• Nombre de visites :
  • 1041
  • 24/10/2007
  • Date :

Papa ve İslam: Vatikan politikasını değiştiriyor

  PROF. DR. TIM J. WINTER (ABDÜLHAKİM MURAD) (*)

  Papa'nın İslâm hakkında yaptığı son talihsiz açıklama, İslâm-Batı dünyası arasındaki ilişkilere zarar verecek bir açıklamadır. Papa'nın bu son açıklaması tesadüfi değildir; İslâm, Müslümanlar ve özellikle de Ortadoğu sorunu konusunda Vatikan'da yaşanan köklü politika değişikliğinin bir sonucudur. Bu yazıda, bu politika değişikliğini temel nedenlerini ve parametrelerini, yeni papa Joseph Ratzinger'in bu değişikliğin gerçekleştirilmesinde belirleyici bir rol üstleneceği düşüncesiyle papa olarak seçildiğini çeşitli açılardan ve somut örneklerle tahlil ederek göstermeye çalışacağım.

 YENİ PAPA VE VATİKAN'DA MAKAS DEĞİŞİMİ
 Joseph Ratzinger'in Papalık'a seçilmesinden sonra, Müslümanların yeni papaya gösterdikleri reaksiyon oldukça çeşitli ve karmaşıktı. Örneğin Türkler, yeni papanın tüm dünyanın gözü önünde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı olduğunu açıklaması üzerine dehşete düştüler. Papa, bu görüşünü, Avrupa'nın coğrafya temeli üzerine değil, ortak inanç temeli üzerinde kurulduğu fikrine dayandırıyordu.
 Diğer Müslümanlarsa, Papa'nın Papalığa seçilişi dolayısıyla yaptığı konuşmada, Müslümanlardan hiç sözetmemesini, Vatikan'ın zihinleri ve kalpleri İslâm'la diyaloğa açmasının artık sona erdiğinin bir işareti olarak yorumladılar (ki, Musevî The Jerusalem Post gazetesi Papa'nın yalnızca Müslümanlardan sözetmemesini coşkuyla karşıladı).
 Oysa kendisinden önceki Polonya'lı Papa II. Jean Paul, İslâm'ın önemini çok iyi kavramış ve Müslümanların olumlu bir papalık kanaatine sahip olmalarını teşvik edecek işler yapmıştı. Bu nedenledir ki, Papa II. Jean Paul'ün ölümü üzerine Müslüman liderler ve âlimler yoğun taziye mesajları yayınlamışlardı. Sözgelişi, El-Ezher Şeyh'i, papanın ölümünü Katolik Kilisesi ve İslâm dünyası için büyük kayıp olduğunu beyan ederek Papa, adalet ve barış değerlerini savunmuş bir kişiydi diye bir açıklama yapmıştı. Keza dönemin İran Devlet Başkanı Hatemi de Papa John Paul'ü felsefe, şiir ve sanatsal yaratıcılıktan oluşan üç sipritüel yolun üstadı olarak tasvir etmişti. Yine Yusuf el-Kardavi, onun İsrail'in ırkçı duvarına karşı olduğunu hatırlatarak, Müslümanların papaya taziye sunmalarını istemişti. Dahası, Afganistan'da, Taliban'ın bir sözcüsü, yaptığı açıklamada, bazıları İslâm'a karşı bir haçlı savaşı başlatmış olsalar da, Papa, dünyada barışın hâkim olmasını istiyordu, demişti.
 Oysa yeni Papa Ratzinger, daha göreve gelir gelmez, İslâm hakkında [ön]yargılı, keskin fikirleri olduğunu göstermişti. Sözgelişi, Ağustos 2005'te Almanya'da imamlarla yaptığı toplantıda, imamların Müslüman azınlığa karşı ayırımcılık yapılmasından yakınmaları üzerine, papa, gündeme getirmek istediği tek sorunun İslâmî terörizm sorunu olduğunu söyleyerek Avrupa'da yaşayan bütün Müslümanları derinden üzmüştü. Papa, Almanya'da imamlarla yaptığı toplantıda İslâm, çoğulcu, özgür bir anlayışa sahip olmayan tek dindir şeklinde konuşmakta ve geliştirdiği bu [İslâm-karşıtı] dil ile, Joerg Haider, Pim Fortuyn, özellikle de Le Pen'in başını çektikleri Avrupa'daki aşırı sağın o bildik iddialarını aynen tekrarlamakta bir sakınca görmemişti.

  VATİKAN, İSLAM DÜŞMANLIĞINI KÖRÜKLÜYOR
  Yeni Papa'nın aşırı sağla paylaştığı bir diğer görüş de, Avrupa'daki Müslümanların aslâ asimile edemeyeceğine inanmasıydı. Bu konuyla ilgili olarak da aynen şu sözü söylemişti: İslâm, diğer kültürlerin etkisini kabul etmeme konusunda kesinlikle ödün vermeyen bir dindir. (Papa'nın, Müslümanların dünya genelinde oldukça farklı ve zengin kültür çeşitliliğine ve kültür stillerine sahip olduğunu bilmediği anlaşılıyor.)
  Vatikan'ın İslâm'a karşı bu ikircikli yaklaşımının yalnızca Ratzinger'le sınırlı olmadığına dikkat çekmekte yarar var. Sözgelişi, sosyolog Renzo Guolo, Xenophobes and Xenophiles: Italians and Islam (Yabancı Düşmanları ve Yabancı Düşmanlığı: İtalyanlar ve İslâm) başlıklı kitabında son yıllarda yapılan İtalyan piskoposları toplantısı, İslâm aleyhinde bir dönüşüm yaşanan bir toplantıya dönüştü. Aşırı sağ'ın fikirleri ve ruhu Vatikan'daki çeşitli çevrelerde de köksalmaya başladı. Mesela Bologna Kardinali Biffi, İtalya'daki camilerin kapatılması ve müslümanlar gayr-ı insanî varlıklardır diyerek Müslümanların İtalya'ya girmelerini / göç etmelerini yasaklayan yeni bir yasa çıkartılması çağrısında bulundu.

  VATİKAN'IN KILICA BAŞVURULMASI ÇAĞRISI
  Bu tür İslâm-karşıtı söylemler o kadar yaygınlık kazanmaya başladı ki, gerçekte Vatikan-karşıtı bir parti olan Kuzey Birliği bile Haçlı'ların kılıcını harekete geçirten bir dil geliştirdi. Sözgelişi bu partinin Avrupa Parlamentosu milletvekili Francesco Speroni, Müslümanların İtalya'ya girmelerinin yasaklanmasını istedi. Speroni'nin bu açıklamasını, insan hakları aktivisti Rinella Cere, Vatikan'la Kuzey Birliği arasında şeytanî bir işbirliği yapıldığı şeklinde yorumlamaktan kendisini alamadı. 
 Dahası, Vatikan'ın bazı etkili yetkililerinin artık ABD'nin Irak işgalini destekledikleri ve Washington'ın Batı tarzı yönetim ve toplum anlayışının silah gücü kullanılarak dünyaya empoze edilmesi gerektiği şeklindeki inancını açıkça destekledikleri gözleniyor. Katolik bir gazeteci olan Sandro Magister, bu gerçeği çok açık ve seçik bir dille şöyle özetliyor: Vatikan diplomasisi, Arap diktatörlerle, özellikle de seküler ve milliyetçi diktatörlerle iyi ilişkiler kurma politikasını her zaman sürdürmüştür. Irak işgali dolayısıyla da, gerek duyulduğunda askerî güçlerin 'barış misyonerleri' olarak müdahalede bulunma imkânını aslâ gözden çıkarmıyor. Vatikan'ın liderlerine göre, şu ân işgal altındaki Irak, bu tür zorunlu olarak müdahale edilmesi gereken örneklerden biridir.

  İSRAİL VE ABD POLİTİKALARINA TAM DESTEK
  Ratzinger'in Müslümanlara karşı yaklaşımlarını bu şekilde katılaştırmasını, Vatikan yönetiminin tepesinde yaptığı önemli değişiklerden de görmek mümkün. Önceleri Papalık Dinlerarası Diyalog Konseyi'nin başında bulunan Başpiskopos Michale Fitzgerald, bu görevden uzaklaştırıldı ve Mısır'daki papalık misyonu da elinden alındı.
  Ratzinger, ayrıca, Filistin-yanlısı olarak görülen ve Kudüs Latin Patriği Michel Sabbah'ın yakın dostu olan ve önceki papanın Dışişleri Bakanı olarak görev yapan Kardinal Angelo Sodano ile de arasına mesafe koydu. Kardinal Sodano'nun yerine Kardinal Ruini'nin geçmesi bekleniyordu. Kardinal Ruini, İtalyan Piskoposlar Konferansı'nın eski başkanıydı ve dünyada tehlikeli bir sosyal ve kültürel beyin yıkama hâkim olduğu için İtalyan okullarındaki Müslüman çocukların, kendi dinlerini öğrenmeleri gerektiğini açıkça dile getirmişti.
  Öte yandan, yeni Papa, zaten perişan durumda olan Filistinlileri daha da zor duruma düşürecek iki önemli görev değişikliği daha yaptı: Kudüs Latin Patriği Sabbah'ın yanına, iki yıl sonra otomatik olarak onun yerine geçecek ve İsrail tarafından daha kabul edilebilir biri olarak görülen bir yardımcı atayarak Sabbah'ı pasifize etti. Sabbah, İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki politikalarını şiddetle eleştiren bir patrikti.
  İkinci olarak, İsrail'i açıkça destekleyen mesajlar veren Pierbattista Pizzabella'nın İsrail'de İbranice konuşan Katoliklerin piskoposu olarak atanması da sembolik açıdan önemli bir atamaydı. Bu olay, İsrail ve neo-conlar tarafından takdirle karşılandı. Filistinli bir Anglikan Kilisesi lideri, bu olayı çok kötü bir gelişme olarak nitelendiriyor ve Vatikan'ın yeni Ortadoğu politikalarının Vatikan'ın Amerika'da iktidarda olan neo-conların ve İsrail yanlısı stratejilerin açıkça desteklediğinin bir göstergesi olduğunu söylüyor.
  Ratzinger, Vatikan'ı İsrail yanlısı, Avrupa'da aşırı sağ, Amerika'da da neo-con politikaların çizgisine çekerken, attığı bütün bu adımların sembolik önemini çok iyi biliyor olmalı. 


  (*) Cambridge Üniversitesi / İslâmî Araştırmalar Bölümü, Müslüman-Hıristiyan Diyaloğu Kürsüsü Başkanı

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)