• Nombre de visites :
  • 1243
  • 4/10/2009
  • Date :

KUR'ÂN-I ANLAMA SORUNU 5

kurân

         Aslında bize göre bu mekanizma İslâm’da konulmuştur. Yukarıda da beyan ettiğimiz gibi, Allah-u Teâlâ bu mercii bize Resulullah (s.a.a) olarak tanıtmış, Resulullah ise yine Allah’ın emriyle kendinden sonra bu mercileri, ilim ve irfanının vârisleri olan Ehlibeyt’i olarak tanıtmıştır. Kaynakların ortaklaşa naklettikleri meşhur ve mütevatir Sekaleyn (iki emanet) hadisi, Sefine (Ehlibeyt’i Nuh’un gemisine benzeten) hadisi gibi…

         Konunun daha iyi pekişmesi için bu konuda tarihte nakledilen iki çarpıcı olayı nakletmemizin faydalı olacağı kanaatindeyiz:

       Kaynaklarda şöyle nakledilmiştir: Bir gün Kur’ân’da belirlenen şer’î haddi (cezayı) uygulamak üzere bir hırsızı, Abbasî halifelerinden Mu’tasım’ın düzenlediği toplantıya getirdiler.

        Kur’ân’ın buyruğu şöyledir: “Hırsızın elini kesin.”

        Fakat Mu’tasım, elin neresinden kesileceğini bilmiyordu. Ehlisünnet âlimlerine sordu.

      Biri, “Bilekten kesin.” dedi. Başka biri, “Dirsekten kesin.” dedi. Her birisi de Kur’ân’ı kendisine şahit gösteriyordu. Birisi teyemmüm ayetindeki el kelimesini şahit gösterip, bilekten; diğeri abdest ayetindeki el kelimesini şahit gösterip dirsekten kesilmesine hükmetti. Mu’tasım ikna olmadı. Mecburen mecliste bulunan 9. Ehlibeyt İmamı, İmam Muhammed Taki’ye (a.s) sordu.

İmam şöyle buyurdu:

Dört parmak kesilmelidir.

Neden?

Çünkü Allah, Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyuruyor: “Secde yerleri (mescidler) Allah’a mahsustur.”1

Yani elin ayası da dâhil, secde hâlinde yere bırakılan vücudun yedi azası Allah’a mahsus olup kesilmemelidir. Herkes kabul etti ve İmam’ın istidlâliyle ikna oldu.2

Görüldüğü üzere ilmi, ilâhî kaynaklı olmayan, Resulullah’ın (s.a.a) ilim pınarından beslenmeyen bir kimsenin böyle bir tefsiri yapması mümkün değildir.

Bir diğer olay şöyle nakledilmiştir:

Şam şehrinden bir adam İmam Cafer Sadık’ın (a.s) huzuruna varıp, “Öğrencilerin ile tartışmak için geldim.” dedi.

İmam’ın emri ile onu, İmam’ın en genç öğrencisi Hişam’a tanıttılar.

Şamlı dedi ki:

Ey çocuk! Bu adamın (İmam Sadık -a.s-) imameti hakkında benden soracağın varsa, sor.

Hişam, onun edepsizliğinden çok öfkelendi. Ama öfkesini gizleyip şöyle dedi:

Allah mı kullarına daha merhametlidir, yoksa onların kendileri mi?

Allah.

Merhamet ve şefkat sahibi Allah kulları için ne yapmıştır?

Onları ihtilâf ve tefrikadan korumak, aralarında birlik ve beraberlik icat etmek ve dinî vazifelerini onlara açıklamak üzere apaçık bir önder ve delil belirlemiştir.

O önder kimdir?

Peygamber.

Peygamber öldükten sonra kimdir?

Allah’ın kitabı -Kur’ân- ve Resulullah’ın sünneti.

Allah’ın kitabı ve Peygamber’in sünneti bugün bizim ihtilâfımızı önleyebilir mi?

Evet.

O hâlde -her ikimiz de Müslüman olduğumuz hâlde- neden birbirimizle tartışıyoruz? Sen bu ihtilâflardan dolayı Şam’dan buraya gelmemiş misin?

Şamlı hiçbir şey söyleyemedi, sustu kaldı.

İmam Cafer Sadık (a.s) Şamlı adama, “Niye konuşmuyorsun?” buyurdu. “Ne söyleyeyim?” dedi, “İhtilâfımız yoktur desem, yalan söylemiş olurum. Allah’ın kitabı ve Peygamber’in sünnetinin ihtilâfları ortadan kaldırabileceğini söylesem, yine de yalan söylemiş olurum. Çünkü -birçok konuda- Allah’ın kitabının ve Peygamber’in sünnetinin ihtilâfı giderebilecek açık bir beyanı yoktur…” Daha sonra Şamlı adam, “Bu soruyu, ben Hişam’a sormak istiyorum.” dedi. İmam, “Sor.” dedi.

Şamlı:

Ey Hişam! İnsanlara karşı kim daha merhametlidir. Allah mı, yoksa halkın kendisi mi?

Allah.

O Müslümanların birlik ve beraberliğini koruması, hatalarını önlemesi, hak ve batılı onlara beyan etmesi için birini göndermiş mi?

Peygamber’in zamanını mı söylüyorsun, yoksa bugünü mü?

Resulullah’ın zamanında onun kendisi idi. Bugünü söyle.

Hişam, İmam Cafer Sadık’ı (a.s) göstererek:

Bugün burada oturan bu şahıstır ki, insanlar her taraftan ona yöneliyor ve o gökyüzünden -ve yerden- bize haber veriyor. Bu ilim ve bilgiyi, Resulullah’a kadar atalarından miras almıştır.

Bu iddianı nasıl kabul edebilirim?

Şimdi istediğin her şeyi ona sorabilirsin.

Buna göre artık bir mazeretim kalmadı; şimdi bana sadece sormak düşer.

DEVAMI....

-----------------------------------------------------------------

1- Cin, 18

2- Tefsir-i Nuru’s-Segaleyn, c.5, s. 439


KUR'ÂN-I ANLAMA SORUNU 1

KUR'ÂN-I ANLAMA SORUNU 2

KUR'ÂN-I ANLAMA SORUNU 3

KUR'ÂN-I ANLAMA SORUNU 4

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)