• Nombre de visites :
  • 2363
  • 30/5/2010
  • Date :

İlahi Adalet 3

allah

  İşte beşeri ve ilahi adalet kavramlarının en önemli ve temel farkı buradadır. Beşeri adalet tanımlarında, insan kendi kendinedir; hesabını sadece kendine veya kendi yaptığı kanunlara verir. Eğer maddi ve manevi güç sahibiyse kanuna hesap vermek yerine, kanunu kendi lehine çevirmek için her yolu dener ve bunu yapar da. Bu vakıayı, tarihte de günümüzde de görmek zor değildir. Burada ahlak da adalet de kişinin menfaatleri için birer araç olurlar.

  Halbuki mümin olan bir Müslüman, vicdanındaki tanığın kendisini her zaman kolladığını hisseder ve adaletli olmayı her türlü menfaatin önünde tutmayı yeğler. Bunu Allah korkusu olarak da, Allah sevgisi olarak da isimlendirmek mümkündür. Allah korkusu, inananların vicdanlarına, Allah sevgisiyle birlikte yerleşir; kiminde korku ağır basar, kiminde sevgi. Ama ister korku ağır bassın ister sevgi, o vicdanda artık adaletsizlik, kötülük kendine yer bulamaz.

Bu hassasiyeti kazanan bir insandan çifte standartlı davranış beklenemez. Bu değerlere sahip bir insanın özü sözü bir olur.

  İslam, insan hayatında olan her şeyi en ufak detayına kadar kuşatmıştır. İnsanın yaratılışından ahlakına, onun kendine karşı olan sorumluluğundan, etrafına karşı olan görevlerine, kendini yönetene karşı duruşuna kadar her konuda insana yol gösteren, onu huzura çağıran bir kılavuzdur. Yöneticisinin seçimini de, denetlemesini de Allah yönetilene bırakmış, yöneteni de vahyin kurallarıyla sorumlu tutmuştur.

  Allah kulunu etrafındaki her şeye karşı adaletli olmaya çağırırken, kişinin kendi özüne, bedenine karşı da adaletli olmasını, böyle olursa kazançlı çıkacağını müjdeler. İnsanın kendine karşı sorumluluğu, Allah'ın kendisine gösterdiği yoldan ayrılmamasıyla olur. Bu yolu takip eden mümin, içki içmeyerek, haram işlemeyerek, kısacası İslam ahlakıyla ahlaklanarak, hem kendine hem de çevresine karşı adaletli davranmış olur; ahirette de, ilahi adaletin tecelli etmesiyle, yüzünün akıyla ödülünü alır.

allah

  İlahi adalet kavramının, popüler kültür içinde çok önemli bir yeri vardır. Yani, halkın nazarında konu, genellikle, Yaradan'ın insanlar arasında oluşan haksızlıklara anında müdahalesi gibi anlaşılmıştır.

  Bu konuda son zamanlarda televizyon kanallarında yayınlanan, kalp gözü, sır kapısı, beşinci boyut, vs. gibi pek çok mini senaryo insanların kafalarını, yüreklerini adeta esir almıştır. Bu dizilerde verilen mesajlara inananlar, ben ne yapıyorum da bu böyle oluyor, sorusunu kendine sormak yerine, Allah'ın konuya anında el atıp düzeltmesini bekler olmuşlardır. Topluma boca edilen bu anlayışta, mazlum ve zalim olan iki taraf ve bir de figüranlar bulunmaktadır. Senaryolar, mazlum, boynu bükük, gariban bir kul karakteri üzerinden hareket etmekte ve bu kul genelde dervişan anlayışına sahip bir Müslüman olmaktadır. Ayrıca, zalim olan kişi de şeytanın insan kılığına girmiş hali olarak resmedilmektedir. Zalimin mazluma etmediğini koymadığı bu dizilerde, bir anda, Hızır, ermiş, derviş karakterleri araya girip, meseleyi adalet ile halletmektedir. Ekran başındaki seyirci de "işte ilahi adalet" diyerek rahat bir nefes almaktadır.

  Bu dizilerle, toplumda zaten varolan, "siz oturun, Allah sizin adınıza ne gerekiyorsa yapar" diyen, İslam ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir tevekkül inancı daha da güçlendirilmeye çalışılmaktadır. Halbuki Kur'an'dan, bu şekilde bir sonuç çıkarmak mümkün değildir:

"Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince gerekeni yapar. Çünkü Allah kullarını hakkıyla görmektedir." (Fatır/45)

  Bu ve benzeri diğer ayetlere baktığımızda, kişisel hesapların ahirette görüleceği, bunun ertelenemeyeceği konusu apaçık bir biçimde anlatılıyor.


İlahi Adalet 2

İlahi Adalet 1

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)