindir. Kemalin ne olduğu ve hangi yoldan elde edilebileceği konusunda ise çoğunlukla hata eder ve yanılgıya düşeriz. İnsanın çok zengin olmasını, toplumda kendisine daha çok selam verilmesini, daha çok saygı görmesini, elinin öpülmesini... kemal zannederiz.

    İnsanın gerçek kemal ve saadetinin ne olduğunu ve nasıl kazanılabileceğini anlayabilsek, istediğimizi elde etmiş olacağız. Kemal ve mutluluğa ulaşmamızı sağlayan iş veya sıfatın ne olduğunu bize gösteren formül ise, biz talebelerin deyimiyle, mukayeseli zaruretten ibarettir. Yani saadet ve kemale ulaşmak için bu işi yapmak farzdır. Şöyle ki: Fıtratı gereği kemal ve saadete talip olan insan, ona ulaşmak istiyorsa bunu yapmalıdır. Bu, mantıksal bir istidlaldır, fakat bu işi yapmanın kemal ve saadete neden olacağını ıspat etmek burhan gerektirir. Öyleyse bunun yolu şudur: Değer vermek istediğimiz her şeyin öncelikle kemal ve saadetimizde etkili, mudahil olduğunu kanıtlamalıyız. Ancak bu durumda yapmamız gereken işlerin teşhisinde çıkmaza düşmeyeceğiz.     


Ahlak-Din İlişkisi-5

Ahlak-Din İlişkisi-4

Ahlak-Din İlişkisi-3

Ahlak-Din İlişkisi-2

Ahlak-Din İlişkisi-1

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)