• Nombre de visites :
  • 1224
  • 9/5/2011
  • Date :

Ahlak-Din İlişkisi-3

ahlak-din ilişkisi

    Ahlakî  Değer Ve İnsanî Duygular

    Bazıları  şuna inanmaktadır: “Doğru konuşmak iyi ve yalan konuşmak kötüdür, alçakgönüllü olmak iyidir ve büyüklenmek kötüdür.”  dediğimiz zaman, bu tür yargıların köken ve kaynağını oluşturan şey insanların his ve duygularıdır. Yani biri doğru konuştuğunda, biz bundan hoşlanır ve bunun bizim için faydalı olduğunu görürüz ve o işin iyi olduğu yargısına varırız. Böylece de doğru konuşmanın mutlak olarak iyi olduğunu söyleriz. Aynı şekilde, birinin büyüklenmesini gördüğümüz zaman onu ve davranışını görmekle tiksinir ve böyle bir şeyin kötü olduğu kanaatine varırız. Yani tabii olarak bazı şeylerden hoşlanır ve onun iyi olduğunu söyleriz, hoşlanmadığımız şeylerin ise kötü olduğunu bildiririz. Mantık deyimiyle bu tür önermeler, meşhur önermeler türünden olup dayanağı da his ve duygulardır, burhan dayanağından yoksundur. Ahlakî hükümlerin fıtrî olduğunu söylememiz de burdan kaynaklanır. Yani kime sorarsanız sorun, kimse yalan konuşmaktan (tabii ki başkalarının yalan konuşmasından) hoşlandığını söyleyemez. İnsanın kendisi bazen bazı çıkarlarından dolayı yalan konuşsa bile, başkalarının yalan konuşmasından hoşlanmaz; kendisi bazen büyüklense bile, başkalarının büyüklenmesinden hoşlanmaz. Aynı şekilde alçak gönüllü, fedakâr, cesur ve insanlara hizmet sunan birinden ise herkes hoşlanır.

    Buna göre bir ahlakî ekol vardır ki, onun ahlakî değerlerinin temel ve dayanağı insanların his ve duygularıdır. Genelliği olan değerler, sabit ahlakî değerlerdir ve bazen bu genel algıya fıtrî algı da denir. Dinî açıdan bu inanış ne kabul ve ne de reddedilemez. Bizim duygularımızla muvafık ve örtüşür bazı işler vardır ve din de onları kabul etmektedir, insanın hoşlandığı bazı şeyler de vardır ki din onları kabul etmemiştir.

    Etik Değer Ve Sosyal Uzlaşı

    Bir başka görüş, etik değerlerin asla genel fıtrî duyguya dayalı  olmadığını, bizzat uzlaşıya dayandığını savunmaktadır. Şöyle ki: İnsanlar, yaşamları açısından bir şeyin iyi olduğunu gördüklerinden dolayı o iş veya sıfatı iyi olarak nitelemişlerdir. Koşul ve yaklaşım tarzlarının değişmesi durumunda da aynı şeyi kötü olarak tanımlamışlardır. Bu durum tarihte çok defalar gerçekleşmiştir. Özellikle bazen çok kısa bir zaman içinde değerlerin yüz seksen derecelik bir değişim gösterdiği de göz önünde bulundurulmalıdır. Bir ülkede, mesela elli yıl önce çok çirkin ve birine isnadı, adeta çok ağır bir küfür addedilen bazı davranışların bugün çok normal, hatta sempatik ve hatta övünç kaynağı olduğu gözlemlenmektedir. Halk nezdinde bu değişimin gerekçesi ise iyilik ve kötülük kavramlarının göreli olmasıdır. Bir dönem insanları bir şeyin iyi olduğu ve sevildiği hususunda uzlaşırken, bir dönem sonra aynı şeyi kötü bulabilir ve kötü olarak niteleyebilirler. Bu iyilik ve kötülük nevi hatta genel insanî his ve duygularda bile kökleşmemiştir. Bu bakış ve yaklaşım uyarınca ahlak göreli ve uzlaşıya tabidir. Bu görüşün dince reddedildiğini ve din ile açıkça çelişik olduğunu bilmekteyiz.

    Etik Değer Ve Aklî Burhan/Kanıt

    Bir başka grubun görüşü şöyledir: Ahlakî hükümler aklî hükümlere tabidir ve aklî dayanakları vardır. Çünkü kesin yargı ve burhanî istidlal aklın işidir. Bunun anlamı şudur: Akıl, mantıkî kanıtsallık uyarınca ahlakî önermelere ulaşır; ki bunlar, haklarında kanıt getirilmeye kabildir ve kendileri de burhanda kullanılır. Sorulması gereken şudur: Bu tür önermeler var mıdır? Ahlak da bu nev önermelerden midir, yoksa nevi başka mıdır? Ahlak alanındaki Müslüman uzmanların bile bu hususta görüş ayrılıkları vardır. Belki sizler de, onların yazı veya konuşmalarında ahlakın göreceli ve kanıtsanamaz türden olduğunu, göreceli olduğuna göre kanıt mukaddimesi olarak kullanılamayacağını bildirdiklerine şahit olmuşsunuzdur.


Ahlak-Din İlişkisi-2

Ahlak-Din İlişkisi-1

Dinin Afetleri-2

Namaz Dinin Direği

DİN - SİYASET İLİŞKİSİ

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)