• Nombre de visites :
  • 4405
  • 24/10/2007
  • Date :

Büyük Peygamber (saa)'ın Güzel Ahlakı

Büyük Peygamber (saa)'ın Güzel Ahlakı

    Bu yazıda kaydedilen insani ahlaktan maksat, İslam peygamberi (saa)"in buyurduğu ahlaki mekarimdir:

اِنَّما بُعِثْتُ لِاُتَمِمَّ مَکارِمَ الاَخْلاقِ

    Ben ahlaki mekarimi tamamlamaktan başka bir amaç için gönderilmedim.

    Veyahut merhum Meclisi"nin Bıhar"ul Envar adlı eserinde o hazretten rivayet ettiği gibi:

عَلَیْكُم بِمَكارِمِ الاَخْلاقِ فَانَّ اللهَ بَعَثنی بِها وَ اِنَّ مِنْ مِکارِمِ الاَخْلاقِ اَنْ یَعْفُو عَمَّنْ ظَلَمَه وَیُعْطی مَنْ حَرَمَه وَ یَصِلَ مَنْ قَطَعَهُ وَ اَنْ یَعُودَ مَنْ لایَعُودُه

    Sizlere düşen görev ahlaki mekarimdir ki gerçekten de Rabbim beni onun için gönderdi ve O, ahlaki mekarimden ötürü kendisinden kopanın günahından vazgeçer ve mahrum ettiği kimseye geri gelir ve O"ndan kopanla birleşir ve O"na geri gelmeyene geri gelir.

    Bu açıklamadan anlaşılması gereken konu, ahlaki mekarim ve insani ahlakın ne olduğu ve iyi huylu olmakla farkını bilmektir.

    Mekarim, Mekrime"nin çoğuludur ve mekrime sözcük kökü itibarıyla keremli olandır.  Genelde içinde bir nevi hoşgörü ve büyüklük bulunduran iyi amele denir ve bir başka tabirle fevkeladeliği olan ameldir. Nitekim büyüklerin harikulade ve mucizevi işlerine de keramet denir.

    Ancak ahlak mehasini ve iyi huylu olmak, normalde iyi terbiye görmüş insanlarda bulunması gereken orta derecede bir ahlaktır. Gerçi bu da önemli ve fazilet doludur, ama her ne olursa olsun ahlaki mekarim düzeyinde özelliklere ve yüceliğe sahip olamaz.

    Ve bu yüzden İslam peygamberinden şöyle rivayet edilir:

اَلخُلْقُ الحَسَنُ لا یُنزَعُ اِلاّ مِنْ وَلَدِ حَیْضَةٍ اَوَ وَلَدُ زَنْتَةٍ

    Ancak ahlak mekarimi, adının nefis kerameti, kerimane huy, büyüklük ve kahramanlık gibi özelliklerin koyulması gereken şeydir ve herkesin işi değildir. Nitekim Hz. Ali (sa)"dan şöyle rivayet edilir:

اَحْسَنُ الاَخْلاقِ ما حَمَلَکَ عَلَی المَکارِم

      En iyi ahlak, seni mekarime zorlayandır.

    Ve bazen bundan da bir derece üstündür ve o da kimse size iyilik ve ihsan etmediği halde sizin insani ahlak ve göreviniz icabı ona iyilik etmenizdir, eğer bir sorunu varsa onu çözmeye çalışmanızdır, eğer bir haceti varsa hacetini yerine getirmenizdir ve esasen bu duygu her insanda vardır ki eğer bir mağdur görürse ona yardım etmeye çalışır ve ünlü şair Sadi"nin dediği gibi insanoğlu bir bütünün parçalarıdır ve eğer bir parça zor durumdaysa diğer parçalar buna dayanamaz ve hemen yardıma koşar ve eğer biri başkalarının acılarına karşın acı duymaz ise ona insanoğlu diyemeyiz.

    Ama tüm bunlardan daha da üstün olan ve ahlaki mekrime ve nefs kerametine ulaşan ve ahlaki mekarim olarak adlandırılan durumdur ve bunu bir nevi kahramanlık olarak adlandırmak da mümkün. Bu durumda biri size kötülük etmiş ve sizi rahatsız etmiştir ki siz de hayvani huyunuz ve hatta İslami insani hakkınız icabı ona aynı şekilde karşılık verebileceğiniz yerde ona iyilik ve ihsan etmeniz ve intikam almak yerine onun kötülüğünü affetmenizdir.

    Kuran"ı Kerim"in tabirine göre:

اِدْفَعْ بِالَّتی هِیَ اَحْسَنُ الَسِیئّة

Büyük üstad merhum şehid Mutahhari Ahlak felsefesi adlı eserinde tabii fiil ve ahlaki fiil başlıklı bölümde ahlak mekarimi ile ilgili çok ilginç bir araştırma sunuyor ve burada Sahife-i Seccadiye"nin Mekarim"ul Ahlak duasının bir bölümünü aktararak imam Seccad (sa)"dan şöyle naklediyor:

اَلّلهُمَّ صَلِّ عَلی مَحَمَّدٍوَ آلِ مُحَمَّدٍوَ سَدِّدْنی اُعارِضَ مَنْ غَشَّنی بِالنُّصحِ
  Ey Rabbim, Muhammed"e ve Al-i Muhammed"e selam gönder ve bana benimle zahirde dostluk eden ama gerçekte bana kötülük edenleri nasihat etme tevfikini inayet eyle.

وَ اَجْزِیَ مَنْ هَجَرنی بِالْبِرّ

Ey Rabbim, bana beni bırakanları iyilik ve ihsan ile cezalandırma tevfiki inayet eyle.

وَ اُثیبَ مَنْ حَرَمَنی بِالْبَذْلِ

    Ey Rabbim, bana beni mahrum bırakanları onlara bağışta bulunarak mükafatlandırma tevfiki inayet eyle.

وَاُکافیَ مَنْ قَطَعَنیِ بِالصِّلَةِ

    Ey Rabbim, bana benimle sıla-i rahimi ve sıla-i dostluğu kesenlerle onlarla birleşerek mükafatlandırma tevfiki inayet eyle.

وَ اُخالِفَ مَنْ اغْتابَنِی اِلی حُسْنِ الذِّکْرِ

    Ey Rabbim, bana benim gıybetimi edenlere arkalarından iyilik ederek karşı çıkma tevfiki inayet eyle.

وَ اَنْ اَشْکُرَ الْحَسَنَةَ وَ اُغْضِیَ عَنِ السَّیِّئَةِ

    Ey Rabbim, bana insanların iyiliklerine şükretme ve kötülükleri görmezden gelme tevfiki inayet eyle.

    Daha sonra Hoca Abdullah Ensari"den şu cümleyi aktarıyor:

    Kötülüğe kötülükle karşılık vermek köpekliktir, iyiliğe iyilik etmek hamallıktır, kötülüğe iyilikle karşılık vermek Hoca Abdullah Ensari"nin işidir.

    Ve merhum Muhaddis Kummi"nin tabiriyle:

    Resulullah (sav)"in ahlak ve sıfatlarını yazmak, birinin deniz suyunu bir kova ile boşaltmasına veya güneşi küçük bir delikten sarayına sokmaya çalışmasına benzer.

    Şimdi İslam peygamberinin onurlu ve ibret verici mübarek yaşamından bazı örnekler sunmaya çalışacağız.

Büyük Peygamber (saa)'ın Güzel Ahlakı

    Mekke fethi:

    Hicretin 8. yılı, İslam ve Müslümanlar için olaylı ve zaferli bir yıldı ve düşmanların ve müşriklerin en büyük kalesi, yani Mekke kenti Müslümanlarca fethedildi ve bundan sonra İslam dini hızla tüm Arap yarımadasına yayıldı ve her tarafı sardı.

    Mekke"nin fethedildiği gün İslam ordusu 4 gruba ayrılmıştı ve dört yandan kente girerek kendilerini Resulullah (sav)"in bulunduğu mekana, yani Mescidul Haram"a, Kabe"nin yanına yetiştirmeleri gerekiyordu.

    Her dört grup Mekke"nin dört bir yanından ilerlemeye başladı ve kendilerini Mescidul Haram"a yetiştirdi. İslam dininin ulu önderi de elini yüzünü yolun tozundan arındırarak gusletti, çadırından çıktı ve devesine binerek Mescidul Haram"a doğru yola koyuldu.

    Tüm gücünü İslam peygamberi ile mücadele yolunda kaybeden Mekke kenti şimdi huzu ve korku karışımı bir suskunluk içindeydi ve insanlar evlerin kapılarının ardından veya dağların üzerinden İslam peygamberinin azametini seyrediyordu.

    İslam peygamberi de bu kentte müşriklerden gördüğü azarlamaları, alayları ve acı anılarını gözden geçiriyor ve yüce Allah"ın kendisine sunduğu bunca nimet ve kudretten ötürü içinde şükrediyor, bazen de gözleri sevinç göz yaşları ile doluyordu. Mekke sokaklarını bir bir geride bırakarak Kabe"ye doğru ilerliyordu.

    İslam ordusu semavi lideri eşliğinde Kabe"yi tavaf etmeye hazırlandı ve hazretin gelmesiyle birlikte yol açmaya başladılar.

    İslam peygamberi devesi üzerinde tavaf yaptı ve ardından elinde bulunan asasıyla Hacer"ul Esved"i selamladı ve ardından deveden inerek Kabe duvarlarına asılan putları indirmek istedi ve putlara ulaşamayınca da Hz. Ali"ye omuzlarına binmesini ve putları indirmesini emretti.

    Bir çok ehli sünnet ve şia kaynaklarında belirtildiğine göre Hz. Ali"den İslam peygamberinin omuzlarına bindiğinde kendini nasıl gördüğü sorulduğunda, öyle ki  Süreyya yıldızını tutmak isteseydim bunu yapabilirdim, karşılığını verdi.

    Daha sonra Kabe"nin bekçisi olan Osman Bin Talha Kabe"nin kapısını açtı. İslam peygamberi Kabe"ye girdi ve müşriklerin peygamberlerden ve meleklerden yaptığı ve  Kabe"ye astığı resimleri asasıyla yere devirdi ve bu ayeti tilavet etti:

قُلْ جاء الحَقُّ وَ زَهَقَ الباطِلُ اِنَّ الباطِلَ کانَ زَهُوقاً

    De ki hak geldi ve batıl yok oldu ve gerçekten de batıl yok olmalıdır.

    Mekke müşrikleri ve Ebu Sufyan ve Suheyl Bin Amr ve diğer liderleri Mescid"ul Haram kenarında dizilmiş bekliyor ve şimdi İslam peygamberi Mekke"yi fethettiğine göre onca işkence, iftira, taciz ve alayın ve hatta kendisini öldürmek için işbirliği yaptıklarının ve hazreti gece yarısı Mekke"yi terk etmeye zorlamanın karşılığını nasıl vereceğini ve onların hakkında nasıl bir karar alacağını düşünürken öbür yandan da İslam ordusunu oluşturan on binlerce insan tavaf ettikten sonra cami etrafını doldurmuş ve işin sonucunu bekliyordu ki birden hepsi Kabe"nin kapılarının aralandığını ve Hz. Muhammed (sav)"in güzel ve nurani çehresinin görüldüğünü, iki elini iki kapıya dayadığını ve Mekkelilerin soluk yüzlerine bir bakışta süzdüğünü fark ettiler.

    Şimdi insanlar bu ilahi yiğidin, bu şirk ve putlarla mücadele eden kahramanın ne diyeceğini ve düşmanlarına karşı nasıl davranacağını bilmek istiyordu.

    Gözler İslam peygamberinin dudaklarına dikildi. Caminin çevresini ağır bir suskunluk sardı. Bir yanda müşriklerin kalpleri korkudan atıyor ve öbür yanda zafer elde eden İslam ordusu büyük coşku yaşıyordu. Kureyş halkı ölüm veya kalımını İslam peygamberinin dudakları arasında görüyor ve Allah resulünün gözlerinde öfke veya rahmet izlerini arıyordu.

    Hz. Muhammed ve nübüvvetini tanımayan ve onu ilahi resul kabul etmeyen, onun büyüklüğü ve yüce ahlakını duymayan veya görmeyenler tabi ki korku ve dehşet içinde olmaları doğaldı. Çünkü eğer o gün İslam peygamberi de onların bildiği diğer fatihler gibi insanlıktan bir şey anlamamış olsaydı tek bir kelime ile hepsinin katledilmesini ve mallarının yağmalanmasını emrederdi. Bu durumda Kureyş kabilesinden hiç bir erkek canlı kalmaz ve evlerin hepsi yıkılırdı. Ancak onlar onun ilahi peygamber olduğunu ve Kuran"ı Kerim"in tabiri ile Rahmet"un Lilalemin ( alimlere rahmet) olduğunu ve iktidar ve zafer durumunda kibir ve gurura kapılmadığını ve kişisel heves ve komplekslerinin tesiri altında kalmayacağını bilmiyordu.

    Neyse, o tarihi günde anlar çok yavaş ilerliyordu, ancak bekleme sona erdi ve 20 yıl önce çağrısını yaptığı cümle Mekke semalarını doldurdu:

لا اِله اِلاّ اللهُ وَحْدَهُ لا شَریکَ لَه، صَدَقَ وَعْدَهُ وَ نَصَرَ عَبْدَهُ وَ هَزَمَ الاَحْزابَ وَحْدَهُ

    Yegane Allah"tan başka Rab yoktur ve ortağı da yoktur, vaadleri doğru çıkmıştır ve kuluna zafer kazandırmış ve yardım etmiştir ve hizipleri tek başına hezimete uğratmıştır.

    Daha sonra Kureyş halkını peygamberin alacağı intikam korkusundan rahatlatmak ve gönüllerini sakinleştirmek için tekrar onlara hitap ederek şöyle buyurdu:

ماذا تَقُولُونَ وَ ماذا تَظنُّونَ

    Ne diyorsunuz (benim hakkımda) ve ne düşünüyorsunuz?

    İslam peygamberi bu iki kısa soru ile onların kendisi hakkındaki düşüncelerini öğrenmek istiyordu. Kureyş halkı İslam peygamberinin haşmet ve şevketinin tesiri altında kalmış, iltimas eden bir ifade ile özür dilercesine şöyle dediler:

نَقُولُ خَیراً وَ نَظَنُّ خَیْراً، اَخٌ کَریمٌ وَابْنُ اَخٍ کَریمٍ وَ قَدَ قَدَرْتَ

    Biz senin hakkında iyilik ve hayırdan başkasını söylemeyiz ve senin hakkında iyilik ve hayırdan başka düşünmeyiz. Sen sevgili ve kerim bir kardeşsin ve bizim büyük yeğenimiz (ve akrabamız) sayılırsın ki şimdi her türlü güce sahipsin.

    Bu kısa açıklama onların ne denli korku ve ızdırap içinde olduklarını göstermeye yetiyordu ve tabi güzel bir tabirle de o büyük insanın egemenliğini kabul ederek geçmişteki davranışlarından dolayı özür diliyor ve o hazretten af ve hoşgörü beklediklerini belirtiyordu.

    İslam peygamberi de bir kaç kısa ifade ile onların kaygılarını giderdi ve genel af ilan ederek şöyle buyurdu:

فَاِنّی اَقُولُ لَکُمْ ماقالَ اَخی یُوسُف: لا تَثْریبَ عَلَیْکُمُ الْیَوْمَ یَغْفِرُ اللهُ لَکُمْ وَ هُوَ اَرْحَمُ الرّحِمینَ

   Ben size kardeşim Yusuf"un dediğini tekrarlıyorum: bu gün sizi serzeniş etmiyorum.  Allah sizi rahmet eylesin çünkü O, en rahmetli olandır.

    Ve ardından şöyle devam etti:

    Gerçekten sizler peygamberinizi inkar eden ve onu kentinden kovan ve bununla da yetinmeyip başka beldelerde de ona savaş açan kötü insanlarsınız.

    Bu sözler tekrar bazılarını kaygılandırmaya başladı ve İslam peygamberinin onca işkence ve azarlanmaları hatırlayıp telafi etmek istemesini düşünmeye başladılar. Ancak Resulullah (sav) bu kaygıyı da gidermek için hemen şöyle devam etti:

فَاذْهَبوُا فَأنْتُم الطُلَقاء

    Gidin, hepiniz serbestsiniz.

    Tarihte ve rivayetlerde belirtildiği üzere İslam peygamberi bu sözleri söyleyince insanlar adeta mezardan yeniden çıkmış ve özgürlüğüne kavuşmuşçasına Mescid"ul Haram"dan koşarak çıktılar ve İslam peygamberinden gördükleri bu büyüklük ve hoşgörü yüzünden bir çoğu İslam dinini benimsediler.

    Ahlaki özellikleri:

büyük peygamber (saa)

    İyi huylu ve sabırlı olmak o hazretin eşsiz özelliklerinden biriydi. İslam peygamberi o dönemin cahil Araplarının sert huyları ve saygısızlıklarına karşı her zaman sabırlı davranıyordu ki bu da İslam dininin benimsenmesine neden oluyordu.

    Yoksullara ve insanlara yardım özelliği:

    Bir rivayete göre bir gün adamın biri Resulullah (sav)"in yanına gelir ve Resulullah"ın elbisesinin eski olduğunu fark eder. Adam İslam peygamberine kendisi için elbise alsın diye para verir. Ancak Resulullah o parayı Hz. Ali"ye verir ve şöyle buyurur: bu para ile bana yeni bir elbise al. Hz. Ali çarşıya gider ve Resulullah"a elbise alır. İslam peygamberi Hz. Ali"ye ben başka bir elbise istiyorum, acaba sahibi bunu geri alır mı? diye buyurur.  Hz. Ali elbisenin sahibine gider ve Resulullah"ın bunu beğenmediğini ve başka elbise istediğini söyler. Satıcı elbiseyi geri alır ve parayı geri öder. Bu kez İslam peygamberi Hz. Ali ile birlikte çarşıya gider. Yolda yerde oturan ve ağlayan bir köle ile karşılaşırlar. Resulullah rahatsızlığının sebebini sorar. Köle sahibinin alış veriş için kendisine biraz para verdiğini ancak parayı kaybettiğini söyler. Resulullah elindeki paranın bir kısmını köleye verir ve onu yollar. Ardından çarşıya gidip daha ucuz bir elbise satın alır ve Allah"a şükreder. Bu kez çarşı çıkışı çıplak bir yoksulla karşılaşırlar. Yoksul adam, kim beni giydirirse Allah onu cennetten elbiselerle giydirsin diye dua etmektedir. Resulullah aldığı elbiseyi yoksul adama verir ve tekrar çarşıya dönerek paranın geri kalan son kısmı ile tekrar bir elbise alır ve yine Allah"a şükrederek eve döner. Yolda aynı köle ile karşılaşırlar. Köle dışarıda uzun süre kaldım, sahibimin beni dövmesinden korkuyorum der. Resulullah köle ile birlikte evlerine gider, kapıyı çalar ve selam verir. Ancak kimse karşılık vermez. Resulullah ikinci ve üçüncü kez selam verir, bu kez karşılığını alır.

Resulullah neden ilk iki kez cevap vermediniz? diye sorar. ev halkı selamınızı duyduk, ancak güzel sesinizi daha fazla duymak istedik der. Resulullah bu köle gecikti, onu cezalandırmayın diye buyurur. Ev halkı ya Resulullah bu köle senin kutlu adımlarının bereketi ile serbesttir diye karşılık verir. Resulullah Allah"a şükür, bunca bereketli bir para görmemiştim, iki adamı giydirdi, bir köleyi de serbest bıraktı, diye buyurur.

    Yine bir başka rivayete göre dilencinin biri Resulullah"ın yanına gelir ve bir şey ister. Resulullah, acaba bana borç verecek biri var mı? diye sorar. Ensardan biri evet diye karşılık verir. Resulullah, o zaman bu adama 4 birimlik hurma ver diye buyurur. Adam dilenciye hurmayı verir ve bir süre sonra Resulullah"ın yanına gelerek alacağını ister. Resulullah inşaallah olur diye karşılık verir. Adam tekrar gelir ve alacağını ister ve yine aynı cevabı işitir. Ta ki adam dördüncü kez gelir ve aynı cevabı duyunca ya Resulullah ne zamana kadar inşallah diyeceksiniz? diye sorar. hazret gülerek şöyle buyurur: acaba bana borç verecek biri var mı? diye sorar. adamın biri evet, der. Resulullah ne kadar var? Diye sorar. adam istediğin kadar diye karşılık verince Resululllah o zaman bu adama 8 birimlik hurma ver diye buyurur. Ensardan olan ilk adam benim alacağım 4 birimlik hurma idi der. Resulullah, artı 4 birimlik daha diye buyurur.

    Bu rivayeti eden kimse ardından İslam peygamberinden bir başka hadisi anlatır:

انّ رسول الله لم یورّث دیناراً ولا درهماً و لا عبداً ولا ولیدة و لاشاة ولا بعیراً، ولقد قبض(ص) وانّ درعه مرهونة عند یهودیّ من یهود المدینه بعشرین من شعیر استلفها نفقة لاهله

    Gerçekten de Resulullah (sav) bu dünyadan ayrılırken hiç bir mal geride bırakmadı ve hatta zırhı bile Medine"de bir Yahudi"nin yanında rehin olarak bulunuyordu.  

                                                                                               

Ayetullah Seyyid Haşim Resuli Mahallati

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)