• Nombre de visites :
  • 2347
  • 24/10/2007
  • Date :

Veliyy-i Fakih

                          
veliyy-i fakih

 

Mercilik ve Rehberlik

Soru 1: Taklit merciinin fetvalarıyla Müslümanların veliyy-i emrinin (rehberinin) siyasi, kültürel ve toplumsal konulardaki fetvalarının çelişmesi halinde Müslümanların görevi nedir? Bu hususta bir ölçü var mıdır? Mesela müzik konusunda taklit merciinin fetvası rehberin fetvasıyla farklıysa hangisine uyulması gerekir? Veliyy-i fakihin hükmü mercii taklidin fetvasına nerede tercih edilmelidir?

Cevap: İslâm ülkesinin idaresi ve Müslümanların geneline ait konularda Müslümanların veliyy-i emrinin (rehberin) görüşüne uyulması gerekir. Taklit merciinin fetvasına sadece ferdî meselelerde uyulabilir.

Soru 2: Bildiğiniz gibi Usul-u Fıkıh'ta "içtihatta tecezzi" (içtihadın bölünmesi) adı altında bir bölüm vardır. İmam'ın mercilik ile rehberlik makamını ayırması içtihadın tecezzisinde atılan bir adım değil midir?

Cevap: Taklit mercii ile rehberliğin ayrılmasının içtihattaki tecezziyle bir ilgisi yoktur.

Soru 3: Ben herhangi bir taklit merciini taklit etmiş olursam, Veliyyi Emr-i Müslimin de saldırgan kâfirlere, zalimlere karşı savaş veya cihat ilân ederse, taklit ettiğim müçtehit de savaşa katılmama izin vermezse o zaman onun emrine uymalı mıyım?

Cevap: Veliyyi Emr-i Müslimin'in emirlerine, Müslümanların genelini ilgilendiren meselelerde uyulması farzdır. Müslümanların geneline ait olan meselelerden biri de tağut ve kafirlerin saldırıları karşısında İslâm ve Müslümanları savunmaktır.

Soru 4: Veliyyi fakih'in hükmü ve fetvası ne derece mükellefi bağlar. A'lem olan mercii taklidin fetvasıyla farklı olduğu takdirde hangisi öncelik taşır ve hangisine uyulmalıdır?

Cevap: Veliyyi Emr-i Müslimin'in hükmüne uymak herkese farzdır. Taklit merciinin fetvası veliyy-i emr'in hükmüyle farklı olduğu takdirde, taklit merciinin fetvasının geçerliliği kalmaz.

Veliyy-i Fakih ve Şer'î Hâkimin Hükmü

Soru 5: Velâyet-i fakihe mefhum ve mısdak yönünden inanmak aklî delile mi dayanmaktadır, şer'î delile mi?

Cevap: Adil ve alim fakihin hükümet etmesi anlamına olan velâyet-i fakih, şer'î bir hükümdür. Ve akıl da bunu desteklemektedir. Mısdakını belirlemek için ise, İslâm Cumhuriyeti'nin anayasasında açıklanmış olan insanlar arasında kabul edilmiş aklî bir yol (yöntem) mevcuttur.

Soru 6: Şer'î hükümlerin uygulanması İslâm ve Müs-lümanların maslahatı gereği veliyyi fakih'in hükmüyle durdurulabilir mi?

Cevap: Duruma göre değişir.

Soru 7: İslâm hükümetinde yayın organları veliyy-i fakih'in emrinde ve kontrolünde mi olması gerekiyor, yoksa dini havzalar ve başka teşkilatların mı?

Cevap: Veliyyi Emr-i Müslimin'in emir ve kontrolünde olması gerekir. Bu organlar ilahi ilim ve maarifi yaymak, İslâm ve Müslümanlara hizmet etmek, İslâm toplumunun sorununu çözmek ve fikri yönden ilerletmek, Müslümanların birliğini korumak, kardeşlik ruhunu aralarında yaymak ve benzeri işlerle görevlidir.

Soru 8: Mutlak şekilde velâyet-i fakih'i kabul etmeyenlere hakiki Müslüman denilebilir mi?

Cevap: İmam Mehdi'nin (canımız ona feda olsun) gaybeti döneminde içtihad veya taklit yönünden mutlak şekliyle velâyet-i fakih'i kabul etmeyenler bu görüşlerinden dolayı dinden çıkıp mürted olmazlar.

Soru 9: Veliyy-i fakih'in velâyeti (tasarruf hakkı) tekvini midir? Ve bu velâyet hakkından istifade ederek maslahat için dini hükümleri herhangi bir sebepten dolayı, örneğin; genel bir maslahatı gözeterek kaldırabilir mi? Neshedebilir mi?

Cevap: Resulullah'ın (s.a.a) irtihalinden sonra İslâm'da hiçbir şer'î hüküm neshedilemez. Mevzunun değişmesi, zaruretlerin ortaya çıkması veya bazı geçici sebeplerden dolayı bazı hükümlerin uygulanmaması neshetmek demek değildir. Tekvini velâyet ise kabul edildiği taktirde sadece masumlara mahsustur.

Soru 10: Adil fakihin velâyetini (tasarruf hakkını) sadece hisbî işlerle (yetimin malını korumak gibi Allah Tealâ'nın terk edilmesine razı olmadığı işlerle) sınırlı bilenlere karşı nasıl bir tavır almalıyız? Şunu da biliyoruz ki, bu görüşte olanların bazı temsilcileri onlara uyarak bu fikri yaymaktalar.

Cevap: Velâyet-i fakih ilkesi, her asır ve zamanda toplumun yönetimi, toplumsal meselelerin idaresi için hak olan İsna Aşeriyye mezhebinin esaslarından biri sayılır. Bunun kökü imamet esasına dayanmaktadır. Kendine göre bir delile dayanarak fakihin velâyeti olmadığına inanan ise mazurdur. Ancak; böyle birisinin tefrika ve bölücülük yapması caiz değildir.

Soru 11: Veliyy-i fakih'in emri tüm Müslümanları mı bağlar, yoksa sadece onu taklit edenler için mi geçerlidir? Fakihin mutlak velâyetine inanmayan birisinin veliyy-i fakih'in emrine uyması farz mıdır?

Cevap: Şia fıkhına göre, Müslümanların veliyy-i emrinin emirleri tüm Müslümanları bağlar. Onun emir ve yasaklarına uymak diğer fakihleri taklit edenler bir yana, o fakihlere bile farzdır. Bize göre fakihin velâyetini kabul etmek, İslâm'a bağlılık ve masum imamların (a.s) velâyetinden ayrılmaz.

Soru126: Fakihin mutlak velâyetinin (velâyet-i fakih-i mutlakın) anlamı nedir?

Cevap: Şartları taşıyan fakihin mutlak velâyetinden maksat, şudur: Kıyamete kadar baki kalacak ve semavi dinlerin sonuncusu olan yüce İslâm dini, hükümet ve yönetim dinidir. İslâm toplumunun tüm kesimleri için, ümmeti iç ve dış düşmanlardan koruyacak, onlara adil bir şekilde hükmedecek, zayıfların hakkını koruyup, sa-vunacak, siyasî, ekonomik vb. konularda ilerlemelerini sağlamaları için gerekli vesileleri hazırlayacak bir ve-liyy-i emr, bir şer'î hakim, yani bir rehberin olması gerekir.

Yukarıda zikredilenlerin uygulamaya geçirilmesi bazılarının istek, çıkar ve aşırı serbestliğiyle çelişebilir. Müslümanların emiri (yöneticisi) İslâm fıkhı ışığında toplumu yönettiğinde ihtiyaç duyduğu gerekli icraatları yapması ona farzdır.

Buna göre de İslâm ve Müslümanların maslahatlarıyla ilgili konularda karar ve yetkisi tüm halkın yetkisinden üstte olmalıdır. Bunlar, fakihin mutlak velâyetinin sadece küçük bir bölümünü oluşturur.

Soru 13: Ölü müçtehidde baki kalmak fakihlerin fetvalarına göre; bir müçtehidin izinine bağlı olduğu gibi, ölmüş veliyy-i fakihin emir ve hükümlerinin de geçerliliği, diri olan veliyy-i fakihin iznine mi bağlıdır. Yoksa kendiliğinden baki midir?

Cevap: Veliyy-i Emr-i Müslimin tarafından alınan karar ve hükümler belirli bir zaman için ve geçici olmazsa aynen geçerliliğini korur. Ancak sağ olan veliyy-i fakih onu kaldırmayı maslahat görürse kaldırabilir.

Soru 14: Mutlak velâyeti kabul etmeyen ve İslâm Cumhuriyeti'nde yaşayan bir fakihin veliyy-i emrin emirlerine uyması farz mıdır? Eğer veliyy-i emrin emrine uymazsa fasık olur mu? Veya mutlak velâyeti kabul eden bir fakih kendisini bu makama daha uygun bildiğinden veliyy-i emrin emirlerine uymazsa fasık olur mu?

Cevap: Veliyy-i Emr-i Müslimin'in hükümet ve yönetimle ilgili emirlerine uymak tüm mükelleflere hatta fakih bile olsa farzdır. Ben daha uygunum bahanesiyle velâyet makamını üstlenmiş kimseye muhalefet etmek caiz değildir. Elbette; bu hüküm, veliyy-i fakihin belirlenmiş kanunî yoldan velâyet makamını üstlenmiş oldu-ğu takdirde geçerlidir. Eğer kanunî yoldan başa geçmiş olmazsa, mesele tamamen değişir.

Soru 15: Gaybet döneminde, şartları taşıyan bir müç-tehidin, ceza kanunlarını uygulamaya yetkisi var mıdır?

Cevap: Gaybet döneminde ceza kanunlarını uygulama farzdır; buna yetkili şahıs Müslümanların veliyy-i emridir.

Soru 16: Velâyet-i fakih; taklidi bir konu mudur? Yoksa itikadî bir mesele midir? Velâyet-i fakih'e inanmayanın hükmü nedir?

Cevap: Velâyet-i fakih, mezhebin esaslarından olan velâyet ve imamete ait konulardandır. Ancak diğer fıkhî hükümlerin şer'î delillerinden çıkarıldığı gibi, velâyet-i fakih'e ait olan hükümler de şer'î delillerden çıkarılmaktadır. Buna göre de, istidlal yoluyla velâyet-i fakih'in kabul edilemeyeceği görüşüne varan kimse mazurdur.

Soru 17: Bazı yetkililerden "idare etme velâyeti" diye bir şey duyuyoruz; yani bir üst yetkiliye kayıtsız şartsız itaat etme. Bu konudaki görüşünüz ve şer'î vazifemiz nedir?

Cevap: İslâm devletinde geçerli idarî kanun ve kurallara dayalı olarak verilen emirlere muhalefet etmek caiz değildir. Ama İslâmî kavramlar arasında "yönetim ve idare etme velâyeti" diye bir şey yoktur.

Soru 18: Amirler kendi şahsî işlerini kendileri yapacak olsalar vakitleri zayi oluyor diye, o işleri için emirlerinin altında olanlara emir verebilirler mi?

Cevap: Mesullerin (üst makamların) herhangi bir görevliye kendi şahsî işlerini yaptırmak için emir vermeleri caiz değildir. Eğer; şahsi işlerinde çalıştırırlarsa onların normal ücretleri, çalıştıranların üzerine gelir.

Soru 19: Veliyy-i fakih tarafından çeşitli teşkilatlarda görevlendirilmiş olan temsilcinin, çıkarmış olduğu kararlara uymak farz mıdır?

Cevap: Veliyy-i fakih tarafından kendisine verilen salahiyet çerçevesinde çıkardığı, uyulması zorunlu kurallara muhalefet etmek caiz değildir.

 

 

 

Yaşamayan Müçtehidin Taklidi

TAKLİT ETMENİN ŞARTLARI

TAKLİT HÜKÜMLERİ

İHTİYAT, İÇTİHAD VE TAKLİD

 

 

 

 
  • Yazdır

    Arkadaşlarına gönder

    Yorumlar (0)