İlgili Yazılar
  • Adı Ebu Talib Oğlu Ali
    Adı Ebu Talib Oğlu Ali
    Şiiliği diğer İslam okullarından ayıran en önemli özellik, temellerinin sevgiye dayalı olmasıdır. Resulullah'ın (s.a.a) hayatta olduğu yıllarda oluşan bu okul, sevgi ve samimiyetle yoğrulagelmiştir......
  • Nombre de visites :
  • 3659
  • 24/10/2007
  • Date :

Ebu Talib'in Vefatı

ebu talib'in vefatı

  Kureyş'in uygulamış olduğu iktisâdi ambargo, onlardan iyi düşünceli bir grubun plânı sayesinde kırılmıştı. Hz. Peygamber (s.a.a) ve ona tâbi olanlar, üç yıl dışlanma ve sıkıntıdan sonra Şi'b-i Ebu Talib'den çıkmış ve evlerinin yolunu tutmuşlardı. Müslümanlarla alış veriş serbest olmuştu ve Müslümanların durumu iyiye doğru gidiyordu. Ansızın Hz. Peygamber (s.a.a) acı bir durumla karşı karşıya kaldı. Bu içler acısı musibet sığınmasız Müslümanların ruhiyesinde kötü bir eser bırakmıştı.

O hassas dönemde bu hadisenin yarattığı boşluk, hiçbir şeyle kıyaslanamazdı; zira bir din veya ideolojinin gelişimi iki temel etkene bağlıdır: Beyan özgürlüğü ve namert düşmanın hamlelerini önleyebilmek için gerekli savunma gücü.

  Tesadüfen Müslümanlar, beyan özgürlüğü elde ettikleri bu dönemde, ikinci etkeni kaybettiler. Yani İslâm'ın yegâne hamisi olan Ebu Talib, aralarından ayrılmış ve toprağa verilmişti.

*     *     *

  O gün, Hz. Peygamber (s.a.a), sekiz yaşından elli yaşına kadar onun muhafaza ve himayesini üstlenen, bir kelebek misali onun etrafında dönen, Muhammed'in (s.a.a) bir gelir elde edinceye dek, tüm masraflarını karşılayan ve onu kendi çocuklarından bile üstün tutan müdafisini kaybetmişti.

  Hz. Peygamber (s.a.a), dedesi Abdulmuttalib'in, kendisini son nefesinde ona emanet ettiği ve aşağıdaki şiirle kendisine hitap ettiği bir şahsiyeti kaybetmişti:

  Ey Abdumenaf![1] Babası gibi muvahhid olan bu şahsın himaye ve korumasını senin omuzlarına bırakıyorum.

O, Abdulmuttalib'e cevaben şöyle dedi: "Babacığım, Muhammed'in (s.a.a) ısmarlanmaya ihtiyacı yok, zira o kardeşimin çocuğu ve benim çocuğumdur."

  Ecel terleri Ebu Talib'in alnında belirdiği vakit, Hz. Peygamber (s.a.a), geçmişin acı-tatlı olaylarını anımsayarak kendi kendine şunları söylüyordu:

  1- Ölüm döşeğinde yatan bu şahıs, benim şefkatli amcamdır. O, ekonomik ambargo döneminde Şi'bde beni yatağımdan kaldırır, elimi tutar, başka bir yerde istirahat edebileceğim vesileleri hazırlardı, ansızın Kureyş bir hamle yapıp beni uyku hâlinde paramparça etmek ister, düşüncesiyle ciğerparesi oğlu Ali'yi de benim yatağımda yatırırdı, okları hedefe isabet etmesin diye oğlu Ali'yi benim hayatım uğruna feda ederdi; hatta bir gece oğlu Ali (a.s) ona: "Babacığım sonunda bir gece ben bu yatakta öldürüleceğim." dediğinde, ona sinirlenerek şöyle dedi:

"Evlâdım, sabır aklın alâmetlerinden biridir. Her canlı ölüme doğru gidecektir. Ben senin sabrını ölçtüm ve belâlar çok zordur. Seni necip oğlu necip olana (Muhammed b. Abdullah'a) adadım."[2]

 Oğlu Ali (a.s) de babasına güzel ve iç açıcı cevaplar vererek Peygamber uğruna can vermekle iftihar edeceğini söyledi.

  2- Bu ruhsuz beden, benim saygıdeğer ve vefalı amcamın bedenidir. O, benim yolumda üç yıl derbeder oldu, tüm akrabaların rahatlığını bozdu, hepsinin o derede benimle yaşamasını emretti. Kendi reislik ve efendiliğini düşmanın ayakları altına serdi. Yani tüm dünyasını ve varlığını kaybetti. Benim yanımda yer aldı, Kureyş'e tüm ümitlerini kesecekleri bir cevap gönderdi ve onlara beni himaye etmekten asla vazgeçmeyeceğini anlattı.

Şimdi onun bildirisinin metni:

  Ey Muhammed'in (s.a.a) düşmanları! Bizim Muhammed'i (s.a.a) yalnız bırakacağımızı sanmayın. Hayır, o her zaman bizim uzaktan akrabalarımız ve yakınlarımız arasında değerlidir. Haşimi-lerin güçlü bilekleri, onu her türlü tehlikeden koruyacaktır.[3]

  Amcasının ölümü kesinleşmişti, Ebu Talib'in evinden çığlık ve ağlama sesleri yükseldi. Dost ve düşman herkes onun evi etrafında toplanmış ve onun defnedilme merasimine katılmışlardı; ama Ebu Talib gibi Kureyş'in reisi ve kabilenin efendisi olan bir şahsiyetin ölümü ile ilgili olaylar hemen son bulur muydu?


[1]- Ebu Talib'in adı "Abdumenaf" idi ve babası ona bu isimle hitap ederdi.Onun adının "İmran" olduğu da söylenmiştir. Uzak yerlerden Hz Peygamber (s.a.a) için okunması müstehap olan bir ziyaretnamede denildiği üzere şöyle hitap edilmektedir:

«السلام علی عمّک عمران ابی طالب» (Yani, amcan İmran'a -Ebu Talib'e- selâm olsun)

Bazıları onun adının Ebu Talip olduğunu zannediyorlar. Hâlbuki bu onun künyesidir.

[2]-اصبرن یا بنی فالصبر احجی /  کل حی مصیره لشعوبٍ/ قد بلوناک و البلاء شدید /  لفداء النجیب و بن النجیب     

Emirü'l-Müminin babasına cevaben şöyle buyuruyor:

اتامرنی بالصبر فی نصر احمد/ ووالله ما قلت الذی قلت جارعا/ و لکن احببت ان تری نصرتی/ و تعلم ان لم لم ازل لک طائعاً

Menakıb-ı İbn Şehraşub, 1/27; el-Hüccet, 70.s.

[3]-  لذی غربة منا و لا متقرّب/ نه ستمنحه منا ید هاشمیة/ و مرکبها فی الناس اخشن مرکب /   فلا تحسبونا خاذلین محمداً


Adı Ebu Talib Oğlu Ali

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)