• Nombre de visites :
  • 1723
  • 10/5/2011
  • Date :

Ahlak-Din İlişkisi-4

ahlak-din ilişkisi

    Etik Değer Ve Pratik Akıl

    Konu hakkındaki bir başka görüş şundan ibarettir: Ahlakî önermeler burhanî ve teorik olarak çıkarsanabilir ve bunlara aklî burhan ve kanıt da getirilebilir.

    Bu görüşü benimseyenlerin inancı şudur: İstidlal bağlamında ahlakın aklî dayanağını açıklayabilmek için Allah’a ve kıyamete inanmak gerekir. Batı felsefesinde üstün bir kariyeri olan ünlü Alman filozof Immanuel Kant, ahlak alanında şuna inanmaktadır: Amelî akıl, fiillerin ve sıfatların iyi ya da kötü olduğunu algılayabilir ve bunu kanıtlayabilir de.

    Kant şöyle diyor:

Ahlakî değerlere inanmak üç şeye inanmaya bağlıdır. Bunlar Allah’a inanmaktan, nefs ve ruhun ölümsüzlüğüne inanmaktan ve bunun gereği olan meada inanmaktan ibarettir.

    Kant, bu sözünü şöyle açıklamıştır: Biz, ancak Allah’ın varlığına, bu alem sonrasında ruhun baki kalıp amellerinin sonucunu göreceğine inanmamız durumunda, ahlakî değerleri sabit aklî değerler olarak kabul edebileceğiz. Yani Allah, onun yaptıklarının karşılığını ona verecektir; mükâfatlandıracak veya cezalandıracaktır... Her ne kadar ahlakî bir işi yapan kişi, mükâfat ve ödül beklentisi içinde olmamalı ve yaptığı işi sırf iyi olduğundan dolayı yapmalıdır (aksi taktirde bu iş ahlakî nitelik taşımayacaktır). Ancak ahlakî bir işi gerçekleştiren kişi başkalarından farklı olmalıdır, ödülü olmalı ve onun sonucu da fiillerinin üzerine kurulmalıdır. O halde, bu sonucu insana verecek bir garantör de olmalıdır. Bir başka tabirle şöyle de denebilir: Bu ödülün verilmesinin gerçekleşeceği bir alem olmalıdır. Mesela birini öldüren kişi cezalandırılabilir, peki bin kişiyi öldüren nasıl cezalandırılacaktır? Bu dünya, onu cezalandırma kapasitesine sahip değildir. Böyle bir katil bin defa idam edilebilir mi? Zaten bir defa idam edildiğinde ölecektir ve bu da yalnız bir günahın cezası olacaktır.

    Etik Değer Ve Allah’a, Meada İnanç

    Öyleyse, her ne kadar ağır olursa olsun tekmil iyi ve kötü amellerin ödül ve cezasının verilebileceği bu alemden daha kapsamlı bir alemin varlığına inanmalıyız. Buna göre insan ruhu, ölüm sonrasında beka niteliğine sahip olmalıdır, ki bu ödül ve cezaları alabilsin. Bahsi edilen ödül ve cezalar da, bunları uygulama gücüne sahip olan birine özgü olmalıdır. İnsanların böyle bir şeyin üstesinden gelemeyeceği çok açık ve kesindir. Dünya hayatında nice haksızlıkların yapıldığı bunun en bariz örneğidir. O halde bunu gerçekleştirecek kişi bu güce sahip olmalı, adil olmalı ve herkesin yaptıklarının karşılığını da hak ettiği şekilde vermelidir. Böylece ahlak ve din arasında mantıklı bir bağ ve ilişki kurulabilecektir. Din de zaten Allah’a ve kıyamete iman etmek, inanmaktır.

    Bu, dünyaca ünlü ahlakî ekollerdendir ve kurucusu da Hristiyan biridir. Onun felsefî görüşleri dünya çapındaki bilimsel ve felsefî mahfillerde çok etkilidir. Onun görüş ve inancı şudur: Ahlakî hükümlerin sadece duygulara ve sosyal uzlaşılara dayanmadığını, bilakis akıl ile kanıtlanabilir ve değişmez değerler türünden olduğunu, insanlar kabul etsin veya etmesin, bu hüküm ve yargıların var olduğunu kanıtlamak istiyorsak, bu ekolü kabul etmek zorundayız. Mesela adalet, verilmesi gereken haktır. Bu ilkeyi reddedecek kimse olamaz ve bunun istisnası da yoktur. Zulüm ise hak sahibinin hakkını zayi etmektir. Bunun istisnası olduğunu kimse iddia edemez. Yani hiçbir zulüm iyi değildir ve hiçbir adalet de kötü değildir. Bu, insanlar kabul etsin veya etmesin, insanlar hoşlansın veya hoşlanmasın, değişmez aklî hükümdür. Hatta din hükümlerinden sarf-ı nazar edilse bile, insan aklı, daha doğrusu insan fıtratı bunu algılar (elbette bu, fıtratın nasıl yorumlandığına bağlıdır).


Ahlak-Din İlişkisi-3

Ahlak-Din İlişkisi-2

Ahlak-Din İlişkisi-1

AHLAK İLMİNİN, EĞİTİMİNİN ÖNEMİ VE YARARLARI

İslâm Ahlâkının Özellikleri

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)