• Nombre de visites :
  • 141574
  • 24/10/2007
  • Date :

Vahiy Nedir?

kuran

     Vahiy, Allah Teala"nın, peygamberliğe seçtiği kişilerle, emirlerini iletmek amacıyla, niteliği bizim his ve idrakimizi aşan bir tür tekellüm şeklidir.   

Allah Teala şöyle buyuruyor:

 Biz, Nuh"a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi, sana da vahyettik.[1]

    Büyük filozof Sadruddin Şirazi şöyle yazıyor: İnsan nefsi ister vacib-ül vücut, ister mümkün-ül vücut olsun, bütün hakikatlerin onda tecelli etme kabiliyetine sahiptir.  Ancak bu tecelli nefsin zorunlu bir sıfatı olmadığından önceden zikrettiğimiz bir takım dış etkenler buna mani olabilir. Nefis aynen bir ayna misalidir. Engelleyici sebepler ise, onunla Allah Teala"nın kıyamete kadar bütün olup bitenleri kaydetmiş olduğu Levh-i Mahfuz cevheri arasında bir perde oluşturmaktadır. İşte bu engelleyici sebepler gittiği taktirde ilmi hakikatler işbu akli levhadan nefis aynasına yansıyacaktır.
    Nasıl ki, iki ayna arasında olan engel bazen işe koyulan birinin çabasıyla gider, bazen de örneğin, bir rüzgar esmesi o engeli giderebilirse, böylece insanoğlu da, ilmi hakikatlere bazen kendi tefekkür gücüyle eşyadan ilmi suretleri soyutlayarak varabiliyor, bazen de ilahi lütuf rüzgarı sayesinde bu engeller ortadan kaybolur. Böylece basiret gözünden perdeler kalkar ve Levh-i Mahfuz"da yazılı olan ilmi hakikatlere nail olup görebilir.
    Bu, bazen uyku halinde gerçekleşebilir. Böylece gelecekte olacak şeyleri rüyada görebilir. Fakat, tam anlamıyla perdenin kalkıp hakikatin tecelli etmesi, ancak ölüm hakikatinin tecelli etmesiyle gerçekleşir. 
    Bundan anlaşıldı ki, insan ilmi hakikatlere çeşitli şekillerle ulaşabilir. İnsan bazen, bizzat her kesin kendi sahip olduğu kazanma, talim ve taallüm (eğitim ve öğrenim) yoluyla ilim elde edebilir. Bazen de, kişinin kendi şevk ve isteğinden sonra veya şevk ve istek söz konusu olmadan ilim ona akım eder. Öyle ki, nasıl ve nereden geldiğini anlayamaz. Bu ikinci kısım ilim edinme yoluna sezgi ve ilham denir. Bunun kendisi de iki kısma ayrılır. Bazen böyle bir ilme mazhar olan kişi, o ilmin sebebi ve kaynağı olan şeyi anlar. Bu, Allah tarafından ilim getiren meleği müşahede etmekle olur. Bazen de, o ilmin kaynak ve sebebini teşhis edemez. O halde ilim edinme yolu bu üç yoldan ibarettir. Birincisine kazanma ve talim, ikincisine, sezgi ve ilham, üçüncüsüne de vahiy denir. Vahiy yolu peygamberlere, sezgi ve ilham yolu da, velilere mahsustur. Birinci yol ise, bütün insanlar arasında ortaktır İşte bunun içindir ki, Allah Teala: Allah bir insanla ancak vahiy suretiyle veya perde arkasından konuşur, yahut bir elçi gönderir; izniyle, dilediğini vahyeder. Doğrusu O, yücedir, Hakimdir[2] buyuruyor. [3]
İşbu tanıma göre vahiy, ilahi ilmi getiren meleğin vahiy alan kişi tarafından bilindiği ilim türüne denir. Nitekim bazı hadislerde de, peygamberler ile veliler arasındaki farkın bu olduğu belirtilmiştir. Yani, vahiy alan peygamber kendine ilahi ilmi getiren meleği görür, ama ilham alan veli görmez.
    Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s)"a: Resul, nebi ve muhaddesin (velinin) farkı nedir? diye sorulunca, Hazret şu cevabı vermiştir: Resule Cebrail açıkça gelir ve o Cebrail"i görerek konuşur. Resul bu kimsedir. Nebi ise, rüyasında görür. Nitekim Hz. İbrahim rüyasında görürdü ve Hz. Resulullah da kendine vahiy gelmeden önce nübüvvet sebeplerini rüyasında görürdü. Ancak Cebrail Hz. Resulullah için risalet makamını Allah katından getirip, Hazret hem nübüvvet hem de risalet makamına haiz olunca, Cebrail açıktan Hazret"e gelir ve konuşurdu Muhaddese gelince; o, kendisine ilim getiren sesi işitir, ancak onu (sesin sahibini); ne açıktan, ne de rüyasında görmez. [4]
    Ancak buna rağmen, Kur"an-ı Kerim"de vahiy, yukarıda değindiğimiz ıstılahi manadan daha geniş manada kullanılmıştır.
    Örneğin, Allah Teala şöyle buyuruyor: Ve Rabbin bal arısına vahyetti ki: Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan kendine evler edin[5]
    Bu ayet-i kerimede geçen vahyin niteliği bizlere meçhuldür. Belki de bir çeşit ilham ve yönlendirme manasını ifade etmektedir.

 Allah Teala şöyle buyuruyor:

 Ve Musa"nın anasına şöyle vahyettik: Onu (Musa"yı) emzir sonra öldürülmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil nehrine) bırakıver. Sakın korkma ve üzülme! Biz, muhakkak onu sana geri vereceğiz ve kendisini peygamberlerden yapacağız.[6]

    Bu ayette geçen vahyin niteliği de bizlere meçhuldür. Ulema Hz. Musa"nın annesinin peygamber olmadığını göz önüne alarak, bu ayette geçen vahyin de ilham manasını ifade ettiğini belirtmişlerdir.
    Fakat ilahi elçiler olan meleklerin yalnızca peygamberlere görülebileceğini iddia edemeyiz. Zira, Kur"an-ı Kerim"de meleklerin peygamber olmayan bazı kutsal insanlara göründüğünden de söz edilmiştir.
    Buna; Hz. Lut peygamberin kavmini yok etmekle görevlendirilen meleklerin Hz. İbrahim (a.s)"ın evini de ziyaret ederek, Hazret"in ailesine görünerek, onlara ihtiyar yaşlarında evlat müjdesi vermeleri olayı ile, Hz. Ruh"un (Cebrail"in) Hz. Meryem (a.s)"a temessül ederek, görünme olayını örnek olarak zikredebiliriz.
    O halde farkı, meleğin görünüp görünmemesinde değil, getirilen mesajın içeriğinde aramalıyız. Yani, getirilen mesaj risalet niteliğinde olursa, bu peygamberliğe ait bir vahiydir. Aksi taktirde vahiy olsa bile peygamberlikle bir alakası yoktur.


[1]- Nisa: 163
[2]- Şura: 51
[3]- Şevahid-ür Rübubiyye s. 347, 348, 349
[4]- Usul-u Kafi c. 1 s. 176
[5]- Nahl: 68
[6]- Kasas: 7

 

  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)