İlgili Yazılar
  • Şehidler Kafilesi
    Şehidler Kafilesi
    Allah yolunda öldürülenleri ölü sanma. Onlar diridir veRableri katinda rızıklanırlar. (Ali-İmran 169)...
  • Maşeri vicdan diyor ki: Nasrallah'a selam olsun!
    Maşeri vicdan diyor ki: Nasrallah'a...
    Mısırlı bir arkadaşıma Eid Mubarak (Bayramın mübarek olsun) deyince fırçayı yemiştim: Niye Eid Mubarak diyorsun? Eid Kerîm desene! ...
  • Nombre de visites :
  • 1846
  • 24/10/2007
  • Date :

Zafere giden yolp

hizbullah

   Gevşemeyin, üzüntüye kapılmayın, inanıyorsanız üstün olan sizsiniz KUR'AN, Âl-i İmran 139

  14 Ağustos'ta (Çarşamba) siyonist emperyalizme karşı mücadelenin çıtasını alabildiğine yükselten Lübnan zaferimizin 1. yıldönümünü idrak edeceğiz inşaallah. “Zaferimiz” diyorum; çünkü emperyalistlere vurulan her darbe, o darbeyi kim vurursa vursun, bütün dünya mazlumlarına hizmet eder.

u hatırlayalım ve hiç aklımızdan çıkarmayalım:

  Lübnan Hizbullahı, 12 Temmuz 2006'de işgal altındaki Filistin topraklarına bir operasyon düzenleyerek 8 İsrail askerini öldürdü ve ikisini de esir aldı. İsrail, iki askerinin derhal iade edilmemesi halinde Lübnan'a saldıracağını ilan etti. Hizbullah lideri Seyyid Hasan Nasrallah, esir İsrail askerlerini hiçbir beşeri gücün dolaylı görüşme ve esir değişimi olmadan kurtaramayacağını söyleyerek İsrail'e meydan okudu, “Lübnan'a saldırırsanız hayal bile edemeyeceğiniz çok sert bir karşılık veririz” dedi. İsrail'in tahammül edemeyeceği bu sert karşılık üzerine bazı güçlerin devreye girerek ateşkes çağrısı yapmaları halinde bunu kabul edeceklerini de “Bizim açımızdan sorun olmaz” diyerek peşinen ifade etti.

  İsrail, Hizbullah'ın tehdidini ciddiye almadı. Ağa babaları ABD ve İngiltere'nin teşvikiyle Lübnan'a saldırdı. Yollar, köprüler, Beyrut Havaalanı, petrol tankerleri, elektrik santralları, su depoları ve en önemlisi Lübnan halkı İsrail hava ve deniz kuvvetleri tarafından acımasızca bombalanmaya başladı. Lübnan hükümeti can havliyle Birleşmiş Milletler'e koşup “Ateşkes çağrısında bulunun! Bu vahşeti durdurun!” diye haykırdı, fakat esir askerlerini geri almadan ve Hizbullah'ı etkisiz hale getirmeden harekâta son vermeyeceğini duyuran İsrail'in arkasındaki güçler BM'den böyle bir kararın çıkmasına mani oldular.

  Lübnan halkının ve devletinin bütün hayat damarlarını kesmeye ve mümkün olduğu kadar çok sayıda sivil Lübnanlıyı katletmeye –bu şekilde Lübnan halkına ve devletine Hizbullah'tan bir an evvel kurtularak İsrail'in yakıcı öfkesinden emin olma fikrini aşılamaya- azmeden İsrail, kadınları ve çocukları rahatça öldürebilirdi. “Uluslararası topluluk”, bu azgınlığı -durdurmak şöyle dursun- kınamaya bile yanaşmıyordu. Emperyalist dünya sisteminin lordları, İsrail'in kendini koruma hakkından dem vuruyorlardı. Lübnan topraklarının bir kısmının (Şebaa Çiftlikleri) hâlâ İsrail işgali altında olduğunu ve İsrail zindanlarında çok sayıda Lübnanlı savaş esirinin bulunduğunu, Hizbullah'ın varlığının ve eylemlerinin buna tepki mahiyeti taşıdığını hiç sözkonusu etmiyorlardı. Güçlü olanın zayıf olana zulmetme hakkı vardı ve İsrail güçlüydü, istediğini yapabilirdi, Hizbullah'ı bertaraf etmek için gerekirse Lübnan'ı haritadan bile silebilirdi. Hadiseye böyle yaklaşıyordu dünya sisteminin lordları. İsrail'in sırtını sıvazlayarak, “Haydi aslanım, sonuna kadar arkandayız, bitir şu Hizbullah'ın işini!” dediler. Zerre kadar şüpheleri yoktu; İsrail'in sınırsız askeri gücü ve bu gücün sınırsız kullanımına engel teşkil edebilecek uluslararası mekanizmaların kilitlenmesi sayesinde, Hizbullah dize gelecekti.

  Bilmiyorlardı ki, “hayal bile edemeyeceğiniz çok sert bir karşılık veririz” diyen Nasrallah'ın bir bildiği vardı…

  Lübnan'a topyekün saldırının başlaması üzerine, Seyyid Nasrallah, El-Menar televizyonunda şöyle bir konuşma yaptı:

“Ey Siyonistler!. Madem topyekün savaş istediniz, alın size topyekün savaş! Bunu siz istedininiz, hükümetiniz istedi… Siz kiminle savaştığınızı bilmiyorsunuz. Siz Muhammed'in, Ali'nin, Hasan'ın, Hüseyn'in, Resul'ün bütün ehlibeytinin ve ashabının evlatlarıyla savaşa girdiniz. Siz, inançları bu yeryüzündeki tüm insanlardan daha üstün olan kimselerle savaşa girdiniz. Siz tarihiyle ve kültürüyle iftihar eden, manevi güçlerin yanı sıra maddi güçlere ve imkanlara, yeteneğe, akla, tevekküle, hayalgücüne, azme, kararlılığa, cesarete sahip kimselerle topyekun savaşa girdiniz… Size sürprizler vaat etmiştim; bu vaatlerin gerçekleştiğini yakında hepiniz göreceksiniz. Beyrut sahillerinde, ülkemizin altyapısını ve sivil yerleşim merkezlerini bombalayan bir İsrail savaş gemisinin, içindeki onlarca Siyonist askerle birlikte nasıl yanarak battığına iyi bakın. Bu, daha başlangıç. İşin sonuna kadar daha ne sürprizlerimiz var!”

Bu, yeni bir günün başlangıcıydı.                    

hizbullah

  Hizbullah, İsrail'i füze yağmuruna tuttu. Siyonistler neye uğradıklarını şaşırdılar. Hele, İsrail'in kalbindeki Hayfa şehri vurulunca iyice şoka girdiler. "Günde 200-300 füze fırlatıyorlar. Ellerinde ne kadar füze olabilir ki? Bir haftaya kalmaz, füzeleri biter" diye düşünerek kendi kendilerini avutmaya çalıştılar. "Hizbullah'ın füzelerini imha ediyoruz, rezervleri tükenmek üzere" deyip durarak dünya kamuoyunu kandırdılar. Ne zaman böyle bir açıklama yaptılarsa, Hizbullah, füze saldırılarının şiddetini arttırdı. Bir gün 300 füze fırlattıysa, ertesi gün 400 füze fırlattı. Üstelik, Telaviv yakınlarında bir yere de füze saldırısı düzenleyerek, İsrail'e, "Vuramayacağım hiçbir yer yok! Aklını başına al!" mesajını verdi…

  Günler, haftalar geçiyor, fakat Hizbullah'ın füze performansı düşmüyordu. Stratejik değeri en yüksek askerî üs olan Mirun askerî üssü tamamen yok edilmişti. İşgalci Siyonist nüfus, sığınaklara taşınmıştı. Lübnan sınırına yakın İsrail kasabalarının tahliyesine başlanmıştı. Daha önce birçok Arap devletiyle birçok savaşa girmiş olan İsrail, böyle bir felaket tablosuyla ilk kez karşılaşıyordu. Bu tablonuın İsrail halkındaki özgüveni fena halde sarstığını ve İsrail ordusunun caydırıcılığını gölgeleyerek anti-Siyonistlere umut ve cesaret telkin ettiğini dehşetle farkeden Siyonist önderler, ne pahasına olursa olsun Hizbullah'ı bir an evvel etkisiz hale getirmek için kara kuvvetlerini Güney Lübnan topraklarına sokmaya karar verdiler.

  Kara harekâtında 1 numaralı hedef, Hizbullah'ın en önemli kalesi olan Bint Cubeyl kasabasını ele geçirmekti. İşgal kuvvetleri kasabaya girer girmez, İsrail hükümeti, "Bint Cubeyl'i ele geçirdik" diye açıklama yaptı. Ajanslar bu yalan haberi dünyaya yayarken, oradaki mücahitlerden biri, telefonda cephedeki son durum hakkında bilgi isteyen Seyyid Hasan Nasrallah'a şöyle diyordu: "İsrail askerlerinin bağırtılarını duymak ister misin?" Bint Cubeyl düşmedi; tam tersine, İsrail askerleri ve onların dillere destan Merkava tanklarına mezar oldu.

"Yenilmez İsrail ordusu" efsanesi, Güney Lübnan'daki diğer cephelerde de çöktü. İslami direnişin soylu neferleri, ABD-İngiltere destekli İsrail ordusunu ve bu ordunun mezalimine çanak tutan "uluslararası sistem"i her cephede bozguna uğrattılar. Karşılarına çıkan ordunun büyüklüğü, üzerlerine sürülen sayısız tankın ve tepelerinde uçuşan sayısız savaş uçağının muazzam imha gücü, mücahitleri ürkütmek şöyle dursun, onların mücadele azmini kamçılıyordu.

  Sonunda İsrailli yöneticiler, "Dünyada hiçbir ordu Hizbullah'ı silahsızlandıramaz" demek zorunda kaldılar. Çektiği onca acıya rağmen metanetini kaybetmeyen, İsrail'e boyun eğmeyi aklının ucundan bile geçirmeyen, Hizbullah'a büyük bir kararlılıkla sahip çıkan ve bombardımanda yerle bir olmuş evlerinin önünde "Vur Hizbullah vur, Telaviv'i vur!" diye haykıran Lübnan halkını ayartmanın –Hizbullah'a karşı bir ayaklanma çıkarmanın- mümkün olmadığı da iyice anlaşılınca, Birleşmiş Milletler devreye sokulup 14 Ağustos 2006 itibarı ile ateşkes ilan edildi.

  Savaşın başında "Kaçırılan askerlerimizi geri almadan ve Hizbullah'ı etkisiz hale getirmeden harekâtı durdurmayız" diyen İsrail, askerlerini geri alamadığı ve Hizbullah'ı etkisiz hale getiremediği halde ateşkesi kabul etmek ve esir askerlerini mübadele yoluyla kurtarmak için diplomatik temaslara başlamak zorunda kaldı. Bu, kesin bir yenilgidir. Hizbullah, İsrail'e (ve İsrail'in arkasındaki ABD-İngiltere ikilisine) 'pes' dedirtmiştir. İsrail, Hizbullah'ın karşısında acze düşüp kocaman bir geri adım atmıştır.             

hizbullah

  Ümmet-i Muhammed'in yüz akı Nasrallah, zaferden sonra yaptığı bir konuşmada, kıssadan hisseyi şöyle özetledi: 'ABD ve ve İngiltere destekli «yenilmez» İsrail ordusunun 40 bin asker ve subay ile düzenlediği saldırıyı birkaç bin direnişçi -ellerindeki imkânların çok küçük bir kısmını kullanarak- göğüslemeyi başardı. Bu sayede Kudüs'ü kurtarmanın mümkün olduğunun anlaşıldı. 300-400 milyon Müslüman'ın güç birliğine gittiğini düşünün; birkaç bin direnişçiyle baş edemeyen İsrail, bunların karşısında durabilir mi?"

  Umudumuzu yeşerten, ufkumuzu genişleten, azmimizi kamçılayan büyük zaferin 1. yıldönümü münasebetiyle İran Televizyonu'na verdiği beyanatta ise şöyle dedi Nasrallah: "Lübnan'da şekillenen kültür, İslam dünyasına, kendi ayaklarımız üzerinde durabilme ve direnebilme kültürünün asıl zemin olduğunu gösterdi."

Mübarek olsun.

Hakan Albayrak - Yeni Şafak Gazetesi


Nasrullah"ın konuşması

Gazze’den Büyük İran’a Hizbullah’dan Hamas’a

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)